Yaratılan canlı cansız her şey bir bütünün parçalarıdır. Bütünsellik, düşünce tarihinde, sosyo-kültürel ve bilimsel alanlarda üzerinde önemle durulan kavramlardan biridir.  Kâinatta bulunan canlı cansız tüm varlıklar birbirleriyle ilişki, iletişim ve etkileşim halindedir. Tek bir sistem gibi ahenk içinde hareket ederler. Var olan her her şey, diğerlerini etkileme, değiştirme ve yönlendirme özelliğine sahiptir. Gereksiz ve anlamsız görülen her şey hem kendi içinde hem de bütün içinde değerli, anlamlı, gerekli hatta zorunludur. Yapılan ufak bir değişiklik bile dengeyi bozmaktadır. Yıllar önce lağım farelerinin varlığı insanları rahatsız edince çeşitli kimyasallar kullanarak fareler zehirlenmiştir. Farelerin ölümleri artınca bir süre sonra kanalizasyonların tıkandığı görülmüştür.

Holistik düşünce bütünün kendisini oluşturan parçalardan öte bir şey olduğu görüşünü öne çıkaran felsefi yaklaşımların ortak adıdır. Kâinatı bir bütün olarak görebilmeyi, yaşanılan her bir olaya, duruma bütünsel bakabilmeyi, bunu yaparken de bütünün en ince ayrıntısına kadar anlayabilmeyi sağlayan bir yöntemdir. Yediğimiz bir yemeğin içinde bulunan tüm malzemeyi tek tek göremeyiz fakat içinde bulunan malzemeleri duyumuzla algılar tahmin ederiz. Tuz mineralini örnek verelim. Tuzu pişen yemeğin içinde göremeyiz fakat varlığını tatma duyumuzla algılarız. O artık bütün içinde cismi yok olmuş, özü kalmıştır. Varlığını bütün içinde eritmiş yeni bir forma evirilmiştir. Bir anlamda kısmen yok olarak bütünde var olmuştur.

Bütünsellik, dinlerde, düşünce tarihinde, sosyo-kültürel ve bilimsel alanlarda önemle üzerinde durulan kavramlardan biri olmuştur. Felsefeci Hegel, nesnelerin bölünmez özelliklerini önceleyerek doğal bütünlüğü savunmuştur. Gestalt Psikolojisi’nde parçaların, algılanan bütünsel şeklin üzerinde etkileri vardır.

Dinimiz ise Müminleri tanımlarken bir bütün olarak tarif etmiştir. Peygamberimiz bu durumu  şöyle ifade etmişlerdir. “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirle­rini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb)

Tasavvufta İmam Rabbani Hz.lerine göre varlık âleminde Allah’tan başka müşahede edilen bir varlık yoktur. Ona göre iki ayrı varlık anlayışı vardır. Bir yanda yaratıcı, diğer yanda eşya… Eşyayı, yaratıcının eşyada görünür olması olarak tanımlar. Her şey O’ndandır. Buna benzer bakış açısı geliştiren birçok âlim de olmuştur. İmamı Gazali, İbni Arabi, Feridüddin Attar gibi…

Tüm bunlardan çıkardığımız sonuca göre varlık âleminde hiçbir şey sonlu, bağımsız, tekil ve yalın değildir. Her varlığın kendine has bir dönüşüm, bir çeşit evrim düzeni vardır. Her birimiz kendimizi bir bütünün parçaları olarak gördüğümüzde bir olay ve durum karşısında bana ne, sana ne, nemelazım sözleri nasıl da anlamsız kaldı değil mi? Bana ne arkadaşımdan, bana ne komşumdan, bana ne akrabalarımdan veya ailemden diyebilir miyiz? Sana ne, benim yaptıklarım beni ilgilendirir diye bir cümle kurabilir miyiz? Varsayalım bu cümleyi kurduk reelde bu söylem bizi ailemizden, akrabamızdan, çevremizden soyutlar ve bağımsız kılar mı?

Modern dünya düzeni tüm hâkimiyetini son sürat devam ettirirken Lyotard tarafından postmodern durum olarak tanımlanan yeni dönem; tüm belirsizliği, şüpheciliği, inançsızlığı ile dağdan kopmuş büyük bir çığ afeti gibi üzerimize gelmektedir. Bu durum karşısında ne yazık ki ne yönetimler, ne siyaset, ne ideolojiler, ne de dinler bir karşı tez üretememektedir. Yapay afet önüne gelen her şeyi içine katıp sürüklemektedir.

Bu dönemde kişinin tüm değerleri inançları, ekonomik kazanımları, özgürlüğü elinden alınmıştır. Postmodern durum ise bu konuda daha acımasız şekilde insanoğlunun hür ve özgür iradesine külliyen el koymak onu bedenen başkalaştırmak üzere gelmektedir. Artık reklam, propaganda, bilinçaltı tekniği gibi argümanları kullanarak zaman ve enerji kaybetmek istemiyor. Hız çağının gerekliliğini yerine getirerek zamanla yarışıyor. Psikoloji, sosyoloji, tıp, antropoloji vb. bilim dallarını nasıl modern dünya düzenini var etmek için üretti ve kullandı, şimdi de teknoloji, internet, dijitalleşme ve tıp bilim dallarını kullanarak bedenleri bir robot gibi doğrudan kontrol etmek istiyor.

Yaşanan olayları ve durumları görenler olarak bana ne; ailem, akrabam, komşum,  çevrem de kendi görsün, anlasın diyebilir miyiz? Dünyanın bir ucunda da olsa bu durumun eninde sonunda bizi de etkileyeceğini düşünemiyor muyuz? Dünyanın diğer ucunda yayınlanan Güney Kore dizileri gençliğimizin büyük bölümünü etkisi altına almamıştır diyebilir miyiz? Bugün neslimiz, cinsellik, uyuşturucu, internet, oyun, film, müzik bağımlılığı, inançsızlık gibi temel konularda yalnız bırakılmış, onların zehirlenmelerine doğrudan ya da dolaylı olarak göz yumulmasına kayıtsız kalabilir miyiz?

Benim çocuğum, ailem, çevrem çok şükür böyle değil demek bizi sorumluluktan kurtarır mı? Mahallede bir evde çıkan yangın söndürülmediği takdirde evinizin sağlam kalacağına inancınız ne kadarsa, küresel bir köy haline gelen dünyada yaşananlardan sizin veya ailenizin bu yangından sağ sâlim çıkabilme ihtimali de o kadardır.

Kıymetli dostlar, bu cihetle her insan hem bütün insanlıktan hem de din kardeşlerinden sorumludurlar. Dünyada haksızlığın, adaletsizliğin, eşitsizliğin engellenmesi adına çalışmak, üretmek, katkıda bulunmak durumundadır. Hatta zorunludur. Peygamber efendimiz ne buyurmuşlardır; “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona karşı kin ve nefret beslesin) buğzetsin. Bu ise imanın asgarî gereğidir” (Müslim, İman)

Benim ne gücüm var, diyorsanız bir bütünün parçası olduğunuzu ve gücünüzü bütünden aldığınızı hatırlayın. Bütün içinde belki bir zerre bile değiliz fakat biz bütünün gücü oranında güçlüyüz. Bizim büyük meselelerimiz değil yüce bir Rabbimiz var.

Haydi, modern cahiliye karanlığının aydınlanması için bir nur da sen ol!

Eğitimci Yazar

Sümeyye Özer Doğan

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.