YA BU İYİ ADAMLAR YERİN DİBİNE Mİ GİRDİ?

Dost meclisleri hayatımızın vazgeçilmezleri arasında ilk sıralardadır. Hoş sohbetlerle, güzel hatıraları dostluk heybesine doldurur, mutlu oluruz. Dertleri, sevinçleri, içinden çıkılamazları hep bu dost meclislerinde paylaşır ve gönülleri feraha kavuştururuz. Böyle olmasa da bize yük olan, bize yürek yangını olan ve sessizliğe boğduran hallerden nasıl kurtuluruz ki? Zor tabi.

Bugün pazartesi ve hesapta olmayan bir dost meclisine yapılan davet adeta haftaya çok güzel bir motivasyon oldu. Dostumun birinin söylediği bir cümle ne de hoşuma gitti. “Ya bu iyi adamlar yerin dibine mi girdi?” cümlesi bizi zaman yolculuğuna çıkarttı. Üç arkadaştık ve üçümüzün de çocukluğu aynı şeyleri yaşayarak geçmişti. Küçük yaşta simit satmak, sakız satmak, yazlık sinemalarda gazoz kapakları toplamak ve üniversite bitimine kadar tablacılık, bulaşıkçılık yapmaya varıncaya kadar çalışmakla geçti ömrümüz. Hayat okulunu da eğitim hayatımızla birlikte devam ettirdik. Bu okul öyle bir okul ki, içinde neyi, ne zaman, nerede, nasıl, kim ile, kim için ve nasıl yapacağının temel kriterlerini yazılı ya da sözlü yapmadan öğretiyor. Diploması olmayan bu okulun evraklar üstü kazandırması hiç bitmez.

Elâzığ İzzetpaşa Camii altında yaşlı amcalarımızın gittiği çay ocakları vardı. Sadece çay içilir, gazete okunur ve hasbihal edilirdi. Dört yıllık üniversite hayatım boyunca oraya gittim. Oturur sohbet eder ve hayat hikayelerinden nasiplenirdim. Dünyaya bakış alanımız küçüklükten itibaren hep “iyi” diye tabir edeceğimiz insanlarla dolmuştur. Onların mihmandarlığında hayata hazırlanmışızdır. Bu mihmandarlar gün gelir komşumuz, gün gelir alışveriş yaptığımız küçük bir esnaf, gün gelir çay ocağında selamlaşmayla sohbete başladığımız kırk kat yabancı dediğimiz insanlar olurdu. Ama şimdi bazı zamanlarda arkadaşımın dediği gibi “ya bu iyi insanlar yerin dibine mi girdi” diyebiliyoruz. Arkadaşım kendi alanında donanımlı bir psikolog ve “ya bu iyi insanlar yerin dibine mi girdi” cümlesinden sonraki kurduğu cümle de çok müthiş ve yol gösterici: “İyi insan sensin, iyi insan şu insan, iyi insan bu insan…iyi insan aslında dokunabildiğimiz insanlar; yeter ki dokunabilelim yüreklere” dedi.

Bazen motivasyonuna başvurduğum dostumun bu sözleri beni ziyadesiyle mutlu etti. Çünkü biz hayat okulunda da birlikte okuduğumuz simit satıp, tablacılık yapıp ve bulaşıkçılık yapan bizleri “iyi” bir insanın dokunuşu değiştirmişti. Onları nasıl unutabiliriz ki? Ellerinden, dillerinden, gözlerinden, yüreklerinden, ayaklarından, telkinlerinden bir kötülük görmedik ki onların. Hayırlı ve doğru olana yönlendirdiler, güzel ve faydalı olan şeyi telkin edip olaylara öyle bakmamızı sağladılar ve iyi zamanlarda değil her anda dostluğu öğrettiler. Anneye, babaya, akrabaya, büyüklere ve küçüklere nasıl davranmamız gerektiğini öğrettiler. Onlar biliyordu ki; “neyi ekerlerse, toplum onu biçer.” Biz yarınların güzelliğini temenni etmenin ötesinde bir bahçıvan sevdasıyla yaklaşmalıyız. Elimizle, ayaklarımızla, dilimizle, yüreğimizle, cümlelerimizle yarınları inşa etmede hassas olmalıyız.

Dost meclisinden ayrıldıktan sonra zihnim konuştuklarımızla meşgul oldu. Çok düşündüm. Daireden eve geldikten sonra sosyal medyaya bir göz atayım dedim ve öyle mutlu oldum ki anlatamam. Yüreklere dokunmak, dua almak ve “ya bu iyi insanlar yerin dibine mi girdi?” sözünü; “elhamdülillah buradayız” der gibi haykıran bir paylaşıma rastladım. Adana’da Kaburgacı Yaşar kardeşimizin mevsimlik tarım işçileri için yaptığı bir etkinliği gördüm. Çocukların gözlerindeki ışıltıları ve mutluluğu gördüm. Ne de güzel dokunmuştu yüreklere. Annelerin ve babaların şükran dolu bakışları ve konuşurlarken ellerini açıp her cümlede dua etmeleri “iyi insanlar benim, sensin, o, biziz, sizsiniz ve onlar” resmini çizdi hep. Hayatı güzelleştiren de küçük dokunuşlar değil mi ki? Ben de üzerime düşen teşekkür etme vazifesini yerine getirdim ve “iyi insanlara” yapılacak şeyleri yapıp kendisine teşekkür mesajı yazarak huzuru bir kat daha arttırdım yüreğimde. Evet, kendisi, tüm iyi insanlar gibi bir karşılık beklemeden bir şey yapıp iltifat beklemeden marifete tabi olmuştur ama teşekkür etmesini bilmek de “iyi” olmanın temel kilit taşlarındandır.

Kısaca noktalayacak olursak dostlarım, iyi niyet, ölçü ve en iyisini yapma bilinciyle yüreklere dokunmak “iyilik denizinin birer damlası” olmaktır. Herkes nerede, ne iş ile iştigal ediyorsa ve o işte mahirse gelecek, toplumumuza müjdelerle ve mutluluklarla gelecektir. Biz “iyi olup iyi kaldıkça” yarınlar da “iyilik üzerinde” kalacaklardır. Hayat iyiliklerle ve güzelliklerle yaşanırsa huzur veriyor vesselam…

Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.