Gün içinde neler yaşamaz ki insan; gülümseten, ağlatan, mutlu eden, hüzün veren, umutsuzluğa sürükleyen ve umutla dolduran nelerle karşılaşmayız ki? Kimine dert olurken kimine çare, kimine gözyaşı olurken kimine nisan yağmuru, kimine günün bitimi olurken kimine sabahın seher yeli oluruz.

            Hayat, süreç içinde bin bir şeyi karşımıza çıkarırken, çıkardığı dert ve sorunlardan kurtulup çözüm yolunu da aslında önümüze sunmaktadır. Şöyle bir düşünelim:

            -Mutsuz muyuz?

            -Çatışmalar mı yaşıyoruz hem kendi içimizde hem de etrafımızdakilerle?

            -Yaptığımız işlere adapte olamıyor muyuz?

            -Çoğu kimsenin yaptıklarına bir anlam veremiyor ve bariz hata yapmalarını anlayamıyor muyuz?

            -Çocuklarımız mı bizi üzdü?

            -Torpilli bir liyakatsiz amirimiz mi oldu?

            -Dedikoduya malzeme mi olduk?

            -Yüzümüze ayrı arkamızdan ayrı konuşan iki yüzlüleri mi görüyoruz?

            -Bilmem ne gücünü arkasına alıp bize karşı kibir ve ukalalık davranışlarında bulunan kimseler mi var çevremizde?

            -El pençe divan durup da olduğundan ayrı davranan ama zehirli bir yılan olan insancıklar mı rahatsız ediyor bizi?

            -Düşünmediğimizle itham, söylemediğimizle anlamlandırılmaya mı çalışılıyoruz?

            -Kurduğumuz düzenimizi, mutlu yaşamımızı bozan ve gecelerimizi adeta alacakaranlık kuşağına çevirenler mi çıktı karşımıza?

            -Dili ayrı, fiili diline aykırı, inancı ise dilinden ve fiillerinden ötede bir kokuşmuş, cilalı yaşam sahipleri mi üzüyor bizi?

            -Derdimiz var da anlatamamaktan çatlar gibi mi oluyoruz?

            -Söylemek üzereyken yine susmanın mahkumiyetini mi yaşıyoruz?

            -Çok ağır bir imtihan verdiğimizi mi düşünüyoruz?

            -Aklımız, ağzı bozuk birinin hakaretlerinde mi kaldı?

            -Sevdiğimiz bir dostumuzun uzunca bir süredir aramaması mı üzüyor bizi?

            -Canımızdan ziyade ruhumuzu acıtacak bir kedere mi gark olduk?

            -Sağa sola döndük ama yarın bizi bekleyen sorunların çaresizliğinde mi geziyoruz?

            -Uykumuz mu kaçtı soru üzerine sorularla?

            Dostlarım, size koyunları sayarak uyumaya çalışın demeyeceğim. Ya da içi boş şeyleri telkin ederek zamanınızı tüketmeyeceğim. Keşfettiğimden beri, tam teslimiyeti gerçekleştirdiğimden bu yana son dakika gölüyle bile olsa güzelliklere ulaştığım bir yolu söyleyeceğim. Biliyorsunuz, dostlar, birbirlerine güzellikleri telkin ederler. Hatta bu olayı genelleyerek Müslüman şahsiyet iyiliği emredip kötülükten de nehyeder diyebiliriz. Dostlarım çare çok basit. Bir cümlecik kelam kadar basit. Otuz yıldır aynı kulvarda yol aldığımız dava arkadaşım Kıymetli Başkanım Mehmet Ali COŞKUN’un yıllardır kulağıma küpe olmaktan öte hayata bağlanma parolam olmuş bir sözdür bu. Yukarıda saydığım ve size geceyi dar eden, uykularınızı kaçıran tüm dertlere çare olacak bir söz bu. Öyle bir söz ki, inanın o sözün anlamına, içeriğine, ruhuna, özüne uyar isek ne dünyamız zehir olur ne gecemiz karanlık dolar ne de umutsuzluk semtimize uğrar. Tam manasıyla hayata düstur edilecek bir söz olması durumunda hem biz yol buluruz hem de yoldaşlarımız. Tüm sorunları bertaraf etmenin ya da tek olsak bile takılıp kaldığımız duraklarından hareket etmenin mutluluğunu ve huzurunu yaşarız. Hele ki aziz ve mübarek Ramadan ayında bunu başarmak daha kolaydır. Bu kolaylığı yakalayıp sonrası adımları atmak daha da huzurlu yapacaktır bizleri.

            Serzenişlerinizi, hadi hocam söyle hadi nedir bu cümle, amma da uzattın sanki devlet sırrı, söylesene hocam deyişleriniz düşünmek, yazıyor olduğum şu anda beni tebessüm ettirdi. Sizi daha fazla bekletmeden ve üzmeden söyleyeyim. Evet, dostlarım bizi tüm dertlerden, sorunlardan, hüzünlerden, yeislerden kurtaran o söz, Değerli Başkanımın o sözü; “ALLÂH DİYEN MAHRUM OLMAZ” sözüdür. Tarihimize, değerlerimize, kültürümüzün iç dünyasına ve bizi biz yapan şeylerin başlangıç ve bitiş noktalarına bakarsanız ne demek istediğimizi daha çok anlayacaksınız. Ne bu dünya baki ne biz baki ne de bize sorun olanlar baki iken;

Hoştur bana senden gelen,
Ya hil'at-ü yahut kefen,
Ya taze gül yahut diken,
Kahrın da hoş lütfun da hoş.

Gerek ağlat gerek güldür,
Gerek yaşat gerek öldür,
Âşık Yunus sana kuldur,
Kahrın da hoş lütfun da hoş.

 Diyerek teslimiyetin kendisinde huzuru yakalarız. Yakalayabiliriz demiyorum bakın, “yakalarız” diyorum. Can-ı gönülden denemek bedava.

 Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

           

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.