Ula o inek senunsa sahip çıkacan, başka ahırlara girduysa bu senun suçun! İneğunun yaptığu şeylerun bedelinu ödüceksun.”

Dursun, Sami’nin ellerini yakasından çekip ineğinin yanına gitti. Yakasından tuttuğu hayvanı ahırdan çıkarmak için çekiştirdi. Ancak Sami, Dursun’un önünü kesti.

“Lan nereye gidiyon? Bunlarun parasınu ödücen yoksa senu vururum.”

Dursun’un bu kadar sakin oluşu Sami’yi daha çok çıldırtıyordu.

“Gördüğüm kadaruyla büyük bir hasar yok. Hem benum ineğun yaptığınu nerden bileysun? Tabi yine ınsanluk bende kalsun kapınu tamir ederum.”

Umursamaz tavırla yoluna devam etti. Bu ineğin başına açtığı ilk musibet değildi. İyi kıvırdığını düşünüyordu. Sadece kapıyı tamir ettirip bu işten sıyrılacaktı.

Sami ise iyice küplere binmiş şekilde bir ileri bir geri gidiyordu. Dursun’un karşısında öylece kalmayı yedirememişti. Sinirine hâkim olarak öncelikle ineklerini besledi, sonrasında eve döndü. Eşi Hatice kahvaltıyı hazırlamış, küçük kızı Ayşe’nin yanına gitmişti. En küçük kızı Ayşe 17 yaşındaydı, bir senedir lösemiyle savaşıyordu. Ailedeki herkes donör olmak için kan verse de kimse Ayşe ile uyumlu çıkamamıştı. Kızı için artık tehlikeli zamanlardı. Uzun süredir gördüğü kemoterapi yüzünden gittikçe zayıflamaya devam ediyor, saçları dökülüyordu ama Ayşe artık bunu sorun etmiyordu. O hala hayata oldukça pozitif bakan, mutlu biriydi. Hastanede kalmak istemiyordu, hastanenin onu daha çok hasta hissettirdiğini söyleyip eve gelmişti. Tedavisi evde devam ediyordu. Sami eve girdiğinde hazır kahvaltıyı gördü, tüm sinirini kenara bırakıp Ayşe’sinin yanına gitti.

“Güzel kızum uyanmuş mu benum?”

Diğer iki kızı Zeynep ve Meryem de odalarından çıkmıştı. Sami Ayşe’nin koluna girerek kızı sofraya doğru götürdü. Normalde yemeği Ayşe’nin yatağına götürürlerdi fakat Ayşe bugün ailesiyle beraber yemek istiyordu. Kahvaltı bittikten sonra Sami ve Hatice yalnız kalmıştı. Sami sabah olanları Hatice’ye anlatmaya başladı. Anlattıkça çıldırıyordu.

“Dursun ile aramuz açulduğundan beri bu kaçıncu hatasu artuk sayamayrum, bir kere da iyi bir şeyini göreyum şu adamun. Anca sorun çıkarsun.”

Hatice destek verircesine kafa salladı.

“Onlar ailecek sorunludur. Uzak durmamuz en iyisidur.”

Karı koca bu tür muhabbetleri çok sık yapıyordu. Çünkü Dursun da oğlu Hasan da etrafına iyilikten çok kötülüğü dokunan insanlardı. Sami onlarla muhatap olmamaya çalıştıkça bir şekilde konuşmak zorunda kalıyordu. Dursun ipe sapa gelmez güvenilmez biriyken oğlu Hasan da işsiz güçsüz bir de üstüne asker kaçağıydı. Sami, Dursun ile kuzen olmasına rağmen görüşmeyi kesmişti.

Öte yandan Dursun yine evinde keyif çattığı sırada eve oğlu Hasan geldi. Hasan uzun boylu ve cılız bir adamdı. Bakıldığında hiç sağlıklı görünmüyordu. Bir asker kaçağına göre çok rahat davranıyordu. 12 Eylül olaylarında askerlik yapamayacağına karar verip karargâhtan kaçmıştı. O zamandan beri asker kaçağıydı. Arada sırada eve uğrardı ama çoğunlukla hayatı bir orada bir burada geçerdi. Dursun, Hasan’ı görünce koltuğundan fırladı.

“Lan sen yina mı geldun eve, askerdan kaçıysun, jandarmadan kaçaysun eve gelup bizim başımuzu belaya mı sokacan! Zaten her gün gelip senu soruylar. Git gözüm görmesun senu!”

Hasan, babası silah doğrultmuş gibi kollarını havaya kaldırdı.

“Sizi merak ettum babacuğum, korkma ben yakalanmam.”

Dursun, Hasan’a vuracak bir şey arıyormuş gibi etrafa bakındı.

“Yakalanmazmuş, ula sen hangi dediğunu yaptın şu zamana kadar?”

Hasan yan tarafında duran sandalyeyi alıp oturdu.

“Ayıp ediysun babacuğum, ben bir fikru savunuyrım, oğlum ne kadar kararlu diye sevunmen lazum.”

Hasan’ın oturmasıyla Dursun da koltuğa geri oturdu.

“Bak bak sevuncekmişum bide, bir fikru savunuyrım diye ortada dolanıp askerluktan kaçaysun, üstüne aranan biruysun, benu daha ne kadar rezul edeceksun? Git gözum görmesın senu.”

Dursun bunları söylerken bir yandan da Hasan’ı evden atıyordu.

“Babacuğum anamı görseydum bari?”

“Jandarmalar gelur birazdan asabımu bozma.”

Hasan bunun üzerine evden ayrıldı. Hava kararmaya başlamıştı. Aklına Zeynep gelmişti. ‘Gitmeden onu da mı görsem?’ diye geçirdi içinden. Çocukluğundan beri Zeynep’e aşıktı. Zeynep ona bir kere bile yüz vermemişti. Zeynep’in odasının camına yakın bir ağacın arkasına saklandı. Zeynep ıslak saçlarını tarıyordu, banyodan yeni çıktığı belliydi. Ne kadar süredir onu izlediğini bilmiyordu ama uzun bir süre olduğunu gelen araba sesinden anladı. Bu arabayı tanıyordu. Jandarmanın arabasıydı. Etrafına bakındı buradan acilen kaçmalıydı. Babası yalan söylemiyordu gerçekten her gün onu kontrole geliyorlardı. Şu an ağacın arkasından çıkarsa jandarmalar onu görürdü. Bir süre burada saklanmayı düşündü. O sırada bir kadın sesi duydu. Bu ses Zeynep’e aitti.

“Aradığınuz adam buradadur.”

Ne olduğunu anlayamadı. Zeynep onu görmüş ve jandarmalara mı söylemişti? Ama bunu neden yapmıştı? Zeynep, Hasan’ın kendisine olan ilgisini biliyordu. Ondan hoşlanmıyor dahi olsa onu böyle sırtından bıçaklaması doğru muydu? Hasan olayları sindirene kadar jandarmalar ona doğru koşmaya başlamıştı. Hasan kendine geldi ve koşmaya başladı. Nereye gideceğini kestiremiyordu. Hala daha Zeynep’in neden bunu yaptığını düşünüyordu. Zayıf olmasından dolayı çok hızlı koşabiliyordu. Jandarmalar ona yetişemeyecek gibi görünüyordu. O sırada ormana girdi. Burayı avucunun içi gibi bilirdi. Silah seslerini duymaya başladı. Hasan’ı ellerinden kaçıracağını anlayan jandarmalar silaha başvurmuştu. Rastgele ateş ediyorlardı. Hasan koşarken zikzak çizerek kurşunlardan kaçmaya çabalıyordu. O sırada kolunda bir sıcaklık hissetti. Vurulmuş muydu? Savunduğu fikir için ölmek ona koymazdı. Fakat sevdiği kadının onu jandarmalara vermiş olması ve bu şekilde yakalanmayı sindiremezdi. Kolunu tutarak ormanın derinliklerine gitti. Jandarma yoluna devam edemedi. Ormana girerlerse çıkabileceklerini düşünmüyorlardı. Hasan’ı vurduklarına emindiler. Bu gidişle ormanda kan kaybından öleceğini düşündükleri için peşini bıraktılar.

“Sabah cesedini ararız.”

Böyle diyerek ormandan çıkıp arabalarına bindiler.

Hasan ormanın bir sürü farklı çıkış yolunu biliyordu. Fakat sorun bu yaralı kolla nereye gidebileceğiydi. Aklına köyün çobanı geldi. Kaç defa inek doğurttuğunu, yaralı hayvanları iyileştirdiğini duymuştu. Tabi bir hayvan ve insanın yaralarının tedavisi aynı olmayabilirdi fakat bu halde bir hastaneye gidemezdi. Tedavi ederlerdi de illaki soracaklardı nereden bu halde olduğunu. Devamında da jandarmalar gelir ve onu götürürdü. Çobanı nereden bulacağını düşündü. Dağda bir kulübesi olması lazımdı. Dua ederek oraya doğru gitmeye başladı. Eğer orda değilse kan kaybından öleceğini düşünüyordu ve bu şekilde ölmekten son derece utanıyordu.

Çok şükür ki çobanın evindeki ışığı gördü. Kapısına birkaç defa vurdu. Kapıyı açan çoban hasanı görünce ne yapacağını bilemedi.

“Ula Hasan ne işun var senun burda! Köyda seni aruydu jandarmalar. Burada bulurlar ise başum belaya girer.”

Hasan kanlı kolunu tutuyordu. Neredeyse bayılmak üzereydi.

“Senden başka biru akluma gelmedu ki. Eğer jandarmalar benu alursa ordan ölüm çıkar.”

Bunu der demez bayıldı. Ali, hasanı omuzladığı gibi içeri soktu. Yarasını açtı.

“Ula vurmanuza gerek mı vardu, gören ailenuzu öldurdu. Çok şükür, kurşun siyurup geçmuş.”

Ali, hasanın kolundaki kurşun yarasını temizledi. Yaralı hayvanlarda kullandığı doğal kreminden sürdü ve kolunu sardı. Şimdi dinlenmesi gerekiyordu. Sadece bu şekilde iyileşebilirdi.

İki gün sonra Hasan kendine geldi. Çok kan kaybettiği için vücudunun toparlaması biraz zaman aldı. Hasan baygın yatarken Ali onunla sürekli olarak ilgilendi. Bir ara ateşi çıkar gibi oldu Ali bir an olsun başından ayrılmayıp ateşini düşürdü. Tüm bunları karşılıksız yapmıştı. Başka biri olsa muhtemelen ya içeri almazdı ya da direk jandarmaya ihbar ederdi. Ali ikisini de yapmadı. Bunu yapmak doğru gelmemişti ve Hasan dediğinde haklı olabilirdi. Yaralı halde jandarmaya gitse faşist diye hasanla ilgilenmezler ve ölüme terk edebilirlerdi.

Hasan yavaş yavaş gözlerini açtı. Nerede olduğunu anlayamadı. Sonra Ali’nin yüzünü gördü. Tüm olanlar gözlerinin önüne gelmeye başladı. Sadece Zeynep’i azıcık görmek istemişti. Onu görüp sonra yoluna gidecekti ama Zeynep ne yaptı? Onu fark eder etmez jandarmalara bağırdı. O ses hala kulaklarında yankılanıyordu. Zeynep’e bağırmasına sebep olacak kadar ne yapmış olabileceğini düşünüyordu. Sami amcasıyla bazı sürtüşmeleri olmuştu. Fakat Zeynep’e hiç kötü bir şey yapmamıştı. Bunu hak etmediğine emindi. Bundan sonra ne yapması gerektiğine karar vermeliydi. Eve gidemezdi artık jandarmalar evi mesken bellemişti.

Tüm bu olayların bir de jandarma boyutu vardı. Jandarmalar hasanın öldüğüne emindi fakat sabah aramalarında herhangi bir ize rastlayamadılar. Faşist birisiyle uğraşmaktansa o gece ormanda ölmüş olmasını tercih ederlerdi.

Sami ve ailesi panik haldelerdi. Çünkü Ayşe’nin durumu gittikçe kötüleşiyordu. İlaçlar ve kemoterapi artık sonuç vermemeye başlamıştı. Uzun süredir başka insanlardan da ilik bağışı beklendi fakat sonuç alınamadı. Tüm köy bu durumu öğrenmişti. Aralarından bazıları eğer ilikleri uyarsa bağış yapmak istediklerini söylediler. Test yapılan köy halkından da iyi bir haber çıkmayınca Sami ve ailesi iyice karamsarlığa kapıldı. Ayşe’ye belli etmemeye çalışıyorlardı ama Ayşe her şeyin farkındaydı.

Tabi ki bu olanları Dursun da duymuştu. Ayşe için kritik zamanlar olduğunu biliyordu. Eşinin yanına gitti.

“Olaylaru duydun mu Emine?”

Emine anlamayan gözlerle baktı. Duymadığı yüzünden belli oluyordu.

“Hangi olaylaru?”

“Sami’nin en kuçük kızu ayşe hastaydu ya, durumu kötuleşmuş, iluk falan lazum diyolar. Nasıl oluyo bilmiyom ama faydamuz olur mu sence?”

Emine hala bir şey anlamıyor gibi görünüyordu.

“İluk nedu ki?”

“Ne bilem sorar öğrenuruz, Sami’yu sevmiyom diye gencecuk kızu ölüme mi terk edelum?”

“Sami abi’nun haberu olmasun, gidup soraruz hastaneye.” 

Dursun kafa salladı.

Dursun, köy halkının ağzını aramaya başladı. Bu ilik nedir? Nasıl bağış yapılır? Bunu öğrenmeye çalışıyordu. Köylülerde tek tek açıkladılar. Hastaneye gittiklerini Sami’nin kızının ismini söyleyip bağış yapmak istediklerini vs. her şeyi anlattılar. Dursun bunun üstüne eşini alıp hastaneye gitti. Fakat sonuç olarak onlarda uyumsuzdu.

Bu haberler Hasan’ın da kulağına gitmişti. İnsanların test yaptırdıkları ama kimsenin uyumlu çıkamaması ve Ayşe için günlerin artık sayılı olması. Hasan, Sami amcasını, Zeynep’in ona yaptığı şeyi düşünmekten kendini alamıyordu. Ayşe için hastaneye gitme riskini almalı mıydı? Ya uyumsuz çıkarsa ve kendini riske atmış olursa? Hem Sami ve Zeynep’in olduğu bir aileye iyilik yapmalı mıydı? Fakat Ayşe’nin suçu neydi ki? Hem Ayşe Hasan’a hep iyi davranırdı. Aileleri kavgalı olsa dahi Ayşe’yle karşılaştığında Ayşe halini hatırını sorardı, ablalarının aksine. Buna rağmen Hasan, Zeynep’i sevmeye devam etmişti. Zeynep ise ailelerimiz düşman, sen asker kaçağısın tarzı konuları bahane edip onu düşman bellemişti. Kafasından aynı anda bir sürü düşünce geçiyordu. Sonunda kararını vermişti. Akşama doğru hava kararmaya başladığında köye inecek ve direk hastaneye geçecekti. Düşündüğü şeyi uyguladı. Zor olsa da insanlara görünmeden hastaneye girdi.

“Bakar musunuz? Ben Ayşe Yıldırım için gelmuştum.”

Hemşire hasana döndü.

“Bağış yapmak için mi?”

Hasan kafasını salladı.

“Evet.”

Hemşire hanım elindeki kâğıda ufak notlar alıyordu.

“Akrabası mısınız?”

Hasan panik olarak elleriyle hayır işareti yaptı. Akrabası olduğunu söylerse kim olduğunu hemen anlayacağını düşünüyordu. 

“Hayur köyda duydum da gencecuk kıza yardımum dokunsun istedum.”

Hasan bunları söylerken hemşire hanım kafasını sallamaya devam ediyordu.

“Ben şimdi size birkaç belge vericem onları doldurmanız gerekiyor.”

“Olur.”

Dosyaların arasından çıkardığı belgeleri hızlıca hasana verdi. Bugün o kadar yoğunlardı ki hasandan kimlik istemeyi bile akıl edememişti. Bu Hasan’ın işine gelmişti tabi ki. Hasan verilen formlara başka isim ve soy isim yazdı bu isimde birilerinin köyde olmadığına emindi. Devamında kan verdi ve Hasan’a üç gün sonra gelip sonuçlarını almalarını söylediler.

----

Üç günün sonunda sonuçlar çıkmıştı fakat Hasan sonuçlar pozitif çıkarsa tüm köyün bir şekilde bunu öğreneceğini düşünüyordu. Bu yüzden de kendini riske atıp sonuçları almaya gitmedi.

Sami hastaneye uğradığında köyden bir sürü insanın test yaptırdığını ama bir kişi hariç kimsenin uyumlu olmadığını söylediler. 

“Uyumlu olan biru mu var? Kimdur o canuna yanduğum?”

Hemşire hanım listeyi kontrol etti.

“İsmi Erdağ Bozkurt.”

Sami bir süre düşündü. Bu isimde birini daha önce duymamıştı.

“O da kimdur?”

Hemşire hanım o gün adamdan herhangi bir kimlik almadığını ve sadece form verip gittiğini hatırladı. Eliyle alnına vurdu.

“Bu köyden olduğunu söylemişti fakat çok bilgi almamışız. Nasıl böyle bişey yaptık bilmiyorum.”

Sami hala bu kişiyi düşünüyordu. Kim olabilirdi ki?

“Ben köydekulara sorarum illaki biru tanıyordur.”

Sami hemşire hanımla konuştuktan sonra köyde Erdağ isimli adamı aramaya başladı. Herkese sorduğuna emindi ama böyle birini tanıyan yoktu. Kızı için tek umudu bu adamken nasıl insanlar onu tanımazdı? Hastaneye geri dönüp hemşire hanımdan adamın nasıl göründüğünü tarif etmesini isteyecekti. Hastaneye doğru yürümeye başladı.

“Bakar musunuz? Ben köyda herkesa sordum Erdağ denen adamu ama kimsa tanımıyo. Nasıl görüniydi bu adam. Tarif et de bana belku gören vardur.”

Kız biraz düşündü.

“Uzun ince bir adamdı. Saçları asker tıraşı yapılmış gibiydi. Burnu büyüktü. Aklımda sadece bunlar kaldı. Başka bir şey hatırlamıyorum”

Adamın boyunu eliyle tarif etti. Gösterdiği boyutlar ve asker tıraşı, Sami’ye sadece bir kişiyi çağrıştırdı ama bu olamazdı.

“Tamam kızum.”

Düşüne düşüne hastaneden çıktı. Erdağ denen adam Hasan olamazdı değil mi? Hasan olması imkansızdı. O köpek böyle bir şeyi asla yapmazdı. İyilikten çok kötülüğü dokunurdu Sami’nin ailesine. Bu düşünceleri kafasından çıkardı. Erdağ denen adamı bulmalıydı.

Haber köyde hızla yayılmaya başladı. Ayşe’ye biri uyumluydu. Erdağ bozkurt her kimse herkesin dilindeydi. Haber hasana da ulaştı. Hasan Ayşe’yle birinin uyumlu olmasına sevindi. Fakat Erdağ da kimdi ilk defa duymuştu bu adamı. Birden beyninde şimşek çaktı. Forma yazdığı isim buydu. Ne yani kendi miydi bu adam? Ayşe’ye uyumlu muydu? Aslında şaşırmaması gerekiyordu. Kuzenlerdi kan bağları vardı fakat şaşırmadan edemedi. Ayşe’nin ailesi dahi onunla uyumlu değilken kaderin cilvesine de bak. Sorun şuydu uyumlu çıkmıştı ama hastaneye gidip nasıl ilik verecekti. Kesin yakalanırdı. Bu sefer ondan kimlik istememe gibi bir hataya da düşmezlerdi.

Köyden biri hasanı hastaneye girerken gördüğünü iddia ediyordu. Köylüler ona inanmıyorlardı çünkü Hasan hastaneye gelse, görmemeleri imkânsızdı. Bir yandan da hemşirenin tarif ettiği tip ve hasanın benzerliği kafalarını karıştırıyordu. Niyeyse kimse Erdağ denen adamın Hasan olduğuna inanmıyorlardı. Erdağ bozkurt kafalarında kahraman gibiydi. Kimse uyumlu değilken tanınmayan bir adamın kahraman gibi ortaya çıkması ve Ayşe’yle uyumlu olması onları tanımadan hayran bıraktırmıştı. Erdağ denen yiğidi görmek için sabırsızlanıyorlardı.

Hasan ne yapması gerektiğini hala karar verememişti. Başını belaya sokmalı mıydı? Başka birinin uyumlu çıkmasını mı bekleseydi? Neredeyse tüm köy test yaptırmıştı ve kimse uyumlu değildi bu da demek oluyordu ki Ayşe için tek ümit Hasan’dı. Kararını verip hastaneye girdi. Artık yakalanacaksa da yakalanırdı.

“Ben sonuçlaru almaya gelmuştum.”

Hemşire hanım hasanı görür görmez gözleri parladı. Rahatlamış gibiydi.

“Sonunda gelebildiniz Erdağ Bey, sonucunuz pozitif çıktı. Tüm köy sizi arıyordu. Herhangi bir adres girmediğiniz için sizi bulamadık.”

Hasan derin bir nefes almıştı. Artık buradan geri dönüş yoktu.

“Benum adum Erdağ değul.”

Hemşirenin anlamadığı yüzünden belliydi.

“Değil mi? Nasıl yani? İsminiz nedir?”

Hasan bir süre sessiz kaldı.

“Adum Hasan yıldırım”

Hemşire ise birkaç saniye bekledi.

“Ayşe hanımla akraba mısınız?”

Ahmet kafa salladı.

“Kuzeniz.”

Hemşire olayı anlamıştı. Bu adam asker kaçağıydı, ismini daha önce duymuştu. ‘Görürseniz bize haber verin.’ demişlerdi.

“Bir dakika geliyorum.”

Böyle deyip gitmesi hasana ecel terleri döktürdü. Kesinlikle jandarmaları çağıracaktı. O sırada içeri Sami girdi. Sami, Erdağ denen adamın bulunup bulunmadığını sormak için gelmişti. O sırada hasanı görünce şok oldu. Düşündüğü şey gerçek miydi? Erdağ denen adam Hasan mıydı? Nasıl olurdu Hasan hiç kimseye yardım etmezdi ki. Hasan Sami’yi görünce ne tepki vereceğini bilemedi. Sami öne atıldı.

“Ula sakun bana Erdağ benum deme.”

Hasan utana sıkıla lafa girdi.

“Evet benum amca.”

Sami şaşırmış bir halde durdu.

“Nasul oluyor bu. Sen bize yardum da mı ederdun.”

Sami’nin üslubu çok kötüydü. Hasan zaten panik olmuş durumdayken Sami’nin iğneleyici lafları hiç yardımcı olmuyordu. Sonunda hemşire geri gelmişti. İçerde doktorlara durumu anlatmıştı. Doktorlar hastanın durumunun ciddi olduğunu bu yüzden ilik alınana kadar jandarmaya haber vermelerinin mantıksız olduğuna karar verdiler.

“Sizi şöyle alayım Hasan Bey.”

Hasan’dan ilik alındıktan sonra jandarmalara haber verilmişti. Jandarmalar hasanı alıp gittiler. Fakat Sami hala bunu sindirememişti. Nasıl yani kötü diye bildiği Hasan kızının hayatını mı kurtarmıştı. Düşman bildiği her fırsatta arkasından kötü konuştuğu Hasan kızının hayatını kurtarmıştı hem de yakalanmayı göze alarak. Haber çok hızlı yayıldı. Erdağ denen adam Hasan çıkmıştı. Bir de ilik bağışlamıştı sonra jandarmalara ihbar edilmişti. İnsanlar şok üstüne şok yaşıyorlardı. Hasan büyük bir iyilik yapıp Ayşe’nin hayatını kurtarmışken karşılığında kötülük almıştı. Her ne yapmış olursa olsun bu doğru değildi. Kendini riske atmıştı sonuçta yakalanacağını bilerek hastaneye gelmiş ve bağış yapıştı. Şu an Hasan herkesin gözünde kahramandı. Onun için bir şey yapmalılardı.

Sami’nin ailesi de bu haberi aldı. Zeynep yaptığı şeyi düşünerek pişman oldu. Hasan’ı jandarmalara ihbar etmişti. Buna rağmen Hasan onun kardeşine ilik vermişti. ‘Ya o zaman yakalanmış olsaydı?’ Diye düşündü. Şu an kardeşine uygun hiçbir ilik bulunmamış olurdu. Yaptığı kötülüğü düşünmeden edemiyordu.

Sami de benzer şeyleri düşünüyordu. Kadın Hasan’ı tarif ettiğinde dahi Hasan olmasına ihtimal vermediğini hatırladı. Ne kadar da aptaldı. Nasıl görememişti gözünün önündekini. Bir de hasanın başı belaya girmişti. Bu iyiliğin karşılığı böyle olmamalıydı. Köylülerle beraber jandarmaya gittiler. Hasan için bir şey yapmak istiyorlardı. Ne kadar dil dökerlerse de döksünler jandarmalar ikna olmuyordu. Bizim bir yetkimiz yok savcıya gidin diyorlardı. Savcıya gitmekten başka çareleri kalmadı. Toplu olarak savcıya da gittiler. Her bir ağızdan başka bir şey çıkıyordu. Herkes hasanın iyi biri olduğuna kefil oluyor, bunu hak etmediğini söylüyorlardı. Savcıyı o kadar bıktırdılar ki savcı lafa girdi.

“Yeter susun! Anladım iyi biriymiş de ben ne yapabilirim. Asker kaçağı ve karışmaması gereken olaylara karışmış. Her suçunu nasıl sildirebilirim”

Köylülerden biri lafa atladı. “Karıştığı suçlarını affetseniz ve askerliğini yapsa olmaz mı?”

Herkes bunu mantıklı bulmuştu. Destek çıktılar.

“Benim böyle bir yetkim olduğunu da nerden çıkardınız”

İnsanlar tekrar birbirlerine baktılar. Sami lafa girmeye karar verdi.

“Savcum o çocuk benum kızumun hayatunu kurtardu. Yakalanacağunu bile bile yaptu bunu. Askerliğunu yapturun hatta uzun devre yapabilur ama hapse atmayun.”

Savcının hastalık atlatmış olan kız kardeşi geldi. O zamanlarda ne kadar zorluk çektiklerini hatırladı. “Düşünücem bunu, şimdi çıkın odamdan.”

Herkes mecburen odadan çıktı. Aralarında konuşmaya devam ettiler. Bu işin sonucunun nasıl olacağı konusunda tartışıyorlardı. 

Sonuç çıkmıştı. Hasan kaçak olduğu sürelerde para cezası ödeyecekti ve uzun dönem askerlik yapacaktı. Bu köylüleri rahatlattı. En azından hapse girmeyecekti. Hasan’ın para cezasını aralarında para biriktirip ödediler. Bu sırada en azından hapse girmediğine seviniyordu. Bu kaçma döngüsünün bir sonu mutlaka olacaktı. Oda bunun farkındaydı. En azından düşüncesini savunmaya vakti olmuştu bu bile onun için bir teselliydi. Jandarmadayken köylülerin onun için yaptıklarını duymuştu. Onun için çabalayan insanların daha önceden onu hiç sevmediğine emindi ama yaptığı tek bir iyilik tüm köy halkının onu savunmasıyla sonuçlanmıştı. Belki o insanlar olmasa yaptığı şeyler yüzünden hapse girmiş olacaktı şu an.

Ayşe’nin ilik nakli operasyonu başarılı geçmişti. Ayşe’nin zaman içerisinde iyileşmesini gözlemleyeceklerdi. Bu sırada Sami ve Dursun barışmıştı. Sami, Dursun’un küsken bile Ayşe için test yaptırdığını öğrenmişti. Sonucu önemsizdi. Bunu yapmış olması bile Sami için yeterdi. İki kuzen yıllar sonra aynı sofrada yemek yiyerek sohbet etmiş ve uzun zamanı telafi etmişlerdi. İkisi de neden küstüklerini dahi hatırlamıyorlardı. İnada bindirip konuşmamışlardı. Ufacık şeye dahi kavga etmelerine uzun süre güldüler.

Hasan’ı soracak olursanız askerliğini yaptı. Başka biriyle evlendi. İki tane kızı oldu. Askerlikten önce yaptığı şeyleri bir daha hiç yapmadı. Askerliği biter bitmez iş buldu ve hayatını düzene soktu. Eğer Ayşe için donör olmuş olmasaydı muhtemelen başka bir zaman yakalanıp hapse girmiş olurdu ve hapisten çıktıktan sonra artık normal bir hayat yaşayamazdı. Şu an sahip olduğu aileye sahip olamazdı. Bunu çok sık düşünüyordu. Yaptığı tek bir iyilik tüm hayatını değiştirmişti.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol