Siluet: Bir şeyin yalnız kenar çizgileriyle tek renk olarak beliren görüntüsüdür.

İnsan vücudu için genel görünüm, genel çizgileri ve gölge olarak ta adlandırabiliriz.

Ancak; benim bu sefer teşhisini koymak istediğim yer çizgilerin iç tarafı olacak.

Evet; hepimizin bir silueti var bütün nesnelerin olduğu gibi.

Önce insan ne demek kısa bir özet geçeyim.

İnsan: Düşünen ve konuşma yetileri olan toplumsal canlı.

Klasik felsefeye göre insan “düşünen bir varlıktır.

Antropolojide ise insan “Homo sapiens” olarak tanımlanır.

İnsan her şeyden önce canlı bir organizmadır.

Şundan emin olarak bahsetmeliyiz ki Allah insanoğlunu dünya sahnesine bir gaye için yoktan var etmiştir.

İnsanın Yüce Allah tarafından yaratılışının bir gayesi vardır.

İnsanın yaratılış gayesi ile ilgili bir ayet der ki:

Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri oyun/oyalanma olsun diye yaratmadık. (21/Enbiyâ 16)

İnsan doğar, yaşar ve kaçınılmaz bir son olarak ta ölür. Şöyle tatsız bir hatırlatmayla sözlerime devam edeyim: Her canlı şüphesiz ki ölümü tadacaktır.

İnsan; doğumdan ölüme kadar uzun veya kısa bir yaşam süresi geçirir.

Ne kadar kaliteli bir yaşam geçirebileceği bazen bizim elimizdedir bazen de başka ellerin becerisindedir; elbette birde kaderimiz vardır bunu da hatırlatmakta fayda görüyorum.

İnsanoğlu bencildir; insanın önce ben demesinin bencilsen davranışlarının sebeplerine göz ucuyla bakmamız gerekir ise: Maslow İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi teorisindeki en alt basamağında fiziksel İhtiyaçlar yer alır. Fiziksel ihtiyaçlar bireyin hayatta kalmasını sağlayan temel faktörlerdir. Eğer bu basamaktaki faktörler tam olarak karşılanamazsa insan vücudu doğru olarak çalışamaz.

Fiziksel ihtiyaçlar en temel gereksinimleri oluşturur.

İnsan aslına bakılırsa bencil bir yaratıktır, yaratık diyorum zira insan da Allah tarafından yaratılmıştır, bütün canlılar gibi.

Yani işin özü tam olarak şu: İnsan önce kendini düşünmek zorundadır önce ben sonra sen demesinin sebebi budur, önce can sonra canan konusuna hiç girmiyorum.

Maslow, noktayı koymuş daha bunun üzerine ne diyebiliriz ki?

İnsanın bir de karakteri vardır. Karakter: Kişiye özgü davranışların bütünü olup, insanın bedensel, duygusal ve zihinsel etkinliğine, çevrenin verdiği değerdir.

Bireyin karakteri, kişisel özellikler ile içinde yaşanılan çevrenin değer yargılarından oluşur.

Karakter, aile, okul, çevre içinde, çocukluk çağından itibaren gelişmeye, biçimlenmeye başlar.

İşte insanın karakter özellikleri bu sıralamaya göre gelişiyor veya az gelişebilir.

Bu sıralama da eksiklikler mutlaka olabilir.

Kaç türlü karakter biçimi vardır; peki insan gerçekten kendi karakterini mi sergiler? 

Karakter türleri:

Alfa, Gama, Beta ve Omega diye isimleştirilmiştir.

Alfa: Psikolojik açıdan baskın bir karakter biçimidir. Çevresini sürekli yönetme eğiliminde olur ve vesaireler diye konu uzayıp gidiyor.

Benden size küçük bir tavsiye, alfa karakterine sahip biriyle karşılaşırsanız şayet bir komutan edasıyla dolaşan bu insana bir asker selamı verip sağdan yolunuza devam edin.

Alfa karakteri liderci ve etrafına ezici bir kuvvet uygulayan bir karakter biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır, bunu bilsek yeter gibi geliyor, diğerlerini yerden yere vurmuşlar diğerleri üzerinde konuşmaya gerek kalmıyor.

Kişinin kendi karakterini sorgulamaya, kendiyle bir muhasebe yapmaya azda olsa cesareti yok gibi ya da sorgulaya bilen insan sayısı çok azdır dersek daha doğru olur. Konu kendimiz olunca üzerimize tüy kondurmaya dahi tahammülümüz yokken ha birde sorgula mı yapacağız haşa olur mu öyle bir şey yok birde kendi kendimizi yargılayıp tıkalım hapse, olacak iş mi yahu?

Neyse bu kadarı da fazla olur. Hem etrafımızdaki insanlara hem de kendimize olan davranışlarımıza tabiri caizse çekidüzen verebilirsek iç huzur diye bir şey kendinden söz ettirirken aniden sahneye çıkı verir. Kendimize çekidüzen verebilmek hem etrafımıza hem de insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik olacaktır. Günümüz yaşam koşulları içinde insanların birbirlerine karşı tahammülü bile kalmamışken bunu söylemek kadar pratiğe dökmesi pekte kolay olmadığının farkındayım.

İyi insan olmak çok mu zor?

Toplum içinde sorunsuz yaşamak için illa bir anlaşma mı imzalamamız gerektiriyor, illa mecbur mu tutulmamız lazım?

Bunun bir formülü yok mu, kilidi açacak eski de olsa bir anahtarı yok mu Allah aşkına?

Kendimizi toparlamak ve kör düğümleri çözmek için bir hamle belki de yeterli gelecektir, denemenin kime ne zararı olabilir ki, bilakis ışık belki de tünelin başındadır. Kimilerinin cesareti ölçülemezken kimileri ise çizgilerinin dışına çıkmayı göze alamazlar.

Cesareti boylarından büyük insanlar vardır; başka insanların hayatlarına dokunurken kendi çıkarlarını bir parça da olsun düşünmezler; bu insanların yüreklerindeki iyilik sarmalı bedenlerinin dışına taşmış olup yüce yaratan tarafından daha önceden kodlanmış olan merhamet ve iyi insan olma anahtarı ellerine verilmiştir. 

Ellerindeki anahtarla iyilik adını açılan kapıların sayısının onlar için hiçbir önemi yoktur zira yapılan iyilikler ne kadar çabuk unutulursa o kadar makbuldür.

Etrafımızda mutlaka bu tarz insanlar vardır elbette. Onları keşfetmek üstün bir zekâ gerektirmiyor.

İyi bir gözlemle varlıklarından haberdar olabiliriz. Velhasıl: Yolun başına dönersek şayet iyi olmak, iyi bir insan olmak bizim elimizde, iyi bir insan olmak masraf gerektiren bir şey değildir.

Önce kendimizi tanımaktan başlayacağız insan olmaya daha sonra etrafımızda kimler var ise tanıdık tanımadık insan gibi muamele etmekle yola devam edeceğiz, ince nokta ise yüzümüzde hiçbir maskenin kalıntısı kalmayacak; olduğun gibi olacaksın sahte yüzünü, yalancı sözlerini rafa kaldıracak daha iyisini yapman herkesin hayrına olacak gibi görünüyor.

En iyisi çöpe atmak gibi mesela.

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol;  Mevlana Celaleddin Rumi laf olsun diye söylememiştir mutlaka bir bildiği vardı bizlere altın bir tepside sunulmuş sözlerinin.

Demem o ki, başka birinin kimliğiyle hareket etmeyeceksin. Hedefe odaklanıp dere tepe yürüyeceksin, tez canlı davranıp uçuşu geçmek pek mantıksal gelmiyor zira çok çabuk yükselişlerin düşüşü ölümcül sonuçlar getirebilir.

Peki, kaçımız toplum içinde kendi karakterimizi sergiliyoruz?

Yalanlara çoğu zaman başvurmamızın nedenlere ne olabilir ki, abartılı hareketler ve süslü cümlelere ihtiyaç duymamızın sebeplerini anlatmaya cesareti olan ya da talip olmak için derin bir nefesin ardından kaç tane şeffaf bir ölümlü karşımıza çıkar?  Çok zor bir soru oldu farkındayım; insan neye odaklanır ve ona inanır ve bu doğrultuda eyleme geçerse başarı kaçınılmaz olur büyük ihtimalle.

Çok siluet var anlamak için çözmek için bitmeyecek kadar; sürüsüne bereket.

İyisi, kötüsü, duygusalı, zalimi, asık suratlısı, yumuşak yüzlüsü, sevimlisi, doğrusu, yanlışı, eğrisi, düzü ve daha niceleri...

İnsan: sadece siluetten ibaret değildir. İnsanın kenar çizgileri sadece bir şekildir oysaki önem vermemiz gereken önemli nokta çizgilerin iç tarafıdır.

“SİLÜETLER VE KAREKTERLERİN BİR BÜTÜNÜ İNSANLARIN KÖTÜLERİ CEZAMIZ, İYİLERİ İSE ÖDÜLÜMÜZ OLMUŞ.”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol