‘’Biraz sonra anlatılacakları ne anlamakta zorlanıp ikna olmakta zorlanmayanlar gibi, ne de anlamakta zorlanmayıp ikna olmakta zorlananlar gibi okumayınız; bu, hayatınızın ileriki dönemlerinde size şeref ve değer katacaktır, yazılmış her şey gibi.’’

Uzun cümleler kurarak karşısındaki insanın zihninde ufak bir tahribata -elbette ki yalnızca başlangıç için ufak sayılabilir küçüklükte- yol açıp açtığı yoldan içeri sızıp düşüncelerine yön vermekten de öteye gidip karşısındaki insanın düşüncelerine sahip olan bir şahıstı. Tongue Fu eğitimi almamasına rağmen bu hususta birçok siyasi isimden daha iyiydi. Kendisinin oluşturduğu; dinden, siyasi ideolojiden ve ekonomiden soyutlaştırarak geliştirdiği felsefe akımı da bu düşünceyi destekler nitelikteydi. Lügat paralamak deyiminin vücut bulmuş haliymişçesine konuşmak şahsını diğerlerinden farklı kılan özelliklerdendi lakin kendine has ve nevişahsınamünhasır kişiliklerin birçoğunda olduğu gibi o da bu farklılığı güzel ve iyi olan şeyler için kullanmayı iç dünyasında reddetmişti. Bu reddi ''vicdani'' bulmak pek dürüstçe olmaz ki kendisi de yaptıklarının farkındaydı, birçok insan gibi. Hikâyesine keskin bir giriş yapıp çocukluğuna inip onu haklı çıkarmak ancak pek kaliteli dizilerde ve dizilerin yanı sıra filmlerde mümkündür fakat gerçeklerde yaşayanlar için namümkün. Yapılan kötülüklerin, kötü düşüncelerin ve kötü işlerin müdafaası geçmişteki acılar, anılar ve dram olmamalı. Gitgide karanlık ve kaotik bir yapıya bürünen iç dünyası cehenneme evriliyordu. Sanki yaşadığı yıllar ufak ufak halkalarla radikal bir şekilde birleşip bir adam boyu zincir oluşturmamış gibi yaşamaya çalışıp, çalıştıkça adamın boynuna zincir vurulmuş gibiydi. Kimi zaman pejmürdelerin meskeni olan karanlık sokaklarda, kimi zaman smokinli penguenlerin ve teni tonlu hülya ürünlerinin yalılarında, balo salonlarında... Kendi cehennemine ortak arıyor, yanında götürmeyi düşündüğü insanlar için hiçbir şartı bulunmuyordu. Herhangi bir şekilde yaşamaları yeterliydi. ''Yaşadım.'' diyebilmek için yaşantılarına veya yaşamlarının ehemmiyetine önem vermiyordu. Bunlar seçim dâhilinde değildi. Zaten kısa bir sürecin ardından hedefsiz hedef kişi, kişi ve birey olmaktan çıkıp -çıkartılıp- bir ''çok hücreli koloninin'' önemsiz parçalarından biri olup yalnızca yönetici hücrenin kâr ettiği, optimist bakış açısı ile kommensal, pesimist bakış açısı ile parazitsel bir yaşam formuna dahil olacaktı. Herhangi bir uyum sürecinin olmaması da adaylar için elbette ki cezbedici bir detaydı. Yönetici molekül etkenine sahip olan yönetici hücre dışındaki tüm hücreler hazırlık evresine ihtiyaç duymadan evriliyordu ve birbirlerinin aynısı şeklinde, tekdüze bir biçimde ilerleyen bir sabit dizi görünümüne kavuşuyorlardı. Hem de yaşadıkları dünyada. Hudutları bu olduğu için sınırlarını genişletmeye çalışan İlk Çağ imparatorlukları gibi davranmıyorlardı. Ederleri kadar yaşayıp yaşadıkları kadar var olmaya çalışıyorlardı lakin yöntemleri yanlışlıklar barındırıyordu. Yönetici hücre olmanın verdiği hazzı vücudunun her zerresinde hissediyordu. Elbette ki damarları yardımcı oluyordu bu hazzı tatmasına. Kurduğu imparatorluğun gölgesinin büyüklüğü Antonius egosuna erişmesi için yeterliydi. Dolu vakitlerini sırt üstü uzanıp gök kubbeyi seyrederek boş hale getiriyordu. Lakabı olan Andrei'yi de buradan alıyordu. Kendi diktirdiği apoletleri tuvalete girerken çıkartacak kadar kutsaldı, kendi adına. Adadığı kutsiyetin bu denli büyük olmasının nedeni başka bir kutsalının bulunmamasıydı. Herhangi bir zümrenin herhangi bir değerine saygı duymuyor lakin var olduğuna inandığı hesap gününde, hükmü okunduğunda yüzüne, yüzünde herhangi bir pişmanlık emaresinin görülemeyeceğine bu dünyaya bakış açısı ve yaptıkları kanıt olacaktır. Sanık olacağını bilmenin verdiği his, faaliyetlerinde isteksizliğe sebep olsa da kimi zaman; zamansız yorgunluklar, bünyesinde -sanık olan bünyesinde- bireyin ''bir şey '' olduğu gerçeğine erişmesine engel oluyordu. Çevresindekileri yanında görmeyip şahsının altında görmesi de kanıt masasına bir ayak daha eklenmesine sebepti. Hatta ve hatta kendisine inanmayan, düşmanlık besleyen ve yok etmek için uğraşanları dahi karşısında görmüyordu. Bulunduğu şirk dairesi Adem'i reddeden İblis'inkinden dahi genişti. Ruhu bedenine hamal olan ve omuzlarında ruhlarının cenazelerini taşıyan, ruhlarını şeytanlarına gözleri kapalı imzaladıkları birer antlaşma ile emanet ettiklerini sanan, onlara göre makroskobik bir hareketin öncüleri, diğerlerine göre mikroskobik bir güruha ait olan kiralanmışlar,-satın alınmışlar-aynı zamanda karalanmışlardır. Geçmişleri silinmiş, gelecekleri de sözde temin altına alınmıştı. Karanlık Kaotik Örgüt'ün dışında herhangi bir dostları, arkadaşları olmasına izin verilmiyordu. İçlerinde üst düzey bürokrat, siyasetçiden sıhhi tesisatçıya kadar, olgun yaş grubunun mensuplarından yasal olarak çocuk kabul edilen talebelere kadar toplumun her kesiminden insanlar vardı. Kiminin hayatı son derece iyiydi. Aileleri, işleri vardı; maddi ve manevi doygunluğun içinde olmaları gerekirken maddiyat sağlar iken maneviyat çalan sisteme aldanmışlardı. Hayatı kötü yönde gidenlerin de mazereti buydu. Fakat hiçbir mazaret bu aldanışın sebep olduğu sonuçlardan dolayı mazur görülemez çünkü bu aldanış her şeyden yoksundu, insanı insan yapan her şeyden. Birey şahsiyetini yitiriyor ki bu bir insanın ölüm katılığından evvelki son şeydir, bundan sonrası sondur. Bir sona başlarlar sondan sonra. Yaşamlarını toz zerreleri karşılığında satıp acılı ve zor bir ölümü seçmek hiç de akıl kârı değil. Mutluluğa muhtaç insanlar bu yola düşerler ki mutluluğa muhtaç insanları kandırmak kolaydır. Ne yazık ki; kısa bir mutluluk için her şeylerini verebilecek kadar çaresizlerdir. İşte tam da bundan nemalanan Karanlık Kaotik Örgüt, sadece ucuzdan ve hafiften alıştırıp bağımlı hale getirdikten sonra kanları yetmemiş gibi iliklerine kadar sömürüyor, hayatlarının en anlamlı insanlarından en önemsiz detaylarına kadar her şeylerinden vazgeçmelerine sebep oluyorlardı. Tüm meşgalelerinden arındırılarak sahip olunan bireyin tek gayesi haline getiriliyordu birkaç toz zerresi. Andrei'in en büyük silahı da buydu, insanların umutlarını yitirmelerine sebep oluyordu, hem de yaşarlarken. Örgütlerinin isminin ''Karanlık Kaotik'' olmasının sebebi de buydu. Bünye dahilindeki herkesin kalpleri, beyinleri karanlık ve kaotik. Bu örgütün en genç üyelerinden biri 19 yaşındaki Eşref Cahar'dı. Bu ismi almasının nedeni -isim konulmaz, alınır- babasının Şehit Eşref Bitlis Paşa'nın silah arkadaşı ve Şehit Cahar Dudayev'in dava arkadaşı olmasındandı. Eşref Cahar; idealleri, fikirleri ve hisleri olan ve bundan mütevellit çevresindeki büyüklerin onda parlak bir gelecek gördüğü, zeki ve terbiyeli bir gençti. Oturdukları mahalle köhne denilebilecek seviyedeydi ancak suç oranı olarak şehirlerindeki en iyi durumdaki mahalleydi. Eşref Cahar mahallesinde sevilen bir çocuktu. Kendinden büyük, küçük, yaşıtları... Herkesle güzel ilişkisi vardı. Mahallenin berberi Murat Ağabey'in yanında çırak olarak çalışmaya başladığı sıra Murat Ağabey'in oğlu Selim ile tanışmıştı. Selim, Eşref  Cahar'dan iki yaş küçüktü ve ailenin üçüncü çocuğuydu ve babası Selim'e ''3 Numara'' derdi hep. Eşref  Cahar ile Selim, yıllar geçtikçe sıkı dost olmuşlardı. Selim, Eşref Cahar'ın okuduğu okulu kazanmıştı. Lisede sürekli beraberlerdi, okula beraber gidip yemeklerini beraber yiyorlardı. Kardeşten öte olmuşlardı. Selim'in ağabeyi Süleyman, Andrei'in sahibi olduğu bir fabrikada işe başlamıştı. Burada tezgâhtardı. Şefleri sadece fabrikanın işleyişinden sorumlu değil, aynı zamanda işçileri uyuşturucuya bağımlı hale getirip herkesi Andre'in boyunduruğu altına sokmakla görevliydi. Ve Süleyman da aldanmıştı. Hem de o derece ki evde dahi kullanmaya başlamış, bir çekincesi kalmamış ve herkesin bu durumu kanıksamasını bekliyordu. Selim akşam yemeğinden sonra ağabeyinin odasına giderken fark etmişti bunu ama ağabeyine fark ettirmedi bu durumu. Ertesi gün Eşref Cahar'a anlattı. Üzülerek bir sonuç alamayacaklarını biliyorlardı. İkisi de siber güvenlik konusunda kendisini geliştirmiş, yetenekli insanlardı. Bir plan yaptılar. Andrei'in yaptığı her şeyi otaya çıkarıp kanun önünde hesap vermesini sağlayacaktı. İnsanların hayatından çalan bu insan müsveddesine yaptığı tüm kötülüklerin hesabını vermesi için ırgat gibi çalıştılar. Artık planlarını uygulayabilecek seviyeye gelmişlerdi. Andrei'in evini takip uyku saatini öğrendiler. Genellikle gece üç gibi uyuyordu. Birkaç hafta buna devam ettiler. Ve planı uygulayacakları akşam saat on birden itibaren Andrei'in evinin karşısındaki ormanlık alanda saklanmaya başladılar. Bilgisayarlarını hazırlamış, Andrei'in odasının ışığının kapanmasını bekliyorlardı. Saat üç sularında odanın ışığı kapandı. Uyumaya başladığından emin olmak için on dakika beklediler, ışık açılmadı. Uyumuştu. Mail adresine bir posta gönderdiler. Andrei bu maile tıkladığı anda işi bitmiş olacaktı. Uyku saatinin hemen başlangıcını seçmelerinin sebebi de buydu. Andrei maile tıklamıştı. Ve Andrei de sonuna gelmişti. Ve onun bu sonundan sonrası olmayacaktı. İyiler her zaman kazanamayabilir fakat kötüler kaybetmeye mahkûmdur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.