Fenerbahçe Cumhuriyeti Nasıl Kuruldu?

İyilik Haber Merkezi
İyilik Haber Merkezi
01 Nisan 2021 Perşembe 11:41
50 Okunma
Fenerbahçe Cumhuriyeti Nasıl Kuruldu?

FENERBAHÇE CUMHURİYETİ NASIL KURULDU?

Futbol endüstriyel bir spor dalı. Kitle sporu diyebiliriz etkilerinden dolayı. Bir meşin yuvarlak milyonları peşine takar götürür. Bir de kumar ve kara para kısmı vardır ki futbolla birlikte konuşulan, "cısss" konulardandır. 
Gençleri kumara alıştıran bahis-iddia gibi konulara girmeden enteresan bir konudan bahsedeceğim sizlere. 
Koltuklarınıza yaslanın ve tarihsel bir yolculuğa hazırlanın bakalım. 

Düşünsenize; bir sabah uyandığınızda hiç tanımadığınız, belki üniformasını daha önce hiç görmediğiniz, başka başka diller konuşan bir sürü silahlı adam köşe başlarını tutmuş, ordunuzun silahlarına el koymuş, kirli çizmeleriyle o kutsal topraklarınızı çiğniyor...

O sabah güneş daha bir donuk asılmış gökyüzüne. İşte İstanbul böyle uyandı bir kasım sabahı. Limni adasının Mondros limanında “Agamemnon” İngiliz zırhlısında Amiral Galthorp ile 30 Ekim 1918 Çarşamba günü imzalanan ünlü “Mondros Mütarekesini” takiben, düşman donanması; sisli ve yağmurlu bir 13 Kasım günü İstanbul’a giriyor ve tarihimizin o acı mütareke dönemi başlıyordu... Bu perişan dönem, 16 ay sonra emniyet tedbiri bahanesiyle, İstanbul’un bizzat işgaliyle neticelendi.18 Mart 1920 Pazartesi sabahı Şehzadebaşı’nda masum Türk erlerini uyurken süngü ile şehit edenler, bu işgalin gerçek amacını, daha ilk sabahında, bütün dünyaya ilan ediyordu...

Biz bu hikayemizde güzide kulübümüz Fenerbahçe'nin İstanbul'un işgaline karşı direnişini ve Anadolu'nun kurtuluş destanına olan katkısını ele alacağız. Bu süreçte  hikayemizin kahramanları ise gelişen olaylarla birlikte tarihin seyrini değiştirmek için sahneye çıkıyorlardı.
Hikayemizin kahramanlarına göz ucuyla bir bakınalım dilerseniz. Farzedinki bir sinema filminin içindeyiz.

Zenci Musa: 1919 İstanbul Karaköy Gümrüğü, İstanbul işgal altındadır. İngiliz işgal kuvvetleri komutanı Charles Hurrington birgün Karaköy Gümrüğü önünden geçerken koca çuvalı tek koluyla kaldıran bir iri cüsseli görkemli bir hamal dikkatini çeker. Yanındakilere kim bu diye sorar? Onun Arabistan'da İngilizleri atlatarak Yemen'e 300,000 Osmanlı altını kaçıran Zenci Musa olduğunu söylerler. Komutan Zenci Musa'nın yanına gider ve ona kendi emri altına girmesini söyler. Zenci Musa İngiliz komutana tokat gibi bir cevap verir.

Her teklif herkese yapılmaz. Bu sözleriniz beni ancak rencide eder. Benim bir devletim var, Devlet-i Osmani bir de bayrağım var ay yıldızlı bayrak ve bir de kumandanım Eşref Bey. Bu iş daha bitmedi, sizinle mücadelemiz devam edecek...

O bir Osmanlı'dır, Kuşçu Başı Eşref'in emir eridir. O yüreğini Anadolu'ya bağlamış özgür bir Afrika'lıdır. O Sudan'lı Zenci Musa'dır.

Kuşçubaşı Eşref: Kafkas kökenli bir Türk istihbaratçısıdır. Ancak tüm ömrünü Osmanlı Devleti’nin birliğine ve bütünlüğüne adamıştır. Zamanla kendini Teşkilat-ı Mahsusa’da bulmuştur. Trablusgarp savaşında yerli halkı İtalyanlara karşı örgütleyenlerden birisidir. I. Dünya savaşı yıllarındaki görevi Arap Yarımadasının Teşkilat-ı Mahsusa başkanlığıdır. Süleyman Askeri kumandanın ölümünden sonra da Teşkilat-ı Mahsusa başkanı olduğu bilinmektedir. Buralarda çok kısıtlı imkanlara rağmen modern İngiliz güçlerine karşı İslam şemsiyesi altında birimiyle beraber geceli gündüzlü mücadele etmiştir. İngilizlerin ünlü istihbaratçısı Lawrence’ye karşı karşı korkusuz ve zeki bir kumandan olan Kuşçubaşı Eşref’in 1916 yılında İngiliz destekli Faysal’ın 20 bin kişilik ordusuna karşı 40 kişilik korkusuz yiğitleriyle yaptığı 5 saatlik savaş tarihin satırlarından asla silinmeyecektir.

İngiliz Kemal: Asıl adı Ahmet Esat Tomruk olan İngiliz Kemal babalığı tarafından, Londra’da bir koleje verilir. Okul dışındaki saatlerde bir rejisörün yanında çalışmış. Dans ve akrobasi eğitimi alan ve daha sonraları güçlü bir boksör ola­rak yetişen Esat, İngiltere’de devrin ünlü boksörleriyle çeşitli müsabakalar yapmış ve spor çevrelerinde tanınmış.

Babalığının ölümüne kadar çevresinde “Körli” namıy­la tanınan Esat, boks maçları yapmak üzere Paris'e gider.  Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı sıralarda İstanbul’a dönen Esat Tomruk, yedek subay olarak Çanakkale’deki 5. Ordu Karargâhı’na gönderilir. O sıralarda henüz albay olan Mustafa Kemal’le de tanışır. Yaralanarak hava değişimi raporuyla İstanbul’a geldikten sonra; İngiliz­ce, Fransızca ve Rumca bildiği için Enver Paşa tarafından ilk kez casuslukla görevlendirilmiş. Bu görev, İstanbul’dan geçen İngiliz denizaltılarını tespit ile birlikte bu konuda ingilizlere yardımcı olanların ortaya çıkarılmasıymış. Fenerbahçe spor klübünde boks yapmaya başlar. Müsabakalarda Fransız ve İngiliz askerlerini fena patakladığı için İstanbul halkının moral kaynaklarındandır. Esat Tomruk, bu gö­revi dolayısıyla, o zamanların bütün ünlü sabıkalıları ile iliş­ki kurmuş, bunlardan hırsızlık ve yankesicilik dersleri almıştır. Daha sonraları ünlü İngiliz casusu Lawrence’ın, “Kürtleri ve Arapları Türkler aleyhine başkaldırmak için faaliyette bulunmaya başlaması” üzerine Lawrence’ın peşine gönderilmiş. “Sarı Şeyh” diye anı­lan Lawrence gibi Arap kıyafetine bürünerek sahte Lawrence olarak Arabistan’da dolaşmıştır.

 Yavuz İsmet: Türk futbolcu, boksör ve spor adamıdır. Futbol hayatına Galatasaray Spor Kulübü' nde başladı. Daha sonra Fenerbahçe'ye geçti ve orada yetişti. 4 şampiyonluk yaşadı. Mücadeleci oyun tarzı ile Yavuz lakabıyla anıldı. Fenerbahçe A takımında kaptanlık yaptı ve oynadığı dönemde 11 kez Türkiye Millî Futbol Takımı forması giydi.

İsmet Uluğ futbol oynadığı dönemde boksörlüğü ile de ün saldı. 1920 yılında Kadıköy-Kuşdili salonunda düzenlenen ve yabancılarla azınlıkların da katıldığı şampiyonada sıkletinde şampiyon oldu. Uluğ şampiyonluklarını 1920'de Beşiktaşlı boksör Suphi'yi, 1921'de de yine Beşiktaşlı boksör Hikmet'i nakavtla yenerek sürdürdü. Ancak "Yavuz" İsmet asıl göğüs kabartan başarılarını 1918-1923 arasında işgal altında kalan İstanbul'da işgalcilerin ve Rumların boksörlerini Beyoğlu'nda Skatling, Varieté ve Tepebaşı Salonları ile Halep Çarşısı'ndaki Winter Palas'ta tertiplenen müsabakalarda tek tek yenerek kazandı.

 Ve kahramanlarımızın hikayeleri işgal yılları İstanbul'unda kesişir. Fenerbahçeli yöneticiler ve oyuncular gündüz toprak sahalarda top koştururlarken gece de  Moda'dan Anadolu'ya milli mücadeleye destek için silah kaçırmaktadırlar.

*

Türk gençleri işgal kuvvetleri ile spor, özellikle de futbol sahalarında büyük bir rekabete girişmişti. İşte Fenerbahçe’de, bu her sınıftan düşman birlikleri içinde pek çok tanınmış futbolcusu bulunan, İngiltere ve Fransa liglerinin hemen hemen en ünlü takımlarında forma giymiş futbolculardan oluşan birbirinden güçlü takımlarla maçlar yapmış ve oynadığı 50 maçın 41’ini kazanıp, 4’ünde berabere kalarak işgal altında bezmiş, ezilmiş Türk halkının yüreğinde bir nebze olsun teselli ve umut tohumları yeşertmişti.

Fenerbahçe’nin işgal kuvvetlerine karşı en büyük zaferlerinden biri de “General Harington Kupası” maçıdır. İşgal Orduları Başkomutanlığı, Fenerbahçe kulübüne karşı özel bir kin duymaktaydı. Çünkü Fenerbahçe takımı yalnız işgal kuvvetlerine mensup takımları peş peşe yenerek halkın milli duygularını şahlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda düşman açısından “hayli zararlı” faaliyetlerde de bulunuyordu.
İstanbul işgal altındayken Fenerbahçeliler, Kurbağalıdere kenarında kulüp binasının önündeki iskeleye yanaşan motorlarla Anadolu’ya silah kaçırmaktaydılar. Fenerbahçe kulübünün kayıkhanesi bir silah ve cephane deposu haline getirilmişti. Geceleri gizlice bu kayıkhanenin önündeki ahşap iskeleye yanaşan motorlar buradan yüklenip, gizlice Moda koyuna açılıyor, oradan İzmit’e geçerek Anadolu’ya silah ve cephane götürüyorlardı. Fenerbahçe kulübünün bu “zararlı(!) faaliyeti” İşgal Orduları Başkomutanlığı tarafından haber alınmış, ancak bunun farkına varan Fenerbahçeliler kayıkhaneyi derhal boşaltarak cephaneyi çevredeki üye ve sporcu evlerine taşımışlardı. Kulübü basan işgal kuvvetleri birlikleri ortada delil bulamamışlardı. Ancak yine de Başkomutanlık tarafından Fenerbahçe kulübüne süngülü bir müfreze bırakılmış ve Fenerbahçe kulüp binası haftalarca işgal altında tutulmuştu.

Tüm çabalara rağmen bir şey elde edememiş olmak, işgal ordularının İngiliz Başkomutanı General Harrington’u oldukça öfkelendirmekteydi. Fenerbahçe’ye; hiç olmazsa futbol sahasında acı bir darbe indirebilmek için elinden geleni yapmaktan geri kalmamıştı. Başkomutan Harrington amacına ulaşabilmek için ortaya altın madalyalar konulmuş bir turnuva düzenlenmiş ve turnuva sonunda üç takım ön plana çıkmıştı: Irish Guards, Grenadiers Guards ve Goldstream Guards...

Bu üç takımın en seçkin elemanları sıkı bir çalışmaya tabi tutulmuştu. Bu arada Cebelitarık ve Mısır’daki İngiliz askeri kuvvetlerinden, hepsi de profesyonel birer futbolcu olan dört önemli oyuncu getirtmiş ve adeta bir “İngiltere Milli Takımı” oluşturmuştu. Hedef o kadar büyüktü ki, ortaya konan bir metreye yakın, gümüş işlemeli kupa Başkomutan “General Harrington” adını taşıyordu. “Goldstream Guards” adı altında oluşan bu takım özel şekilde kampa alınarak sıkı bir çalışmaya tabi tutulmuştu. Ve bundan sonra General Harrington tarafından İstanbul gazetelerine şöyle bir ilan verilmişti:

“Gardler Muhteliti Türk kulüplerine meydan okuyor. Galibine, Başkumandanın adını taşıyan büyük bir kupa verilecek bu maça Türk kulüpleri diledikleri gibi takviye de alabilirler.”

Fenerbahçeliler bu meydan okumanın direkt olarak kendilerini hedef aldığını hemen anlamışlardı. Ve yine gazeteler aracılığı ile hemen gereken cevabı vermişlerdi:

“Fenerbahçe Kulübü yalnız kendi kadrosuyla bu maçı şartsız olarak kabul eder.”

İstanbul’da büyük bir heyecan uyandıran bu maç 29 Haziran 1923 günü, Taksim Stadı’nda çok büyük bir seyirci topluluğu önünde oynanmıştı. Bu maçı izlemek üzere “Iron Duck Zırhlısı” ile özel olarak gelen Malta Valisi Lord Plummer’de İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington’la birlikte şeref köşesindeki yerini almıştı. Şeref köşesinin önündeki masanın üzerinde de maçın galibine verilecek olan “General Harrington Kupası” duruyordu.

Fenerbahçe bu tarihi maça, hiç gol yemeden İstanbul şampiyonluğunu kazanan şu ünlü kadrosuyla çıktı: 
Şekip Kulaksızoğlu- Hasan Kamil Sporel, Cafer Çağatay- Kadri, İsmet, Fahir- Sabih, Alaeddin Baydar, Zeki Rıza Sporel, Ömer Tanyeri, Bedri Gürsoy. 

Büyük bir çekişme içinde başlayan ve hep aynı çekişmeyle geçen maçın ilk yarısını 1-0 yenik kapatan Fenerbahçe, ikinci yarıda coşmuş ve klasik futbolunu ortaya koymaya başlamıştı. 60. dakikada Zeki Rıza’nın golüyle beraberliği yakalayan Sarı-Lacivertli takım bundan sonra daha da açılmıştı. 74. dakikada yine Zeki Rıza (Sporel) çok sert bir şutla Fenerbahçe’yi galip duruma yükseltmiş ve bundan sonra oyunda Sarı-Lacivertli takımın baskısı daha da artmıştı ve Fenerbahçe, güçlü rakibini eze eze yenmişti bu tarihi maçta. Maçtan sonra işgal orduları Başkomutanı General Harrington, adını taşıyan bu büyük gümüş kupayı Fenerbahçe takımı kaptanı Hasan Kamil Sporel’e verirken Taksim Stadı’nda fesler havada uçuşuyor ve yer yerinden oynuyordu adeta.

Fenerbahçeli futbolcular, ellerinde General Harrington Kupası olduğu halde seyircilerin omuzları üzerinde stattan çıkarılmışlar ve Beyoğlu caddelerinde, büyük sevgi gösterileri arasında dolaştırılmışlardı. Bu galibiyet, milli bir zafer etkisi uyandırmıştı.

*
Düşünsenize bu hikayenin sinema filmi olarak seyirciyle buluşmasını. Bu hikayeyi bütün takımların taraftarları bilmeli değil mi? Fenerbahçe spor kulubü neden çekmez misal bu hikayeyi? Ya da Gençlik spor bakanlığı?.. Futbol federasyonu ya da...
 
Küçük bir hatırlatma; FİLMDE FENERBAHÇE'li FUTBOLCULARI OYNAYACAK OYUNCULAR MİLLİ TAKIM FUTBOLCULARINDAN SEÇİLSE... 
TÜRKİYE'DE FUTBOL OYNAYAN YABANCI FUTBOLCULAR İSE İNGİLİZ FUTBOL TAKIMI İÇİN GEÇSELER KAMERANIN KARŞISINA...

Alın size bir proje daha!
Futbol toplumsal barış, kardeşlik ve milli ruh adına yine üzerine düşeni yapsa!?

Ne dersiniz?

FEHMİ DEMİRBAĞ
ORTAK AKIL VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
GENÇLİK-KÜLTÜR-SANAT KOORDİNATÖRÜ

Son Güncelleme: 01.04.2021 11:43
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.