KÖTÜLÜĞE GÖZ YUMMAK FELAKETLERE SEBEP OLUR

"İsrailoğullarından birtakım kimseler günahlar işlemeye başlayınca alimleri onları bu işlerden önce menettiler. Onlar vazgeçmeyince bu defa da alimler onlarla oturup kalktılar ve yiyip içtiler. Bunun üzerine Allah onların kalplerini birbirine kattı ve Davud'un ve Meryemoğlu İsa'nın diliyle onları lanetledi." (Kur'an,5/78)

Allah Resulü bu ayet üzerine şöyle demiştir:

“Hayır! Canımı kudretinin elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, kötüleri kötülükten tam olarak çekip doğruya yöneltmezseniz, siz de onların akıbetinden selamette kalamazsınız.”

 

İsrailoğulları alimlerinin, kötülük işleyen kimseleri önce o kötülüklerini kınamaları, daha sonra onlarla yiyip içmesi, düşüp kalkması, içli dışlı olması onların da kalplerinin kararmasına sebep olmuştur. Buna göre bir kimse kötülük işleyip, diğeri de onu bundan vazgeçirmeye çalışsa, daha sonra kötülüğü bırakmayan o kişiyle ilişkiyi kesmeyip hiçbir şey yapmamış gibi işi oluruna bıraksa, her ikisi de Allah'ın gazabını hak eder. Bu durumda yapılması gereken, işin peşini bırakmamak, elden hiçbir şey gelmiyorsa bile pasif direniş göstermek, kalben buğzetmektir.

Peygamberimizin talimatını verdiği mesaj şudur: Müslümanlar haksızlık edenlere "dur!" demeli, onların hakkı kabul etmelerine çalışmalı, mazlumların haklarını iade etmeye gayret göstermelidirler. Bu, onların görevidir. Bu yükümlülüklerini yerine getirmezlerse sorumluluktan kurtulamaz ve İsrailoğullarıyla aynı akıbete uğramak kaçınılmaz olur.

Kötülüklerden iyilerde payına düşeni alırlar. Hz. Ebubekir, der ki:

"Ey insanlar siz, 'Ey iman edenler! Siz kendinize düşene bakın. Siz doğru yolda olduktan sonra, sapıtan kimseler size zarar veremez." (5/105) ayetini okuyorsunuz ve fakat yanlış anlıyorsunuz. Hiç şüphesiz biz Resulullah'ın şöyle buyurduğunu duyduk:

"İnsanlar zalimi görüp de kendisine engel olmazlarsa Allah'ın hepsine genel bir azap göndermesi pek yakındır.”

Bazı kimseler, ayetin zahirine bakarak zannetmişler ki, müminler sadece kendi nefislerinden sorumludur. Kendileri doğru yolda olduktan sonra, dalalete giden kimselerin bu hali onları ilgilendirmez ve onlara zarar vermez. Hz. Ebubekir ise, ayetin yanlış yorumlanmaması gerektiğini belirterek asıl manasını açıklayıcı hadisi rivayet etmiştir.

İmam Nevevi de ayeti şöyle açıklar:

"Ey insanlar! Siz yükümlü olduğunuz görevleri tam yaptığınız zaman, dışınızdakilerin kusurları size zarar vermez. Bu görevlerden birisi de iyi şeyleri emretmek ve fena şeylerden alıkoymaktır. Mükellef, bu görevini yaptığına rağmen muhatabı kendisini dinlemezse, mükellef olan zat Allah tarafından kınanmaz. Çünkü görevini yapmış durumdadır."

"Yeryüzünde bir günah işlendiğinde, onu görüp de çirkin karşılayan, onu görmemiş kimse gibidir. Onu görmediği halde ondan memnunluk duyan da, ona şahit olan gibidir."

Mümin elindeki bu peygamberi ölçüye bakarak niyetine, kalbi arzu ve eğilimlerine dikkat etmelidir. Çünkü sadece kötülüğü yapan sorumlu olmaz. Aynı zamanda onu görüp veya duyup da sevinen, ondan memnunluk duyan kimse de sorumludur. Çünkü kötülük yapan kişi, böylelerinden cesaret almakta, kötülüğüne uygun zemin bulmaktadır.

Diğer taraftan kötülüğe şahit olan, yanında kötülük işlenen kimse de bunu yadırgadığı, çirkin karşıladığı ve vazgeçirmek için hiçbir şey yapamasa bile en azından kalbiyle buğzettiği sürece onun günahından korunmuş olur. Manen sorumluluktan kurtulur.

İslam'da cihad sadece savaş değil, çok daha kapsamlıdır. İyiliği teşvik, kötülükten sakındırmak da cihadın bir çeşididir. Her cihad türünün şart ve neticelerine göre önem ve mükafatı farklıdır. İşte zalim bir hükümdarın yüzüne karşı hak ve gerçeği haykırmak da cihad, hem de en faziletli cihaddır. Efendimiz "En faziletli cihad, zalim bir hükümdar yanında gerçeği söylemektir.” diyerek Müslümanların zalimlerle, kötülerle saf tutmamaları gerektiğini işaret eder.

Evet, dilediği kimseyi sorgusuz sualsiz öldürebilen zalim hükümdarın yüzüne karşı, kendisini hakka, adalete davet etmek, zulüm ve haksızlık gibi fena işlerine son vermesi için uyarıda veya iyi şeyleri yapması için teklifte bulunmak can güvenliğini büyük ihtimalle tehlikeye düşürür. Böyle bir ortamda doğru bir konuşma, elbette, bazen zafer kazanıp gazi olma ihtimali de bulunan, düşmanla savaşmaktan daha tehlikelidir.

Bu konuda şu Peygamber mesajı da çok anlamlıdır:

"Canımı kudretinin elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, ya iyiliği emredecek ve kötülükten alıkoyacaksınız veya Allah kendi katından pek yakında size umumi bir azap gönderecektir. Ondan sonra yalvarıp yakarırsınız ama duanızı da kabul etmez.”

"En üstün cihad zalim hükümdara karşı hakkı söylemektir!” "Zalim bir hükümdarın huzurunda kalkıp, ona iyiliği emreden ve kötülükten meneden, bu yüzden de öldürülen kimse, şehitlerin efendisidir.” "İnsanlar zalimi görüp de, (güçleri yettiği halde) zulmüne engel olmazlarsa, Allah pek yakında kendi tarafından hepsini kapsayacak umumi bir azap gönderir.” "Ümmetimin, zalime 'Ey zalim, yanlış yapıyorsun!' demekten korktuğunu gördüğünde, artık ondan ümit kesilmiştir.”

"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" sözü günümüzde çoğumuzun hayat prensibi haline gelmiş. Hatta dokunan yılandan bile hakkımızı almayı düşünmez, onu daha da palazlandırır, ejderha haline getiririz. Acaba dinimiz bizden bunu mu istiyor? Peygamberimiz bu halimizi onaylıyor mu? Burada kaydedeceğimiz Hz. Peygamber'in sözlerine bir bütün olarak bakıldı- dığında, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde O'nun konuya ilişkin eğilimini ortaya koymaktadır. Nasıl olmamızı istediği konusunda açık bir fikir vermektedir. Mesajları gayet nettir. Yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır. Müslümanın, her çeşidiyle haksızlık ve kötülüğe karşı tutumunun nasıl olması gerektiğini belirlemektedir. Bizden istenen bu tepkinin, usulüne en uygun, en kalıcı, en etkin ve en iyi sonuç alıcı nitelikte olması gerekmektedir. Zaman ve zemine göre bunu feraset ve basiretiyle belirleyecek olan, yine müslümanın kendisidir.

Küçüklerimize şefkat etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen, iyiliği emretmeyen, kötülükten sakındırmayan bizden değildir.”

Hz. Peygamber, sahabilerinden bağlılık sözü alırken, her nerede olursa olsun haktan başkasını söylememelerini ve Allah yolunda hiçbir kimsenin kınamasından çekinmemelerini de şart koşardı. Ebuzer anlatıyor: “Dostum Hz. Muhammed, bana birkaç hayırlı tavsiyede bulundu: Allah yolunda hiç kimsenin kınamasından çekinmememi, acı da olsa sadece hakkı söylememi bana tavsiye etti.”

Kötülüklerle herhangi bir şekilde mücadele etmemek, imandan yoksun olmanın işaretidir. "Sizden kim bir kötülük görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu kadarı imanın en zayıf derecesidir.”

"Benden önce Allah'ın gönderdiği her peygamberin mutlaka ümmetinden havarileri (yardımcıları) ve arkadaşları olmuştur. Bunlar onun yolundan giderler, emirlerini de yerine getirirlerdi. Sonra, bu peygamberlerin ardından öylesi kötülükler zuhur etti ki, bazıları onun yapmadıklarını söyleyip kendilerinden istenenin tersini yaptılar. Kim bu güruhla eliyle mücadele ederse, mümindir. Kim onlarla diliyle mücadele ederse o da mümindir. Kim de onlarla kalbiyle (yaptıklarını onaylamayıp, nefret duyarak) mücadele ederse, o da mümindir. Bunun ötesinde, artık zerre miktar iman yoktur.”

Zayıfların hakkını güçlülerden almayan bir toplumu Allah affetmez: "Resulullah'ın yanına Habeşistan muhacirleri dönünce, onlara: 'Habeşistan'da gördüğünüz farklı şeylerden bana anlatmaz mısınız?' buyurdu. Onlardan bir grup genç: 'Elbette! Ey Allah'ın Resulü!' dediler ve şunu anlattılar: (Bir gün) biz otururken, onların yaşlı rahibelerinden biri, başının üstünde bir su testisi olduğu halde yanımızdan geçti, onlardan bir gence rastladı. Genç elinin birini rahibenin omuzları arasına koyup onu itti. Kadın dizlerinin üzerine düştü ve testisi kırıldı. Kadın yerden kalkınca, gence döndü ve: 'Ey zalim! Allah Kürsüyü kurup, evvelin ve ahirini toplayıp hesaba çektiği, el ve ayakların dile gelip yaptıklarını anlattıkları o Kıyamet gününde sen bana yaptığın zulmün ne demek olduğunu öğreneceksin! Yarın Allah'ın huzurunda benim halimle, kendi halinin ne olduğunu göreceksin!' dedi. Resulullah: 'Rahibe doğru söylemiş, rahibe doğru söylemiş. Allah, zayıfların hakkını güçlülerden almayan bir milleti nasıl kötülüklerden arındırır? buyurdu.”

Kötülüğe ses çıkarmayan, iyiliği desteklemeyen, yarın Allah'ın huzurunda kendini hor ve hakir duruma düşürür.

Resulullah (bir gün): 'Hiçbiriniz kendisini tahkir etmesin' buyurdu. 'Ey Allah'ın Resulü! Bizden biri kendisini nasıl tahkir eder?' diye sordular. 'Bir kimse öyle bir şey görür ki, onunla ilgili bir şey söylemesi Allah'ın onun üzerindeki hakkıdır. Fakat o, bu hususta konuşmaz. Yüce Allah da Kıyamet günü, ona: 'Şu şu konuda niye üzerine düşen sözü söylemedin?' diye hesaba çeker. Adam: “Konuşmamı halk korkusu engelledi” der. Yüce Allah da: 'Sen önce Benden korkmalıydın' der.”

İyilikle kötülüğün yer değiştirmesi ümmet için felaketlerin en büyüğüdür. Hz. Ali anlatıyor: "Resulullah (bir gün): “Gençleriniz günah bataklığına düştüğü, kadınlarınız azdığı zaman haliniz nice olur?” diye sormuştu. 'Ey Allah'ın Resulü, böyle bir hal mi gelecek?' dediler. 'Evet, hatta daha beteri!' buyurdu ve devam etti: 'İyiliği tavsiye etmediğiniz, kötülükten sakındırmadığınız vakit haliniz nice olur?' diye sordu. 'Bu da mı olacak?' dediler. 'Evet, hatta daha beteri!' buyurdu ve devam etti: 'Kötülüğü teşvik edip iyiliği yasakladığınız zaman haliniz nice olur?’

İyiliği teşvik, kötülüğü menetmek aynı zamanda sadaka hükmündedir. Ashabtan bazıları 'Ey Allah'ın Resulü! Zenginler tüm sevapları alıp götürdüler. Onlar da bizim gibi namaz kılarlar, bizim gibi oruç tutarlar, üstelik fazla mallarından sadaka verirler!' dediler. Hz. Peygamber: “Allah size de sadaka edeceğiniz şeyler vermiştir: Her bir teşbih ("Sübhanellah" demek) sadakadır, her bir tekbir ("Allahü Ekber" demek) sadakadır, her bir tahmid (Elhamdülillah) sadakadır, her bir tehlil (Lailahe illallah) sadakadır, iyiliği tavsiye sadakadır, kötülükten sakındırmak sadakadır…”

 Başka bir rivayette: 'Kardeşine karşı tebessümün sadakadır; iyiliği tavsiye etmen sadakadır; kötülükten sakındırman sadakadır; yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimsenin gözü olman sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır.”

Kötülükten sakındırmak, aynı zamanda bir kardeşlik görevidir. Ebu Hureyre der ki: "Biz (Hz. Peygamber'den) şunu da işitirdik: 'Kıyamet günü, tanımadığı birisi kişinin yakasına yapışır ve der ki: 'Sen beni hata ve kötü işler yaparken görüyordun, fakat ondan beni sakındırmıyordun!’

“İnsanların en hayırlısı, Allah'a karşı gelmekten en çok sakınan, akrabalarıyla ilişkileri en iyi olan ve en çok iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırandır.”

İyiliği tavsiye edip kötülükten sakındıran kimse, söylediklerine öncelikle kendisi uymalıdır.

Hz. Peygamber, Miraç'ta, dudakları ateşten makaslarla kesilen, kesildikçe eski haline dönen bazı kimseler görmüş; bunların, yerine getirmediklerini başkalarına tavsiye edenler olduğunu öğrenmiş. Yine, cennetlik bazı kimselerin, cehennemde bazı kimseleri gördüklerini, "Neden cehennemdesiniz? Oysa biz sizden öğrendiklerimiz sayesinde cennete girdik" diye sorduklarında, "Biz söylerdik, ama kendimiz yapmazdık" cevabını aldıklarını bildiriyor. Yine, başkalarının gözündeki çöpü görüp kendi gözündeki merteği unutanları yadırgıyor. Böylelerini, kendisi yanıp tükenirken başkalarına ışık veren fitile benzetiyor.

"Kolaylaştırın zorlaştırmayın. Müjdeleyin -bir rivayette de 'ısındırın'- nefret ettirmeyin.” hadisiyle sözümüzü nihayetlendirelim.

Kaynaklarda belirtildiğine göre, Hz. Peygamber cihad ve İslam'ı tebliğ için birini bir yere gönderdiğinde ona bu tavsiyede bulunurdu. Bu, Hz.Peygamber'in çok özlü sözlerindendir. Dünya ve ahiret saadetini içine almaktadır. Hz.Peygamber bu hadisinde dünyaya ait işlerde insanlara kolaylık gösterilmesini, ahiretle ilgili konularda da hayırlı vaadler, sevindirici müjdeler verilmesini emretmiş, böylece alemlere rahmet olarak gönderildiğini ispat etmiştir.

Hadiste "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın" cümlesi, insanın yapması zorunlu işlerde taviz verin anlamında değildir. Ancak, bu zorunlu işler karşıdaki insana teklif edilirken kullanılacak bir üslup vardır. Hadiste bu üslubun yumuşak, tedriciliği esas alan ve gerektiğinde ruhsatı gösteren bir üslup olmasını emretmektedir.

Hadisin ikinci kısmı olan "Müjdeleyin -ısındırın-nefret ettirmeyin" cümlesini ise hadis müfessirleri şöyle açıklıyorlar:

Değişik ilahi tehdit ve korkutucu emir ve yasakları birden söyleyip şiddet göstermeyin ki, yeni Müslüman olanlar, buluğ çağına yaklaşan çocuklar ve günahlarından yeni tövbe etmiş bulunan günahkarlar İslam'a yatışsınlar. Bunları lütuf ve yumuşaklıkla yavaş yavaş ibadetlere alıştırın. Nitekim İslâm'ın ilk yıllarında bu tedricilik gözetilirdi.

FEHMİ DEMİRBAĞ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.