KÖKÜ GEÇMİŞTE OLAN GELECEĞİZ!

“Ne harâbîyim, ne harâbâtîyim.

Kökü mâzîde olan âtîyim.”

Yahyâ Kemal;

Geçmiş geleceğin anasıdır derler. Gerçektende geleceğini iyi kurmak isteyen milletler çok diri bir tarih şuuruna sahip olanlar arasından çıkmıştır. Bu anlamda bir milletin ömrü tarih hafızası ve şuurunun kuvvetiyle doğru orantılıdır ve göre uzayıp kısalır.

Dünü bilmeyenin, geçmişinden haberi olmayanın, dünün ilim ve kültürüne uzak olanın bugünü izah edebilmesi ve yarını düşünebilmesi tasavvur olunamaz. Hem de her açıdan böyledir bu... Tarih bilmeyen, tarihi şuura sahip olmayan ne siyasetin, ne ekonominin, ne felsefenin, ne kültürün, ne hukukun ne de sosyolojinin değerini anlayamaz. Böyle bir noktadaki insan bütün sosyal ilimlerin kara cahili olarak kalmaya mahkûmdur.

Geçmişten iyi ders almak ve geleceği o dersin ışığı altında yönlendirmek geçmişi çok iyi değer yargılarıyla ölçüp biçmeye ve değerlendirmeye bağlıdır. Bu anlamda tarihe, ne bir olaylar yığını ne de geçmiş zamanda meydana gelmiş hadiselerin bir hikâyesi olarak bakılamaz. Tarihe, devletlerin yükselmesinin ve yıkılışının sebeplerini anlamak için öğrenilmesi gereken bir ilim olarak bakmak kaçınılmaz bir hakikattir.

Tarihin içinde saklanan esas mana ve şuur, onu incelemek, olaylar hakkında derinlemesine tahlil yapmak, düşünmek, araştırmak ve hadiselerin esaslarını inceleyip bilmekten ibarettir. Bundan dolayı tarihi, şeref ve hikmet içine dalmış bir ilim olarak görebiliriz.

İnsanoğlunun fıtratında uyuşma-küllenme meyili vardır. Bu açıdan imtihanları daha ziyade rahatlama dönemlerinde kaybederiz. Yine zora düşmeden bazı nimetlerin kıymetini bilmeyiz. Önce nisbi rahatlama, sonrada uydurma sıkıntılar ve kaygılarla elimizdekini kaybettikten sonra aklımız başımıza gelir. İnsan bu noktada fikren ve fiilen hakikatten uzaklaşır. Bu hale düşmemenin yegâne çaresi iyi bir tarih şuurunu canlı tutmaktan geçer.

Tarih, yarım ve eksik kalanı mükemmelleştirmek için yapılan meşru bir araştırmadır. Bütün medeniyetler bu sağlam ve yıkılmaz temel üzerine kurulur ve hayatiyetini devam ettirir. Zaten başta da değindiğimiz gibi bir milletin ömrü de tarih hafızasının kuvvetiyle doğru orantılıdır ve na göre uzayıp kısalır.

Tarih şuuru aynı zamanda geçmişi geleceğe bağlayan bir köprüdür. Bu köprüyü kurup hakkıyla koruyamayan milletlerin karşı sahile geçme gibi bir şansları oldukça azdır ve hatta imkânsız gibidir.

Bugün maalesef özellikle gençler arasında bir tarih şuuru yoksunluğu/yoksulluğu ile karşı karşıya bulunuyoruz. Daha dün denecek kadar yakın olan tarihimizden bile haberimiz yok.

Millet olarak iletişimin alabildiğine kısıtlı olduğu bir dönemde üç kıtaya hükmeden bir geçmişe sahibiz ve daha bunun nasıl yapıldığından bile haberimiz yok. Bırakın haberimiz olmasını, bize kadar ulaşmış tarihi eserlere bile sahip çıkamıyoruz / çıkmıyoruz. Tarihi tecrübelerimizden istifade etmediğimiz için de, dün bize uşaklık edenler, atımızın üzengisini öpenler, bugün emir vermekte ve istedikleri gibi yönlendirmektedirler.

Tarihi tecrübeden istifade etmek demek onu tekrarlamak demek değildir. Tarihin içinde zuhur eden olayların sebep ve sonuçlarını iyi tahlil etmek ve buradan çıkarılan ders ile geleceğe yön vermek tarihi tecrübeden istifade etmenin en geçerli yoludur.

Bugün tarihi tecrübeyi maalesef “gericilik” sayıp görmezden gelen bir kısım sözde çağdaşlar mevcuttur. Hâlbuki "çağdaş olmak" demek tarihi inkâr etmek değil, aksine tarihten yeterinde istifade ederek geleceğe yönelmek ve milleti diğer milletler içerisinde layık olduğu yere çıkarmaktır.

Tarihi tecrübe ondan istifade etmesini bilenlerin "zihni" ve "sosyal" gelişmelerini hızlandırır ve geliştirir. Zaten bu anlamda tarihten hakkıyla istifade etmesini bilmek bir bir şuur işidir.

Geçmişimize ait her sözü, her düşünceyi, her hatırayı hakkıyla inceleyip, onu geleceğe yönelttiğimiz bir ışık haline getirmeye mecburuz. Atalarımız bunu yaptıkları için üç kıtaya ve yedi düvele hâkim olmuş, insanlığa insanlık ve medeniyet getirmiştir.

Mehmet Akif geçmişimizin bu ihtişamını ne güzel resmetmiştir:

“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz.

Gelmişiz cihana, insanlık nedir öğretmişiz.

Kapkaranlıkken bütün afaki insaniyetin.

Nur olup fışkırmışız tâ sinesinden zulmetin.”

Ne zaman ki tarihi değerlerimizden uzaklaştıksa, o zamanda diğer milletlere el açar duruma geldik.  Yetmiş sente muhtaç hale geldik. Bir zamanlar bizden merhamet ve ekmek dilenen Avrupalıların önünde dilenci olduk.

Yeniden atalarımızın o şaşaalı günlerine kavuşmak istiyorsak, ciddi bir tarih şuuruna sahip olmalı ve bu şuurla geleceğe yönelmeli ve dünü bugünle, bugünü de yarınla içice yaşayarak geleceğe kök salmalıyız. Milletimizin yaşaması bir anlamda buna bağlıdır.

İyi bir din-tarih şuuruna sahip olduğumuz an, tarihi şuura çıkan yollar bütün ihtişamıyla önümüze açılacak ve biz o muhteşem caddede üveyik gibi kanatlanıp insan olma, neticesinde de milletler içinde müjde almış millet olma vasfını yeniden kazanacağız. Bunun için geç kaldığımızı biliyoruz ama zararın neresinden dönülürse kardır.

Bugünden itibaren özellikle gençlerimizin tarihimize yeniden sahip çıkıp, ondan aldığı tecrübe ve ışıkla geleceğe yöneleceğine inancımız tamdır. İçinde bulunduğumuz ortamda buna her şeyden daha çok muhtacız.

Ümidimiz gençlerdedir. Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti’nin değimiyle yazımızı bitirelim:

Gençliği ayakta olmayan millet yataktadır.”

Selim Çoraklı

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol