Kibir: Kendini beğenme, böbürlenme anlamlarında bir ahlak terimidir.

Kibir: “Tevazunun zıttıdır.” 

Tevazu: Alçakgönüllülük anlamına gelen bir ahlak terimidir.

Kibir:  Istılahta ise “tekebbür “den gelip hadis-i şerifte geçtiği gibi büyüklenip hakkı kabul etmemek ve insanları hor ve küçük görmektir.

Kibir, Allah Teâlâ'nın hiç sevmediği, hatta en fazla gazap buyurduğu mânevî hastalıkların en fenasıdır ve şeytanın işlediği ilk cürümdür.

Kur’an-ı Kerim, Hz. Âdem (as)'in topraktan yaratıldığını, sonra ona ruh verilerek canlı bir insan haline getirildiğini açıkça anlatır.

 Aynı şekilde, Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Onu tamamlayıp, içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın...

Bütün melekler toptan secde ettiler; yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu. Allah, 'Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni men eden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin?' dedi. 

İblis: 'Ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.' 

Kibir: Hazmedilmesi zor bir zehirdir. 

Bir kere kibire düşen insanın kolay kolay o uçurumdan çıkması ve insan vasıflarında yaşaması, hareket etmesi çok zordur hatta imkansızdır.

Kibir: Ateşten bir gömlektir ve o gömleği kim giyerse giysin yanması kaçınılmazdır.

İnsan; ölümlüdür ve ne kadar uzun yaşarsa yaşasın, isterse kendisini korunmalı bir mağaraya, çelikten veya taş duvarlardan örülmüş kale içine kapatsa dahi ölüm onu er geç mutlaka bulacaktır. 

Kaçınılmaz olan ölümdür..!

Kibirli insan öleceğini bildiği halde nasıl olurda kibire kapılır. Allah’ın gazap buyurduğu kibir sendromunun pençesine düşen insan bu hastalıktan kurtulmak için neden bir çaba göstermez? 

Kibir; öyle bir zehirdir ki içenin gözlerini kör edip hasta dürtüsel eylemlerini sergiler. Kibirli insan kendini diğer insanlardan farklı görür ve bunun devamında aşırı özgüven hareketlerine yansır. Kibirli insan tanrısal bir egonun kölesi olup işlerinin ters gitmesi durumundan çok korkarken kendini daima huzursuz hisseder.

Kibirli insan; eksik olan taraflarını kibriyle kapatmakla meşguldür. Komik olan şu ki: Kibirinin esiri olan insan kendini dev aynasında görür.

Halbuki koskoca kainatta her birimiz küçücük bir zerreden ibaretiz.

Kibirli bir insan ve narsist insan arasında benzer çok özellik vardır. Narsist bir insan, kendisini fiziksel ve ruhsal yönden aşırı beğenir ve yine kendini diğer insanlardan üstün nitelikli  olarak görür.

Kendisi dışındaki insanlara tepeden bakıp her alanda ilgilin kendinde olmasını ister şayet bunun aksi olduğu durumlarda derin bir üzüntü içinde hüsrana uğrar..!

Kibir sahibi insan; küçük dağları ben yarattım havası içinde yaşar, kendini diğer insanlardan farklı ve değerli görür. Yine kibirli insan etrafındaki insanlara tepeden bakarken küçük görürken bir taraftan da aşağılar.

Oysaki ne kadar küçük olduğunu görmeyecek kadar gözleri kör olmuştur.  Şüphesiz en yüce ve en büyük olan Allah'tır. İnsan; Allah’ın donattığı, can verdiği ölümlü bir canlıdır. İnsan; öleceğini bilerek yaşar ancak hangi tarihte öleceğini bilemez. Gaybı ancak  sadece Yüce Allah bilir. Gaybın bütün anahtarı Yüce Rabbin elindedir, emrindedir. 

Allah bildirmedikçe kimse bilemez elbette. 

Kibirli insan; hiç ölmeyecek gibi hayatını sürdürürken yine o düşünceyle hal ve tavırlar sergiler. İnsanın yaşamında ölümün tek gerçek olduğu, geçici ve belirli bir süre konaklamakta olduğu dünyanın verdiği eğlencelik mal mülk, mevki makam, şöhrete kapılan insana yine kibir ölümü unutturmaktadır. 

İnsan; kendini kibir denilen hastalıktan korumalı şayet bu gaflete düşmüş ise ruhunu  manevi şekilde arındırmalı; hal ve tavırlarını değiştirmeli ve çok geç kalınmadan Allah’tan af dilemelidir.

“Kibir; insanı felakete götürür tıpkı hız ve hırs gibi...”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol