Kerem 10 yaşında, hareketli bir çocuktu. Yerinde durmayı hiç sevmez, sürekli sorular sorar hatta bazen etrafındakileri bezdirirdi. Kerem’in hiç kardeşi yoktu. Bu yüzden evde canı sıkılır, anne ve babasına hayvan alalım diye ısrar ederdi. Ailesi ona bir sepet dolusu oyuncak alır, yine de mutlu edemezdi. Kerem karşısında konuşabileceği, oynayabileceği canlı birini isterdi. Okul olduğu zaman keyfi çok yerinde olurdu. Çünkü Eda öğretmenini ve sınıf arkadaşlarını çok severdi.
Bir ocak ayının pazartesi günü, okula gitmek üzere gözlerini açtı. Dışarı heyecanla baktı ama yine kar yağmamıştı. Tek istediği; bir sabah uyandığında her yerin karla kaplı olduğunu görmek ve arkadaşlarıyla kar topu savaşı yapmaktı. Suratını asarak kahvaltıya indi ve yemeğiyle oynayamaya başladı. Durumu fark eden ailesi, birbirlerine baktılar ve oğullarının canının neye sıkıldığını anlamaya çalıştılar. Babası sessizliği bozdu:
-Sana da günaydın biricik oğlum. Ne kadar neşelisin(!) bugün.
Annesi de gülümseyerek:
-Ne oldu oğlum kötü rüyalar mı gördün? Neden suratın asık? Diye sordu.
-Günaydın anne ve baba. Affedersiniz günaydın demeyi unuttum ama gerçekten moralim bozuldu. Dışarıya bir bakın ne görüyorsunuz?
Anne ve babası önce dışarı sonra birbirlerine bakarak:
-Hiçbir şey oğlum ne görmeliydik?
-Evet hiçbir şey yok! Ben de bundan bahsediyorum işte. Hava ne kadar soğuk artık kar yağmalıydı ama hâlâ bir tanecik bile yok.
 Annesi bu cevabı hiç beklemiyordu. Oğlunun sitemi karşısında gülümsedi ve onu güldürmeye çalıştı:
-Ah güzel oğlum biraz daha sabretmelisin, bak yarıyıl tatiliniz geliyor, önünde kocaman iki hafta olacak. Belki o zaman yağar sen de doyasıya oynarsın. Hadi şimdi kahvaltını bitir de okula geç kalmayalım.

Kerem bazen anne ve babasının onun düşüncelerini önemsemediğini düşünüyordu. Sanki ailesi onu geçiştiriyordu ve bu hiç hoş bir duygu değildi. Tam kapıdan çıktığı sırada yan komşuları Emine Teyze çöp atmaya çıkmış, onları selamlıyordu. Kerem ve ailesi sakin bir muhitte oturuyorlardı. Yan yana ve karşı karşıya dizili müstakil evler, ağaçlar, çiçekler, park ve bisiklet sürme alanları tam Kerem’in yaşamak isteyeceği gibi bir yerdi. Emine Teyze de hemen yanlarındaki evde, tek başına yaşayan yaşlı bir kadındı. Kerem her sabah ona selam verir okula öyle giderdi. Emine teyzeyi her gördüğünde haline üzülür, “acaba evde sıkılmıyor mu?” diye düşünürdü. Annesi bazen tatlı yapar ve yan komşularına götürmeleri için oğlundan rica ederdi ama Kerem hiç oralı olmazdı.
-Hadi oğlum komşumuza da kurabiyelerden götür. Bak hem kokusu oraya gitmiştir hem de iyilik etmiş olursun.
-Anne kurabiyeyle mi iyilik olacak? İsterse gider ve marketten alır derdi. O sabahta selamını verdikten sonra arabaya bindi ve okula gitti. Kerem o gün kendini hiç iyi hissetmiyordu hatta eve gidip sadece uyumak istiyordu.
Eda Öğretmen sınıfa girdi çocukları selamladı ve:
-Evet çocuklar bu cuma karne alıyoruz, heyecanlı mısınız bakalım? Dedi.
Bütün sınıf bir ağızdan:
-Evet öğretmenim diye bağırdılar.
Öğretmen de heyecanlı olduğunu söyleyip derse başladı.
Üçüncü ders resim dersiydi, Eda öğretmen çocuklara gözlerini kapatıp, şuan nerede, kiminle,ne yapıyor olmak isterdiniz? Sizi en çok ne mutlu ederdi? Diye sordu.
-Beş dakika düşünmenizi istiyorum. Daha sonra bu hayallerinizi kâğıda çizmenizi isteyeceğim.

Herkes düşünmeye başladı. Kerem gözlerini kapatır kapatmaz kar yağdığını ve vefat eden dedesiyle eski günlerdeki gibi kardan adam yaptığını hayal etti. Dedesini gerçekten çok özlüyordu. O çok iyi bir insandı. Kerem’i hep dinler, ona yemekler hazırlar, kitaplar okur, sorularına cevap verir, ondan hiç sıkılmazdı. Dedesi her zaman ona iyi bir insan olması gerektiğini söylerdi. Kerem ise ona söz hep söz verirdi. Sonra bir gün dedesinin bir daha hiç gelmeyeceğini öğrendi. Başlarda çok kızdı, üzüldü, ağladı ama elinden bir şey gelmeyeceğini anlayınca onu sevgiyle hatırlamakla yetindi. Kerem tam hüzünlü hüzünlü hayal kurarken sıra arkadaşı Tuğba koluna hafifçe dokundu ve hayalden uyandırdı.

-Kerem çok kötü bir şey oldu.
-Ne oldu Tuğba neden hayal kurmamı engelliyorsun?
-Boya kalemlerimi evde unutmuşum acaba birlikte kullansak olur mu?
Kerem birkaç saniye durdu ve kalemlerinin kendisine anca yeteceğini düşündü.
-Hayır Tuğba, kalemlerimi seninle paylaşamam, bir dahakine daha dikkatli olur kalemlerini getirirsin diye çıkıştı.
Tuğba bu tepkiyi hiç beklemiyordu ve gerçekten çok üzülmüştü.
Eda öğretmen de bu durumu fark edip teneffüste Kerem’i yanına çağırdı.

-Merhaba Kerem, her şey yolunda mı?
-Evet öğretmenim neden sordunuz?
-Sıra arkadaşınla tartıştığınızı gördüm, siz çok iyi anlaşırdınız ne oldu? Bana anlatmak ister misin?
-Öğretmenim Tuğba boya kalemlerini unutmuş, birlikte kullanabilir miyiz? Diye sordu. Bende hayır dedim diye küstü.
-Neden vermek istemedin Kerem’ciğim?
-Çünkü onlar benim kalemlerim öğretmenim ve bana yetecek kadar vardı.
-İkinize yetecek kadar kalem var gibi orada. Keşke arkadaşının kalbini kırmasaydın. İyilik yapmak her zaman önemlidir, iyilik eden, iyilik bulur. Bunu sakın unutma olur mu? Tuğba arkadaşının gönlünü almalısın, bak çok üzgün görünüyor. Hadi şimdi derse gidelim.

Kerem eve gidene kadar iyilik ve kötülük kavramlarını düşünüp durdu. O iyi bir insan olduğunu düşünüyordu. Neden kötü olsundu ki? Hayvanları çok seviyordu, onlara yemek su veriyordu yetmez miydi? Kendi kendine Tuğbaya kızdı. Akşam yemeğe oturduklarında babasına sınıfta olanları anlattı. Babası da:
-Sen kalemlerini unutsaydın Tuğba sana vermez miydi? Diye sordu.
-Bilmem verir miydi? Neden bu kadar abarttınız bu konuyu? Alt tarafı boya kalemi küçücük bir şey işte.
Annesi lafa girdi:

-İyiliğin büyüğü küçüğü olmaz oğlum. Sen bugün bir arkadaşını, yaşlıyı, hayvanı sevindirirsin yarın da onlar seni.
-Yaşlılar neden benimle mutlu olsun anne? İlla olacaklarsa da ben zaten çok iyi bir insanım. Her sabah Emine teyzeye günaydın diyorum.
Annesi daha fazla üstüne gitmedi ve sessizce yemeklerini yediler.
O hafta Kerem ve Tuğba hiç konuşmadı. Karne günü geldiğinde bütün sınıf birbiriyle sarılıp, vedalaştılar. Sıra Tuğba ve Kerem’e geldiğinde, birbirlerine sırtlarını döndüler. Eda öğretmen çıkışta onları yanına çağırıp:

-Siz iki iyi arkadaşsınız neden böyle yapıyorsunuz? Diye sordu. Tuğba hemen atladı
-Hayır öğretmenim biz iyi arkadaş değiliz. Arkadaşlar birbirine yardım eder.
Kerem de altta kalmadı:
-Neden bu kadar abartıyorsun Tuğba? Sanki sana kötülük ettim.
Tuğba daha fazla konuşmak istemediğini söyleyerek, öğretmenine veda etti.
Eda öğretmen Kerem’e:
- Seninle bir oyun oynayalım. Bu iki hafta, tatil boyunca kendine bir kavanoz almanı istiyorum. Yaptığın her iyilikte içine bir avuç mısır atmanı istiyorum. Bakma bana öyle, evet yediğimiz mısır, hani sonra patlattığımız. İki hafta boyunca bu mısırları biriktirmeni istiyorum. Her mısırı da not almalısın. Böylece ben iki hafta sonra seni ziyaret ettiğimde hem yaptığın iyilikleri görürüm hem de kavanozdaki mısırları patlatır bir güzel yeriz. Ne dersin?

Kerem bu teklifi çok ilginç bulmuştu. Öğretmenin eve gelmesi ve mısır yeme fikri çok hoşuna gitmişti, öğretmeninin teklifini hemen kabul etti.
Karnesini alıp eve döndü. İyilik de neydi böyle? Neden herkesin dilindeydi? Yarın hemen çalışmalara başlamalıydı. Annesi ve babasına öğretmeniyle konuşmalarını anlattı. Ailesi de bu fikre bayılmıştı. Oğullarına sarılıp, onu desteklediler.

Tatilin ilk gününde Kerem’in burnuna tarçınlı kurabiye kokusu geldi. Koşa koşa mutfağa gitti, bir bardak süt alıp masaya oturdu. Keyifli keyifli kurabiyesini yerken, aklına annesinin “Emine teyzene de götür oğlum hem iyilik etmiş olursun” dediği günler geldi. Hemen annesine seslendi:
-Anne bu güzel kurabiyelerden komşumuza da götürmeliyim. Bana bir tabak hazırlar mısın? Bugün hava tam iyilik havası.
Bu konuşma annesinin çok hoşuna gitti. Hemen mutfağa gidip bir tabak hazırladı.
Kerem tabağı alıp Emine teyzenin kapısını çaldı. Emine teyze kapıyı açınca çok mutlu oldu. Kerem hiç ona ziyarete gelmemişti. Emine teyze Kerem’i içeri davet etti. Kendisine ve çocuğa süt koyup, onunla sohbet etmeye başladı. Kerem yaşlı kadının neden bu kadar mutlu olduğuna bir türlü anlam veremedi. Demek ki komşuları kurabiyeyi çok seviyordu. Keşke dedi içinden, keşke onun da hayvanı olsa hem o zaman yalnız kalmazdı. Birden düşüncelerinden sıyrılıp yaşlı kadına:

-İyilik yapmak ne demek biliyor musun? Diye sordu. Emine teyze bu soruyu hiç beklemiyordu. Biraz düşündü ve:
-İyilik yapmak demek; kendimizden başka insanları hatta canlıları düşünerek, onlara yardım etmek, onların yüzünü güldürmek, iyi dileklerini almak demek.
-Peki kaç para harcamam lazım iyilik yapmak için?
Yaşlı kadın güldü:
-Ah güzel çocuğum her şey para demek değildir. Bak bana, kocaman evim var, bir sürü param var ama evde tekim. Arkadaşım bile yok. Bazen bir kelime, bir hediye, bir gülüş hatta bir kurabiye bile dünyalara bedeldir deyip göz kırptı.
-Ben senin arkadaşın olurum Emine Teyze hiç merak etme tamam mı? Sakın üzülme ben sana kurabiye getiririm ama şimdi gitmeliyim. İyilik yapmam gerekiyor biliyorsun. Yeniden görüşmek üzere.
Kerem’in içini huzur kaplamıştı. Yaşlı kadın ne kadar da mutlu olmuştu öyle. Hemen gidip kavanozuna bir avuç mısır attı ve not aldı. Daha çok mısır birikmesi lazım diye düşündü. Kime iyilik yapacaktı? Sokağa çıkıp “iyilik lazım mı?”  Diye bağırmalı mıydı? Çok işi vardı çok. Kendini ödüllendirmek için biraz oyun oynayıp yattı. Ertesi gün erkenden kalkıp sokağa çıktı. Yine kar yoktu ama şimdi düşünmesi gereken daha önemli işleri vardı. Bir yavru sokak köpeği gördü, yanına yanaşıp sevmeye başladı. Köpek o kadar üşümüştü ki hemen Kerem’in kollarına dolandı. Kerem köpeği alıp yeni arkadaşı Emine teyzenin kapısına gitti. Yaşlı kadın köpeği görünce çok şaşırdı ve hemen onları eve aldı. Kerem köpeğe yemek verdi ve kollarının arasına alıp onu ısıttı. Daha sonra aklına harika bir fikir geldi. Bu köpeği Emine teyzeye hediye edecekti. Böylece hem köpeği kurtaracak hem de Emine teyzeye arkadaş bulmuş olacaktı. Bu birkaç avuç mısır demekti. Düşünceleri onu çok heyecanlandırmıştı. Emine teyzeye:
-Köpeği sana getirdim, bak! Arkadaşın oldu dedi. Emine teyze:
-Onu yuvasından, ailesinden ve kardeşlerinden ayıralım mı diyorsun yani? Küçük köpek bu duruma çok üzülmez mi?
-Ama daha iyi bir yuvası olacak.
-Peki o zaman sana şöyle sorayım, seni ailenden ayırsalardı mutlu olur muydun? Sana iyilik etmiş olur muyduk?
Kerem uzun süre sessiz kaldı. Hiç bu açıdan düşünmemişti. Emine teyze sessizliğini görünce tekrar lafa girdi:
-Hayvanlara iyilik etmek için illa onları eve kapatmamız gerekmez. Her gün onlara yemek, su verebiliriz, onlarla oyun oynayabiliriz. Hatta ben de seninle gelirim, yeni arkadaşlar ediniriz ne dersin?
Kerem’in bu fikir aklına yatmıştı. Köpeğin karnını güzelce doyurup onu bulduğu yere götürdü. Eve gelince annesine iyilik yapıp yapmadığını sordu. Annesi de:
-Aferin oğlum bu hayvanlara yapabileceğin en güzel iyilik olmuş. Seninle gurur duyuyorum. Haydi git ve kavanozuna bir avuç daha mısır at. Kerem gururla kavanozuna mısır atmaya gitti.
Tatilin üçüncü günü Emine teyzeyi de alıp sokak hayvanlarını beslediler. Bu artık onların bir rutini haline gelmişti. Her gün bir avuç mısır garantiydi. Günleri iyilik yapmakla geçerken, annesi ve babasıyla markete gitti. Market o kadar kalabalıktı ki, çok sıkılıp kapıya çıktı. Ailesini beklerken bir tane yaşlı amcanın torbalarını taşırken zorlandığını gördü. İçinden bir dürtü hemen yardım etmesi gerektiğini söyledi. Koşarak amcanın yanına gitti ve yardım etmek istediğini söyledi. Yaşlı adam o kadar memnun oldu ki çocuğa hayatında başarılar diledi, yanağını okşadı ve arabasına binip uzaklaştı. Kerem yine çok şaşırdı. “Alt tarafı poşet taşıdı neden bu kadar sevindi ki? Yaşlılar gerçekten mutlu olmaya yer arıyorlar” diye düşünürken babası onun yaşlı adama yardım ettiğini gördüğünü ve yine bir iyilik yaptığını söyledi
-Nasıl yani? Poşet taşımak mı iyilik? Bu kadar kolay mıydı iyilik yapmak?
-Evet oğlum insanlar iyilik yapmayı gözünde çok büyütüyorlar ve bundan kaçıyorlar. Halbuki bu kadar kolay işte bir insanı sevindirmek.
Kerem’in içini yine o tanıdık huzur hissi kaplamıştı. Eve gelip bir avuç daha mısır koydu kavanozuna. Bir hafta geçmişti bile. İyilik yolunda ona yardımcı olan Emine teyzeye bir sürpriz yapmak istedi. Bahçeye çıktı ve çiçek aramaya başladı. Bu sırada Emine Teyze Kerem’i gördü ve ne yaptığını sordu. Kerem de üzgün üzgün:
-Sana hediye vermek istiyordum. Bahçeden çiçek koparacaktım ama çiçekler daha açmamış,çok üzgünüm. Yaşlı kadın hemen lafa girdi:
-İyi ki çiçek yokmuş da koparmamışsın. Bitkiler de canlı biliyorsun değil mi? Onları koparmak demek yaşamlarına son vermek demek. Çiçeklerin yaşamasını istersin değil mi?

Kerem yine hiç bu açıdan düşünmemişti. Yaşlı kadın devam etti:
-Senin varlığın benim için en güzel hediye zaten. Seninle yaptığımız sohbetler, yaptığımız iyilikler bana çok iyi geliyor. Ekstra bir şey yapmana gerek yok. Şimdi gel buraya ve yaşlı kadına kocaman sarıl. Kerem ikna oldu ve yeni arkadaşına kocaman sarıldı. Eve gittiğinde artık çiçekleri kendisinin sulayacağını ve onlara kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğini söyledi. Bunu duyan babası:
-Haydi kavanoza mısır geliyor diye neşeli neşeli bağırdı.

Tatilin bitmesine günler kala annesi, Kerem’den temizlik için yardım istedi. Kerem de artık kocaman olduğunu ve kendi odasını hatta kıyafetlerini kendi düzenleyebileceğini söyledi. Dolabını açtığında bir sürü kullanmadığı eşya olduğunu gördü. Hemen annesine seslendi.
-Anne ne yapacağız bunlarla? Çöpe atmak istemiyorum.
-Atmayacağız tabii ki oğlum. Bu eşyaları ihtiyaç sahiplerine vereceğiz ve başka çocukların yüzlerini güldüreceğiz.
-Sevinirler mi gerçekten anne? İyilik yapmış olur muyum?
-Elbette olursun koca yürekli oğlum benim. Hadi git ve kavanozunu doldur bakalım.
Kerem koşa koşa kavanozunu doldurdu. Artık kavanozu doldurmak için değil, kendisini huzurlu hissettiği için iyilik yapıyordu. Okul açılmadan son hafta sonu öğretmeni onları ziyarete geldi. Kavanozu açtıklarında ağzına kadar dolu olduğunu gördüler. Herkes çok mutluydu. Eda Öğretmen:
-Kendini nasıl hissediyorsun Kerem? İyilik yapmak zor muymuş?
-Öğretmenim itiraf etmem gerekirse; ben iyilik yapmanın ne olduğunu bilmiyormuşum. Hatta zor bir iş zannediyordum. Halbuki iyilik yapacak ne kadar fırsat varmış, insanların, hayvanların yüzlerinde gülümseme sebebi olmak ne kadar huzur vericiymiş. Keşke insanlarda iyilik yapmanın tadını bilse o zaman dünyamız ne kadar güzel olurdu değil mi?
Eda öğretmen duydukları karşısında duygulanmıştı.
-Seninle gurur duyuyorum Kerem. Sen çok iyi bir insansın, kalbin çok güzel. Umarım bu içindeki iyilik yapma duygusunu hiç kaybetmez, başkalarına da aşılarsın.
-Teşekkür ederim öğretmenim. Tuğba’yı ne kadar üzdüğümü anladım. Arkadaşlık önemli bir konuymuş. Arkadaşlarımızın kalbini kırsak da onlardan özür dilemeliymişiz. En kısa zamanda Tuğba’nın gönlünü alacağım ve eşyalarımı herkesle paylaşacağım. Bu arada öğretmenim arkadaşım demişken, bana bu yolda çok yardımcı olan yeni arkadaşımı da çağırmak istiyorum izninizle. Kendisi yan tarafta oturuyor.Öğretmen:
-Elbette çok sevinirim dedi.
Kerem Emine teyzeyi de çağırıp öğretmeniyle tanıştırdı. Annesi biriken mısırları patlatırken Kerem’in gözü cama takıldı. Evet sonunda olmuştu, sonunda kar yağıyordu. Ailesi, öğretmeni ve Emine teyzeyle mısırları, kar yağışını izleyerek yediler. Dedesinin de onu izlediğini ve gurur duyduğunu düşündü. Sözünü tutmuştu. Kerem gerçekten kendini hiç bu kadar mutlu hissetmemişti.



EDA ÖZER
 ŞUBAT-2021

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.