KELEBEĞİN KANADI
Taygun ve Bumin, iki yakın arkadaştılar. O kadar yakınlardı ki neredeyse yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Türkiye'den Arjantin'e seyahat için gelmişlerdi. Biraz kafa dinlemek ve bulundukları ortamdan uzaklaşmak istiyorlardı. Üç hafta süren bu yolculukta yorulacaklardı ama İmam Şafii'nin dediği gibi: "Yolculuk et! Ayrıldığın bazı şeylere karşılık yeni ve güzel şeyler bulursun. Yorul! Çünkü hayatın tadı çekilen yorgunluktadır."

 Arjantin'in başkenti Buenos Aires'in 13 mil güneybatısında kurulan Ezeiza'daki Ministro Pistarini Uluslararası Havaalanı'na vardıklarında saat 14:30'du. Havaalanının dışına çıktıklarında Opel Corsa model sarı-siyah bir düzine taksi havaalanından çıkan yolcuları bekliyordu. Gözlerine kestirdikleri bir taksiye bindiler. Bumin çok bilmesede günlük işlerini halledebilecek düzeyde İspanyolca biliyordu. Taksiciye, Buenos Aires'in merkezine gitmek istediklerini söyledi. Yol boyunca arka koltukta oturan Taygun, Canon marka fotoğraf makinesiyle taksinin camını aralayıp çekimler yaptı. Sıcak bir şubat günüydü. Çocuklar yollarda bisiklet sürüyor, futbol oynuyor, kaykayla artistik hareketler yapıyorlardı. Taygun, yolculuk esnasında çevresini seyrettiğinden varacakları yere geldiğini taksinin durmasıyla anladı. Taksi ücretini paralarını birleştirip ödediler. Taksiden indiler ve üç hafta kalacakları beş yıldızlı otele doğru yürümeye başladılar. Otele   girdiklerinde onları bellboy karşıladı. "¹Bienvenido" dedi bellboy. "²Hola." diye karşılık verdi Bumin. Resepsiyonistin yanına giden Bumin "Hola." dedi. Kadın resepsiyonistte aynı kelimeyle cevap verdi. Bumin daha önceden odalarını ayırttıklarını söyledi. Resepsiyonist "³Cómo te llamas?" dedi. Bumin avuç içini göğsünün ortasına koyarak  "⁴Me llamo... Bumin." dedi. Taygun da Bumin'in söylediklerini tekrarlamaya çalışarak resepsiyoniste "Me... Şey eee... Me..." Devamı nasıldı üstat? diye sordu Bumin'e. Kadın resepsiyonist gülmemek için kendini zor tutuyor, dudaklarını ısırıyordu. Bumin, Taygun'a tekrardan nasıl telaffuz edilmesi gerektiğini yavaş yavaş söyledi. Taygun "M- M- Mellema..." gibi anlamsız şeyler söylemeye başladı. "Yok böyle olmayacak." dedi Bumin' e dönerek. Sağ elinin avuç içini göğsünün ortasına koyarak kadın sekretere "Taygun." dedi. "Taygun." kadın resepsiyonist yine anlamadı. Taygun cebinden kağıt kalem çıkardı. Kağıda ismini büyük harflerle ve her harfin arasını çizgiyle ayırarak yazdı: "T-A-Y-G-U-N." Kadın sekreter isimleri sisteme girdi. Çift kişilik odalarının anahtarlarını aldılar. Bellboy yanlarına gelip bavullarını taşımak istedi. Bumin gerek olmadığını söyledi. Bumin ve Taygun asansöre binip odalarına vardılar. Banyoya girip sırayla duş aldılar. İkisi de yataklarına geçip yolculuğun verdiği yorgunlukla beş dakika sonra uykuya daldılar. 

Saat 22:00 sularıydı. Taygun daha erken kalkmış ve üzerini giymişti. Bugün bir Türk rehberle on beş küsur saatlik yola çıkacaklardı. Bu yüzden erken kalkmaları gerekiyordu. Gittikleri yerde bir gün kalmak kaydıyla kamp kuracaklar ertesi sabah saat 09:00 da servisle kaldıkları otele döneceklerdi. Yolculuk Misiones'de bulunan İguazu Şelaleri'ne idi. Bumin gözlerini yavaşça açıp bir iki dakika sonra yataktan doğruldu. "Günaydın." dedi Taygun. "Sana da günaydın." diye karşılık verdi Bumin. Bumin elini yüzünü yıkamak için banyoya gitti. Döndüğünde üzerini değiştirdi. Gidecekleri yere onları götürecek olan servise binmek için otelden ayrıldılar. Yol boyunca kimi zaman fotoğraf ve video çektiler. Kimi zaman ise uyudular. İguazu Şelaleri'ne geldiklerinde saat 13:30 du. Servisten indiler ve rehberin önderliğinde gezintiye başladılar. Yol boyunca gördükleri her şey ilgilerini çok çekti. Bumin'in sağ omzuna dev mavi morfo kelebeği kondu. Bumin kafasını kelebeğin konduğu yere doğru çevirdi ve kelebeği seyretmeye başladı. Bunu gören rehberin ağzından şu cümleler döküldü: "Kelebeğin kanadı öylesine narindir ki, toz zerreciklerinin ya da çiy damlalarının ağırlığı bile onun uçmasını zorlaştırabilir. Yine de kanatları temiz ve kuru kalır. Bunun sırrı nedir?

Şunu düşünün: Ohio Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar, dev mavi morfo kelebeğini (Morpho didius) inceledi ve bazı ayrıntılar fark etti. Bu böceğin kanadı, çıplak gözle pürüzsüz görünmesine rağmen, yüzeyi damdaki kiremitler gibi üst üste binmiş minicik pullarla örtülü. Bu pulların yüzeyindeki daha da küçük paralel çizgiler, kirin ve su damlalarının kolaylıkla akıp gitmesini sağlıyor. Mühendisler kir ve su tutmayan, yüksek teknoloji ürünü endüstriyel kaplama malzemeleri ve tıbbi araç gereçler üretmek için bu kanatların yapısını taklit etmeye çalışıyor.
Kelebeğin kanadı, bilimin canlılardaki tasarımı nasıl taklit etmeye çalıştığını gösteren başka bir örnektir. Araştırmacı Bharat Bhushan 'Doğa, mikro düzeyden makro düzeye kadar, yüzyıllardır insanlığa ilham veren mühendislik harikalarıyla dolu.' diyor.
Ne dersiniz? Kelebeğin kanadı evrimle mi oluştu? Yoksa yaratıldı mı?"
"Çok etkileyici." dedi Bumin. "Allâh'ın hikmetine bakar mısın?" dedi Taygun'a dönerek. "Gerçekten de öyle." diye tasdikledi Taygun. "Ne kadar da az şükrediyoruz. Değil mi?"

Dipnot
¹Hoşgeldiniz. (İsp.)
²Merhaba (İsp.)
³Adınız ne? (İsp.)
⁴Benim adım... (İsp.)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol