Zeynep Hanım, on beş yıldır aynı iş yerinde çalışıyordu. Endüstriyel temizlik malzemeleri üreten bir firmanın insan kaynakları müdürüydü. Çok hareketli üç oğlu olmasına rağmen işine hiç geç kalmayan çok gerekmedikçe izin almayan doğum sonrası iznini uzatmadan işbaşı yapan işkolik bir kadındı. Üst yöneticilerinin takdir ettiği, iş arkadaşlarının sevdiği ama bir o kadar da sosyal bir insandı. Hem eve hem sosyal hayata hem de işine yetişmeye çalışıyordu. Sabahları kahvaltı hazırlamaya vakit bulamazdı. Beşi birlikte dışarıda börek, simit, poğaça atıştırırlardı. Akşam yemeği menüsü de genelde köfte, pilav makarna, kızartma, mantı gibi kısa sürede yapılan aperatif yiyeceklerdi. Eşi de çocukları da bu duruma alışmışlardı artık. Zeynep Hanım iyi bir insandı ve yaptıklarıyla bu boşluğu doldurduğunu sanıyordu. Çocuklarına sıklıkla oyuncaklar, zekâ geliştirici setler alırdı. Her akşam eve onların sevdiği pasta ve tatlılarla gelirdi. Özel günlerde de eşi Fatih Bey’e de pahalı, göz kamaştırıcı hediyeler alırdı. Yoğun iş temposunu bırakıp doğumlara, düğünlere, cenazelere yetişemezdi genelde. Ama gidemediği cenaze evine mutlaka bir yemek yaptırır gönderirdi. Doğum yapan yakınları için, hastaneye çiçeğini, hediyesini, doğum günü olanlara en sevdiği hediyeleri göndermeyi ihmal etmezdi. Üç çocuğunun bakıcısı Neriman Hanım’ın da çocuklarına baktığı sürede her ihtiyacını gidermiş, çocuklarına eğitim bursu vermişti. Çalıştığı iş yerinde yeni evlenenlere, çocuğu olanlara maaş ikramiyesi vermeyi yöneticilerine kabul ettirmişti. Eşi Fatih Bey’in de kendine ait mimarlık ofisi vardı ve çok iyi bir geliri vardı. Evleri kendilerine aitti. Hem Fatih Bey’in hem de Zeynep Hanım’ın kendilerine özel araçları vardı. Fatih Bey de ailesinin ihtiyaçlarını gözeten sorumluluk sahibi bir babaydı. Maddi anlamda Zeynep Hanım’ın çalışmasına ihtiyaç yoktu. Ama Zeynep Hanım, hem yıllar sonra geldiği kariyerini bırakmak istemiyordu hem de para kazanıp ‘daha çok insanın derdine derman olabiliyorum’ diyerek kendini tatmin etmeye çalışıyordu. Ancak bir yerlerde atladığı bir şeyler vardı. İçini tırmalayan bir huzursuzluk kendisini mutsuz ediyordu. Akşamları eve çok yorgun geliyor ve çocuklarıyla kısa bir sohbetten sonrasında ayakta durmak ona çok zor geliyordu. Eşi ile de sohbetleri genelde ülke ve dünya gündemi, iş hayatı ve piyasalardaki dalgalanmalar hakkındaydı. Çocukların dersleri için de, maddi imkânları kısıtlı, sınıf öğretmenliği bölümü son sınıf öğrencisi Ali ile anlaşmıştı. Ali, onların hem dersleri ile ilgileniyordu hem de bir ağabey gibi onları spor kurslarına bırakıyordu. Çocukların maddi anlamda hiçbir eksikleri yoktu. Eksik olan şey anne şefkatiydi.

Fatih Bey ile severek evlenmişlerdi ve hala ikisi de birbirine karşı son derece saygılıydı ama Zeynep Hanım’ın bu yorgun halleri Fatih Bey’in canını sıkmıyor değildi. Ama Zeynep Hanım’ın iyi niyetli oluşundan şüphe duymaması bu evliliği yürütüyordu. Onların günleri böylesine hızlı geçip giderken dünyadaki olaylar da hızlanmıştı. Zeynep Hanım bu yoğun temposuna devam ederken  sıralarda dünyada olağan dışı olaylar oluyordu. Çin’in Wuhan kentinde çıkan bir virüs dünyada yayılmaya başlamıştı ve ülke genelinde tedbir amaçlı okullar bir haftalığına tatil edilmişti. Bir hafta sonrasında vakalar görülmeye başlayınca verilen ara uzamış ve eğitimde online sisteme geçilmişti. Vaka sayıları her geçen gün artıyordu. Birkaç hafta sonra da üretim durmuştu. Sokağa çıkma kısıtlamaları başlamıştı. Devlet daireleri bile asgari personel ile kısa çalışma yapıyordu. Özel sektör çalışanları da genelde evden uzaktan bağlantı ile çalışıyorlardı. Zeynep hanımın çalıştığı iş yerinde üretim tamamen durmuştu. Üretimi duran iş yerleri için devlet belirli şartları taşıyan çalışanlara ödenek veriyordu. Zeynep Hanım da çalıştığı kurumun ayakta kalabilmesi için ödenek başvurularını yaptı. Artık onun için de Fatih Bey için de aktif çalışma hayatı için uzun soluklu bir ara başlamıştı. Tüm aile evde uzun saatler bir aradaydı. Salgın tablosu herkesi tedirgin ediyordu. Restoranlar, kafeler kapalıydı, paket servisler devam ediyordu ama hastalıkla birlikte dışarıdan yenilen yemeklere de güven azalmıştı. Çocuklar sitenin içindeki parka maske ile çıkıyorlardı. İlginç bir şekilde çocuklar hastalığa yakalanmayıp taşıyıcı olabiliyorlardı. Bu yüzden çocuklar kısa bir soluk alıp hemen eve geliyorlardı. Ağabey Ali de haftalık temizliğe gelen yardımcı personel de tedbir amaçlı bir süre eve gelemeyeceklerdi. İş başa düşmüştü. Zeynep Hanım o gece rüyasında on bir yaşındayken vefat eden annesini gördü. Annesi beyaz bir elbise giymişti ve ona: “Kızım. Sen çok iyi bir insansın. Yaptığın iyilikler için çok dua aldın. Ama şimdi ailene ve kendine iyilik yapma vakti.” Dedi. Zeynep Hanım sabah erken uyandığında evde herkes uyuyordu. Nedense içi kıpır kıpırdı. Hemen mutfağa girdi. Hafta içi yapılamayan kahvaltılar için mazeretler ortadan kalkmıştı. Krepleri çocukların uzun teneffüsüne denk getirdi. Muazzam bir kahvaltı sofrası hazırladı. Eşinin sevdiği soğanlı menemen de muhteşem görünüyordu. Eşi ve çocukları, hafta sonu mu diye tereddüt etseler de günlerden pazartesiydi. Herkesin yüzünde tatlı bir tebessüm vardı. Özenle hazırlanmış bu kahvaltı sofrasında acele etmeden keyifle kahvaltı yaptılar. Kahvaltı sonrası Fatih Bey ile verandada güzel bir keyif kahvesi içtiler. Fatih bey: “Canım senin de saçında beyazlar görüyorum benim gibi, yaşlanıyoruz.” diyerek sıcak bir sohbeti başlattı. Zeynep Hanım, “Yarın sabah kahvaltıdan önce hep beraber karşı caddedeki spor tesisinin etrafında koşalım o zaman, kendimize bakalım madem yaş alıyoruz.” dedi tatlı bir ses tonuyla. Çocukların bile çok hoşuna gitmişti bu fikir. Market kapanmadan Fatih Bey alınacak bir şeyler var mı diye sordu. Zeynep Hanım’dan gelen market listesini gören Fatih Bey akşam yemeği için heyecanlanmıştı. Zeynep Hanım, kayınvalidesini arayarak hem hal hatır sordu hem de Fatih Bey’in çok sevdiği etli kuru fasulyenin püf noktalarını rica etti. Kayınvalidesi tüm detaylarıyla anlattı ve mutlu bir şekilde telefonu kapadı. Eşine dönerek: “Bey, Zeynep kızım aradı selamı var. İşe gitmiyormuş o da evdeymiş.  Oğlumun sevdiği yemekleri yapacakmış.” dedi. “Ne güzel hatun, bize şer görünen her olayın mutlak bir hayır tarafı vardır bilirsin.” “Bilmem mi?”

Fatih bey marketten dönene kadar, Zeynep Hanım internetten baktığı tarifle harika bir cevizli portakallı kek attı fırına. Fatih bey içeri girerken kekin kokusunu içine çekti adeta.  “Canım çayı da boş mu içelim yani, beş çayı keki bu, inşallah beğenirsiniz.” dedi. “Beğeniriz tabi ki canım sen mutfağa çok yakıştın inan.” Kek çok güzel olmuştu. Çocuklar ikişer tane yemişti. Akşam yemeğine ilave olarak kayınvalidesinin vermiş olduğu buzluktaki közlenmiş patlıcan ve kırmızıbiber de vardı. Fatih Bey: “Uzun zaman sonra yemekler çok güzel, annem mi gelip gitti acaba ben markete gittiğimde?” diyerek espri yaptı. Çocuklar da tek tek annelerine ‘ellerine sağlık’ demeyi unutmadılar.

  • Afiyet olsun canlarım, şimdi derslerinizi gözden geçirin birer test çözün. Anlamadığınız bir yer olursa gelin sorun.
  • Tamam, anne ödevim İngilizce ama gün içinde bağlantı koptu durdu öğretmenimin sesi gelmedi, konuyu anlamadım.
  • Senin İngilizce B2 seviyesinde annen var.
  • Gerçekten mi anne üst seviye mi senin İngilizcen?
  • Evet annecim, akıcı konuşamasam da derslerinde yardımcı olabilirim.

Ahmet İngilizce dersinde takıldığı yerleri annesine sordu. “Yavuz sen de dinle annecim iki sene sonraki derslerin için kulak aşinalığı olsun.” Dersler bittikten sonra Zeynep Hanım sabah spora giderken ne giysem diye dolabını açtı ki, evde giyilecek rahat ev kıyafetleri ve yürüyüş eşofmanları yok denecek kadar azdı. Gardırop, etek ceketli takımlarla doluydu. Gece otururken internetten yeni spor kıyafetleri seçti. Ürünler iki gün sonra elindeydi. Hepsi de istediği gibiydi. Ertesi sabah hep birlikte sabah yürüyüşüne çıktılar. Zeynep Hanım’a çok iyi gelmişti bu yürüyüş, nefes aldığını hissetti. Çocuklar döner dönmez derse girdi. Yine uzun teneffüste kahvaltı yapıldı, kahveler içildi. Fatih Bey bilgisayar başına geçti. Birkaç telefon görüşmesi ile bir saatte işlerini bitirdi.  “Zeynepcim site grubundan mesaj geldi Metin Beylerin virüs testi pozitif çıkmış bilgin olsun.”    Zeynep Hanım: “Ya, sitedeki ilk vaka, İnşallah artmadan geçer. Eşi Aynur Hanımı severim bilirsin.” Normal zamanda olsa Zeynep Hanım hasta olduğunu duyduğu birine yemek ya da börek yaptırırdı. Börek yapan ablalar da temaslıydı hasta kabul ediliyordu. Evet, kendilerine yapacakları yemekleri fazlaca yapacaktı. Komşusunu telefonla aradı:

  • Aynur Hanım nasıl geçiyor karantinanız, halsizlik var mı?
  • Ah var komşum kolumuz kalkmıyor. Ağrıdan uyuyamadık gece. Metin Bey’in birlikte çalıştığı arkadaşından geçti sanırım iki gün önce onlar da karantinaya girmişlerdi.
  • Ben de evden çalışıyorum bir süre. Yemekleri dert etme sen. Her öğün biraz fazlaca yaparım kapıya bırakırım komşum. Zile basınca alırsınız.
  • Allah razı olsun komşum. Çok dikkat edin siz de aman.

Günler bu şekilde evde geçiyordu. Zeynep Hanım yine mutfaktaydı. Birden aklına kız kardeşinin doğum günü geldi. İki gün sonra kız kardeşinin doğum günüydü. Eski Zeynep olsa göz kamaştırıcı bir hediye gönderirdi. Ama öyle yapmayacaktı. Yüreğinde davranışlarına yansıyan güzel değişiklikler vardı. Kız kardeşinin arkadaşlarından ve aile bireylerinden kutlama videosu atmalarını istedi. İstisnasız herkes video gönderdi. Zeynep Hanım onları güzel bir şekilde birleştirdi ve gece tam 00.00’da sosyal medya hesaplarından paylaşım yaptı. Zehra çok mutlu olmuştu. Ablasını aradı ve ne kadar mutlu ettiğini dakikalarca anlattı. Herkesin evde durmak zorunda kaldığı bu uzun süreçte, insanlar kendilerine, içlerine yönelebilmişler ve aslında hayatlarında önem verdikleri şeylerin ne olduğunu anlamışlardı.  Zeynep Hanım için de ailesi, kardeşleri ile geçirilen zamanın önemi bu dönemde ortaya çıkmıştı. Bu yüzden pahalı bir hediye vermektense kardeşinden almış olduğu bu uzun teşekkür telefonunun onda yarattığı mutluluğu tarif etmek imkansızdı.

Zeynep Hanım bu süre zarfında kendini mutfakta bir hayli geliştirmişti. Çocuklarıyla ve eşi ile daha fazla ilgileniyordu. Bu ona o kadar iyi gelmişti ki yıllarca bu güzel duygudan mahrum kaldığı ve mahrum bıraktığı için de kendine kızıyordu. Bir gece çocuklarla eski fotoğraf albümlerini açtılar. Zeynep Hanım’ın çocukluğundan, nişan, düğün, çocukların bebeklik fotoğrafları derken saat epey ilerlemişti. Sabah ezanı okunmaya başladı. Zeynep Hanım arada sabah namazına kalkardı ama genelde güneş doğmaya yakın kılardı. Uzun yıllardır sabah ezanını dinlememişti. Öyle güzel okunuyordu ki herkes sessizleşti.

  • Hadi hep birlikte namaz kılalım.
  • Ali Kerem uyumuş anne.
  • Olsun o küçük zaten haydi herkes abdest alıp gelsin.
  • Tam olarak hatırlayamıyorum anne abdest alma sırasını.
  • Birlikte alalım çocuklar benimle gelin.

dedi Fatih bey. Birlikte namazlar kılındı, dualar edildi. Günler böyle geçip giderken hem Zeynep Hanım hem de ailesi hem birbirlerinin kıymetini anlamışlar hem de çevreleri ile olan ilişkilerinde yardım etmenin, hoşgörülü olmanın ne kadar önemli olduğu yaşayarak fark etmişlerdi. Hasta sayıları hızla düşmeye başlamıştı. Hayat normale dönmeye çalışıyordu.  Zeynep Hanım’ın artık kendine iyilik yapma vakti gelmişti. Evde çok huzurluydu. İşe devam etmek istemiyordu. İş yerinde, yöneticilerine durumu anlattı. Onlar Zeynep Hanım’ın işten ayrılmasını istemeseler de kabul etmek zorunda kaldılar. Zeynep Hanım prim gün sayısı itibariyle tazminat ödeneğini de almıştı. Şu an bu paraya ihtiyacı yoktu. Paranın dörtte birini bir huzur evine, dörtte birini kimsesiz çocuklar yararına bir derneğe, dörtte birini de değerler veren bir gençlik merkezine bağış yapmıştı. Kalan dörtte bir ile de yurt dışı yasakları kalkınca ailece umreye gitmişlerdi.

Zeynep Hanım, iyiliğin tam olarak ne anlama geldiğini idrak etmişti. İnsan ilk önce kendine iyilik yapmalıydı. İyilik, sorumluluklarını en iyi şekilde yapmaktı. İyilik, erdemli nesiller yetiştirmek için gece gündüz çalışmaktı. Kırık bir kalbi onarmaktı iyilik. Etrafında ihtiyaç sahibi olanlara el uzatmaktı. Komşun açken tok yatmamaktı. Yetimin başını okşamak, öksüzün anne acısını dindirmekti. Yaşlı bir teyzeye, gücünün yetmediği yerde destek olmaktı. Bunun için de her zaman paraya ihtiyaç yoktu, yüreğinin iyilik yapmaya niyetli olması, yeterliydi…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.