Bir varmış bir yokmuş. Uzak diyarların birinde diye mi başlar bütün hikayeler? Bizimki de öyle başlasın o halde.
Bir varmış bir yokmuş. Uzak diyarların birinde, muhtemelen en uzağında, oldukça renkli bir kasabada bir tilki yaşarmış. O kadar yalnızmış ki bu tilki, yalnızlıktan inanılmaz canı sıkılırmış. Kasabadaki hiçbir hayvan onunla konuşmak ya da karşılaşmak istemezmiş. Oysaki çok iyi biriymiş tilki. Kendisi böyle düşünüyormuş en azından. Kasaba halkına sürekli yardım edermiş. Hatta o kadar iyi biriymiş ki, yaptığı iyiliklerin çetelesini bile tutarmış. Evet evet, çetelesini. Küçük bir not defteri varmış ve yaptığı her bir yardımı bir gün karşılığını almak üzere defterine işlermiş. Ee hal böyle olunca, defteri de baya kabarıkmış.
-Yılanın kış için hazırlık yapmasına yardım ettim.
-Serçe eşiyle kavga etmişti, barışmaları için araya girdim.
-Kunduzun çalı çırpı toplamasına yardım ettim.
Defteri iyiliklerle dolduğu için her ihtiyacı olduğunda çıkarıyormuş defterini, dayanıyormuş iyilik yaptıklarının kapısına. ‘’Aslan kardeş nasılsın? Hatırlar mısın birkaç ay önce ayağına odun parçası batmıştı da ben çıkarmana yardım etmiştim. O koca ellerle zor tabi. Şimdi iyiliğin karşılığını verme zamanı. Bu aralar omuzlarım çok ağrıyor. O koca ellerin bir işe yarasın.’’ Defterinin sayfaları iyiliklerle doluyormuş dolmasına da tilki gün geçtikçe yalnızlaşıyormuş. Bunun nedenini asla anlayamıyormuş. Aslında her şeyi karşılığını almak için yaptığından dolayı kimse onun yanına yaklaşmak istemiyor, ihtiyaçları olduğunda bile tilkiden yardım istemekte çekiniyorlarmış.
-Köpeğe bugün ceketimi verdim. Vermemi istemedi ama olsun, belki bir gün köpeğin yardımına ihtiyacım olur.
Gel zaman git zaman tilkinin konuşacak kimsesi kalmamış. O da yalnızlıktan bunalınca, çıkmış bir ağacın tepesine, gece çöktüğünde başlamış ay dede ile konuşmaya. Bir gün yılan olurmuş konusu. ‘’Ah bu yılan var ya. Bu gidişle hazırlığını kışa kadar bitiremeyecek. Yardım edeyim dedim ama istemedi. Bak iki yaz önce ben yardım etmiştim de hızlıca bitirivermiştik. Ee tabi benim yardımım olmadan zor iş. Yardım istemezse kendi bilir.’’ Bir gün ise serçeden bahsedermiş. ‘’Serçe yine eşiyle kavga etmiş. Barışmanıza yardım edeyim dedim, istemedi. Bak geçen yaz kavga etmişlerdi de ben girip araya barıştırmıştım. Bilirsin tatlı dilliyimdir. Ee tabi şimdi ben de yokum, sittin sene barışmazlar. Yardım istemezse kendi bilir.’’
Ay dede ile konuşulurmuş konuşulmasına da karşılık alamamak bazen can sıkıcıymış. Tabi tilki durur mu? Bunun bile derdini yanmış ay dedeye. ‘’Sana bir şeyler anlatması güzelde, cevap alamamak çok kötü. Bak ben sana her gün bir sürü olay anlatıyorum. Geçen gün 4 saatten fazla konuşmuşum seninle, yazmışım defterime. Senin canın hiç sıkılmıyordur benim sayemde. Karşılığını verebilsen güzel olurdu.’’
Günlerden bir gün evinin önünde otururken horoza rastlamış. Horozun son zamanlarda biraz halsiz göründüğünü düşünüyormuş. Bunun üzerine ona seslenmeye karar vermiş. ‘’Selamlar olsun sana horoz kardeş nasılsın? Son zamanlarda köy halkını uyandırırken sesinin yorgun geldiğini fark ettim. Sana şu meşhur ilaç karışımımdan yapmamı ister misin?’’ Horoz, tilki
kendisiyle konuşmaya başlayınca önce bir çekinse de halini fark etmiş olması üzerine bir durup düşünmüş. Tilkinin sesi kulağa samimi geliyormuş. ‘Belki de gerçekten iyi niyetinden söylüyordur’ demiş kendi kendine. Cevap vermeye hazırlanıyormuş ancak tilki söyleyeceklerini henüz bitirmemiş olacak ki devam etmiş. ‘’Ee önümüz kış tabi. Beni bilirsin çabuk hasta olurum. O zaman da sen gelir de bana bir tas çorba yaparak iyiliğimin karşılığını ödersin artık.’’ Tilki konuşmasını bitirir bitirmez, horozun aydınlanan yüzü hemencecik soluvermiş. Birkaç saniyeliğine bile olsa onun değişmiş olduğunu düşündüğü için kendine kızmış. Tilkinin yanından ayrılırken bile kendine sürekli onun aynı tilki olduğunu, söylediklerine kanmaması gerektiği tekrarlayıp duruyormuş. Tilki ise kendisine hiçbir şey söylemeden yanından geçip giden horoza şaşkınlıkla bakakalmış. ‘Ne dedim ki ben şimdi? İyiliğime karşılık olarak bir tas çorba bile yapamayacak mı?’ diye düşünmüş kendi kendine. Sonra ise kalktığı yere geri oturmuş.
Günler haftaları, haftalar ise ayları kovalamış. Sonunda beklenilen kış gelmiş çatmış. Kar yağışı da başlayınca kasaba halkı evlerine kapanmış, şömineler yakılmış, kış için yapılan hazırlıklar çıkarılmış. Her evin bacasından dumanlar yükselmiş. Evlerinde oturanların sesleri dışardan bile duyuluyor, hep beraber sıcacık evlerinde kışın gelişini kutladıkları belli oluyormuş. Ancak yalnızca bir evden diğerlerinden farklı bir ses yükselmekteymiş. Kasabanın çıkışında, bacasından duman tütmeyen tek yer olan tilkinin evinde bir kasvet hakimmiş. Tilki yorganın altına girmiş, tir tir titreyerek ısınmaya, soğuk yüzünden dişlerinin birbirine çarpmasını engellemeye çalışıyormuş. Kışın gelişine hazır olmayan tek kişi oymuş. Neredeyse hiç hazırlık yapamamış. Başkalarına yardım etmekle meşgulmüş çünkü. Odunluğu boşmuş, çünkü tüm yaz odun toplayanlara yardım etmiş. Dolaplarında bir tas çorba kaynatacak kadar bile malzeme yokmuş çünkü tüm yazı kış için hazırlık yapanlara yardım ederek geçirmiş. Ceketini de istemediği halde köpeğe verdiği için iyice üşüyormuş. Hal böyle olunca da ne yapacağını şaşırmış.
‘Bu iş böyle olmayacak. Taş çatlasa 3 gün dayanabilirim bu soğuğa.’ Tam o sırada gözü komidinin üzerindeki not defterine çarpmış. ‘İllaki yaptığım iyiliklerin karşılığını vermeyen birileri vardır.’ diye düşünmüş. O kadar uzun zamandır yalnızmış ki, kimseye iyilik yapamadığından defteri de boş kalmış. Gene de bir umut uzanmış defterine ve başlamış okumaya. Karşılığını aldığı iyiliklerin üstü çiziliymiş ve yanına karşılık olarak ne aldığını da not edermiş. İlk başta karşılıksız bir iyilik aramak amacıyla baksa da deftere, gözü üstünü çizdiklerini okumaya dalmış.
-Bugün aslanın ayağına odun parçası battı, ben de onu çıkarmasına yardım ettim. Doktor çağırmamı istedi ama ben varken doktora ne gerek var? Belki bir gün yardımına ihtiyacım olur. (Bugün iyiliğimin karşılığını almak için aslanın yanına gittim. Son zamanlarda omuzlarım çok ağrıyordu bu yüzden omuzlarıma masaj yapmasını istedim. İyiliğimin karşılığını verdi.)
-Bugün yolda yürürken köpeğe denk geldim. Elinde poşetlerle yürüyordu. Hava çok soğuk değildi ama gene de köpeğe ceketimi verdim. Vermemi istemedi ama olsun, belki bir gün köpeğin yardımına ihtiyacım olur. (Bugün gölün kenarında oynarken topum göle kaçtı. Girip alabilirdim ama ıslanmak istemedim. Ben de köpeği çağırıp yaptığım iyiliğin karşılığını vermesini ve topumu gölden getirmesini istedim. Kaşlarını çatsa bile yine de iyiliğimin karşılığını verdi.)
-Bugün tavşanı bahçesini sularken yakaladım. Sulamadığı birkaç yer kalmıştı ama hemen hortumu elinden alıp ben sulamaya başladım. Belki kış geldiğinde havuçlarından
yememe izin verir. (Bugün kasabada gezerken canım şeker çekti. Ben de tavşanı çağırıp canımın şeker çektiğini ve bahçesini sulayarak yaptığım iyiliğin karşılığını vermesini söyledim. İsteksiz bir tavırla da olsa bana bir şeker aldı. Not: şeker cidden çok güzeldi.)
Tilki yaptığı iyilikleri okurken şaşırmaktan kendini alıkoyamamış. Okuduğu her bir sayfada kaşlarını çatıyor, yaptığı şeyleri algılamaya çalışıyormuş. Ancak birkaç sayfa sonra sona gelince düşüncelerinden sıyrılmış ve yüzü mutlulukla aydınlanmış. Burada üstü çizili olmayan bir iyilik varmış!
-Bugün kasabaya bir öğretmen taşındı, baykuş. Hemen koşup eşyalarını yerleştirmesine yardım ettim. Bilgili birine benziyor. Belki ilerde yardımına ihtiyacım olur.
‘İşte bu!’ diye düşünmüş tilki. Baykuşa yaptığı iyiliğin karşılığını istemeye gidebilirmiş. En azından bugünü kurtaracağını düşünüyormuş. Hemen ayaklanıp evden çıkmış. Ancak dışarı adım atar atmaz hissettiği soğuk ve şiddetli kar yağışı yüzünden ilerlemekte zorlanmış. Baykuş kasabanın merkezinde otuyormuş ve kasabanın çıkışında oturan tilki çok zor da olsa kapısına ulaşıp zili çalmayı başarmış. Beklediği birkaç dakikanın ardından kapı hafifçe aralanmış ve baykuş üstünde pijamalarıyla o aralıktan görünmüş.
‘’Se-lamlar o-olsun sana baykuş kardeş Sen-senden bir şey isteyecektim ...’’ O kadar üşüyormuş ki tilki, sesinin titremesini durduramamış. Tilkiyi o halde gören baykuş kapıyı iyice aralayarak ‘’Sana da selamlar olsun olmasına da tilki kardeş, gel içeri içerde konuşalım. Bu soğukta olmaz böyle.’’ demiş.
Baykuş tikinin içeri girmesine izin verip onu şöminenin yanındaki koltuğa yönlendirmiş. İçeri girer girmez yüzüne çarpan sıcaklık ile mayışan tilki koltuğa oturur oturmaz uzatmış ellerini şömineye doğru. Baykuş ise birkaç saniye ayakta bekledikten sonra salondan çıkmış ve kısa bir süre sonra elinde üzeri dolu bir tepsi ile geri dönmüş. Tilki, baykuşun önüne koyduğu tepsiye şaşkınlıkla bakarken gözleriyle tepsiyi incelemiş. Dumanı üstünde bir çorba, ekmek, meyve suyu, taze meyveler. Baykuşun neden bu tepsiyi getirdiğine anlam verememiş önce. Ancak birkaç dakika sonra düşünmeye başlamış kendi kendine. ‘Baykuş ona yaptığım iyiliği hatırlıyor olmalı. Nasıl da düşünceli. Belki de onun da bir iyilik defteri vardır. Beni hem evine alıp ısınmama yardım etti, hem de yemek getirdi. Bunları iki ayrı iyilik olarak sayar mı acaba? Olsun. Yaz geldiğinde ben de ona karşılığını veririm.’ Tilki böyle düşünedursun, baykuş oturmuş tilkinin karşısına ve konuşmasını beklemeye başlamış. Tilki birkaç dakikanın ardından bile konuşmayınca el mecbur söze atılmış baykuş.
‘’Eee tilki kardeş. Bir şey isteyecektin sanırım benden. Nedir o şey?’’
Düşüncelerinde boğuşan tilki, baykuşun sesini duyar duymaz kafasını kaldırıp kaşlarını çatmış. Baykuş zaten ne isteyeceğini bilmiyor muymuş? Yoksa neden ısınmasına izin verip, yemek getirmiş ki? Şöminenin yanında rahatlamanın verdiği keyifle gülerek yanıtlamış tilki. ‘’ Ne olacak? Biliyorsun ya baykuş kardeş. İyiliğimin karşılığını almak için geldim işte. Tabi sen hem ısınmam hem de yemek yememi iki ayrı iyilik olarak sayar mısın bilmiyorum ama olsun. Defterine yaz, yaz geldiğinde ben de sana karşılığını veri-‘’ Tilki sözünü bitiremeden baykuş öne atlayıp susturmuş onu. Tilki bu beklemediği atak üzerine duraklamış.
‘’Dur dur tilki kardeş. Ne diyorsun sen? Ne iyiliği, ne defteri?’’ Tilki sözü kesildiği için rahatsızca yerinde kıpırdansa da gene de gülümseyerek cevaplamış baykuşu. ‘’Hani sen
taşınırken eşyalarını yerleştirmene yardım etmiştim ya? Ondan bahsediyorum. Defterime yazmışım bu iyiliği. Onun karşılığını almaya gelmiştim.’’
Tilkinin söyledikleri üzerine şaşkınlıkla bakan baykuş önce ne diyeceğini bilemez halde beklemiş. Neredeyse iki ay önceki olayı hatırlayıp onun için mi gelmiş tilki? Baykuş zaten eşyalarını yerleştirmeleri için birilerini tutmuş o gün, tilki gelip yardım etmek istediğinde ise bunu iyi niyetli ve yardımsever bir komşu olduğu için yaptığını düşünmüş. Aylar sonra gelip karşılığını istemek için yaptığını değil. Kısa süreli -ama tilkiye uzun gelen- bir sessizliğin ardından baykuş kasabalının tilki hakkında söylediği şeyleri hatırlamış.
‘’Kasabadakiler beni senin hakkında uyarmışlardı. Abarttıklarını düşünmüştüm. Yanılmışım sanırım. Gerçekten de dedikleri gibiymişsin.’’
En sonunda baykuş konuştuğunda sözleri üzerine tilki ne diyeceğini bilememiş. Kasaba halkı neden baykuşu uyarmış ki? Kendisi hakkında ne söylemişler? Tilki bir an bunları sormak istemiş ama baykuş tekrar açmış ağzını.
‘’Sen her şeyi çıkar için mi yaparsın?’’
İşte bu soru tilkinin şaşkınlıktan gözlerinin açılmasına ve ellerinin arasında tuttuğu not defterini sıkmasına neden olmuş. Beklemediği bu soru karşısında kekelemeye başlamış ama bu sefer soğuk yüzünden değilmiş. ‘’Be-Ben tam olarak anla-‘’
Baykuş oturduğu koltuktan kalkarak şöminenin diğer tarafına, tilkinin yanındaki koltuğa oturmuş. Tilki ise ikinci kez sözü kesildiği için rahatsız olamayacak kadar şaşkınmış. Çünkü baykuşun sorduğu soru kafasını karıştırmış.
‘’Diyorum ki, her iyiliğin bir karşılığı mı olmak zorunda senin için?’’
Tilki sağ tarafında oturan baykuşa dönerek sonunda bir cevap verebilmiş. ‘’Karşılıksız iyilik olur mu ki? O zaman neden birilerine iyilik yapayım?’’ Tilki bunu biraz sitem ile birazsa kibir ile sormuş. Karşılığını alamayacaksa neden iyilik yapıyormuş ki? Baykuş tilkinin sorusu üzerine uzunca bir iç çekmiş. ‘’Arkadaşın oldukları için? Yardıma ihtiyaçları olduğu için? Onları sevdiğin için. Ya da en basitinden, iyi bir insan olduğun için?’’
‘’Ben zaten iyi bir insanım. İyilik defterimi göstermemi ister misin? Bir sürü iyilikle dolu.’’ Tilki göğsünü kabartarak açmış defterini çevirmiş sayfalarını. Önüne gelen ilk sayfada durup uzatmış baykuşa. Baykuş bıkkınla iç çekip almış defteri elinden ve okumaya başlamış. Tilki ise gururla baykuşun mimiklerini izliyormuş. Çünkü baykuşun okuduğu her bir satırda gözleri büyüyor, ağzını açıp kapatıyormuş. Tilki, baykuşun kendisini ne şekilde öveceğini düşünmeye başlamış o sırada. Sonuç olarak baykuş bir öğretmenmiş, onun övmesi diğerlerine benzemezmiş. Belki kendisine şey dermiş, tilki kardeş sen tanıdığım en yardımsever insansın. Ya da belki de tilki kardeş o kadar iyisin ki bana da öğret bu kadar iyi olmayı dermiş. Tilki kardeş bunlar ne güzel iyilik-
‘’Doktoru aramak yerine odun parçasını kendin mi çıkarmaya çalıştın? İhtiyacı olmadığı halde köpeğe ceketini vermişsin. Serçeye gidip eşinin onun hakkında şişko olduğunu düşündüğünü söylemişsin. Sonra da onlar kavga edince araya girip barıştırmışsın. Sen bunlara iyilik mi diyorsun tilki kardeş? ‘’
Tilki düşüncelerinden baykuşun hafif sinirli sesiyle sıyrılırken beklediği tepkiyi alamadığı için anlamsız bakışlarla baykuşa bakmaya başlamış. Neden bu kadar sinirlendiğini anlamamasının yanı sıra, yaptığı şeyleri neden iyilik olarak görmediğini de anlamakta güçlük çekiyormuş. Dudaklarını büzerek konuşmaya başlamış. ‘’Neden kızıyorsun baykuş kardeş? Hepsine yardım etmişim sonuç olarak.’’
Baykuş, tilkinin umarsızca verdiği cevaba karşı biraz daha sinirlenmiş. Bu tilkinin sorunu neymiş bilmiyormuş ama bir şeyleri anlaması gerekiyormuş. ‘’Aslanın ayağına yanlış müdahale etseydin, kalıcı bir zarar bırakabilirdin. Köpek istemediği halde ceketini vererek onu zor durumda bırakmışsın. Hah! Serçeyle eşinin arasını sırf ilerde bir çıkarım olur diye bozmaya mı çalıştın? İyilik yaptığını söyleyip kendini kandırıyorsun. Bunlar sadece birilerini bir şeye zorunda bırakmak! Bu hayvanlara arkadaşım diyorsun bir de.’’
Baykuş tilkinin rahat davranışlar karşısında o kadar sinirlenmiş ki, yerinden kalkıp evin içinde dolaşmaya başlamış. Tilki ise duyduklarını sindirmeye çalışıyor, içten içe baykuşun söylediklerini sorguluyormuş. Gerçekten de olabilir miymiş böyle bir şey? Aslanın ayağına yanlış müdahale etseydin, kalıcı bir zarar bırakabilirdin. Tilki her şeyi çıkar için mi yapıyormuş? Köpek istemediği halde ceketini vererek onu zor durumda bırakmışsın. Aslında arkadaşları bu yüzden mi uzaklaşmış ondan? Çıkarcı biri olduğu için mi? Serçeyle eşinin arasını sırf ilerde bir çıkarım olur diye bozmaya mı çalıştın? Bu zamana kadar yaptığı her şey zihnine dolmuş birer birer. Tavşanın bahçesine gidip elinden hortumu alışı. Zaten suladığı yerleri tekrar sulayarak ona iyilik yaptığına inandırmış kendini. Kunduzun çalı çırpı toplamasına yardım ettiği görüntüler gelmiş gözünün önüne. Bir kayanın üstüne oturmuş eliyle kunduza neredeki çalıları alması gerektiğini işaret ediyormuş. Kunduz zaten bilirmiş işini. Bunu söylemesine gerek yokmuş ama iyilik yapıyorum düşüncesiyle tüm gün kunduzun başında durmuş. Sonra kendini bir bahçede bulmuş bir anda. Serçenin eşiyle kargayı konuşurken duymuş. Serçenin eşi, serçenin balık etli olmasının ona çok yakıştığını söylüyormuş. Tilki ise hemen gidip serçeye söylemiş bunu. Oldukça farklı bir şekilde. Kavga ettiklerini görünce de araya girip barıştırmış.
Durmuş tilki.
Hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey söylemeden bir süre öylece durmuş. Ne zamandır bu halde olduğunu düşünmeye başlamış. Ne zaman kendini her şeyin karşılıklı olduğuna inandırmış? Ne zaman kasaba halkını bıktırmaya başlamış da yapayalnız kalmış? Tilkiye bunlar o kadar uzun zaman gibi geliyormuş ki utançtan yanaklarının kızarmasını engelleyememiş. Zihnini sorgulamış bir kez daha, tavşan, köpek, kunduz. Arkadaş oldukları zamanları hatırlamaya çalışmış. Bu iyilik defterine öylesine bağımlı hale gelmiş ki, etrafındaki insanları bir bir kaybettiğini, ihtiyaçları olduğunda yanlarında olmak yerine, işimi görürler belki diye zayıflıklarını kovaladığını fark edememiş.
Yalnız kalmayı hak etmiş. En azından şu an neden yalnız kaldığına mantıklı bir cevap verebiliyormuş.
Tilki sessiz bir biçimde ellerini izlerken omzunda hissettiği sıcaklık ile kafasını kaldırmış. Baykuş, tilkiden ses seda çıkmayınca onu izlemiş bir süre. Düşüncelere dalıp kendi kendine düşündüğünü görünce beklemiş. Ancak yüz ifadesinden olsa gerek tilkinin rahatsız hissettiğini anlayınca destek olmak için yanında gidip elini omzuna koymuş. Her ne kadar biraz önce sinirli olsa da tilkinin hal ve tavırlarından yaptığı şeylerin farkına vardığını anlamış. Baykuş mantıklı biriymiş, tilki bir şeyleri çözdüyse artık ona kızmasının bir manası
olmadığının bilincindeymiş. Tilki ise baykuşun bu hareketiyle kendisine zeytin dalı uzattığını anlayarak gülümsemiş. Aslında gülümsemekten fazlasını yapmalıymış çünkü baykuş bugün tilkiyi gerçekten kötü bir kabustan uyandırmış. Arkadaşlarının olmadığı ve kimsenin onunla konuşmak istemediği bir kabustan. Yarın sabah ilk işi bütün kasabalının evlerini tek tek dolaşıp onlardan özür dilemek olacakmış. Belki, belki onlara bir hediye hazırlarmış? Hepsinin sevdiği şeyleri hazırlar onları verirmiş. Tabi bu sefer karşılığını beklemeden. Bunu onları sevdiği için yaparmış.
Zil sesinin yükselmesiyle düşüncelerinden sıyrılmış tilki. Baykuşun ne ara yanından gittiğini bilmiyormuş ama salona arkasında birkaç beden ile girdiğini görünce hızlıca ayaklanmış. Tavşan, aslan, horoz, köpek, kunduz hatta serçe ve eşi! Hepsi burada baykuşun evindelermiş. Salonun ortasına birer birer ilerlerlerken tilki ne yapacağını, ellerini bile nereye koyacağını şaşırmış halde etrafa bakıyormuş. Az önce düşüncelerinde konuşmayı planladığı kişilerin kanlı canlı karşısında bekliyor olmasına hazır değilmiş. Bu yüzden biraz utanç biraz da mahcubiyet ile hepsiyle göz teması kurmaya çalışmış. Birdenbire oluşan garip ortam yüzünden rahatsız olan baykuş derince iç çekmiş. Bir an tilki düşüncelere daldığı süre zarfında gidip kasaba halkını çağırarak doğru yapıp yapmadığını sorgulamış. Ancak sessizlik devam edince gülerek konuşmaya başlamış. ‘’Ee ne duruyoruz böyle? Otursanıza.’’
Baykuşun sözleri üzerine hepsi anlaşmış gibi aynı anda buldukları boş koltuklara oturmuş. Hala daha kimse konuşmadan yalnızca birbirlerine bakıyorlarmış. Devam eden gariplik yüzünden ev sahibi olarak baykuş tekrar konuşma ihtiyacı hissetmiş ancak tavşan ona izin vermemiş. ‘’Tilki kardeş nasılsın?’’
Tilki beklemediği soru karşısında şaşkınlığını gizleyemese de elinden geldiğince gülümsemeye çabalayıp boğazını temizlemiş. ‘’İyiyim tavşan kardeş, sen nasılsın? Aslında, ‘’ duraklamış bir anlığına. Sonra gözlerini tavşandan çekip her bir kişi üzerinde gezdirmeye başlamış. ‘’Aslında demek istediğim siz nasılsınız? Benim size yaptığım onca çocuksu şeyden sonra özellikle. Çok rahatsız ettim sizleri değil mi? Katlanılmaz olduğumu düşündünüz. Özür dilerim arkadaşlar. Beni affedebilecek misiniz?’’
İçinde tutamadan bir bir dökülmüş tilki. Madem şu an karşısındaymış arkadaşları, özür dilemeyi ertelemesine gerek yokmuş. Mahcup bir ses tonuyla sorduğu sorusu üzerine bir sessizlik oluşmuş baykuşun evinde. Ancak bu sefer kimse bu sessizliği sürdürmek istemiyormuş. Atılmış söze köpek.
‘’Konuşmayalım bunları tilki kardeş. Geçmişte kaldı onlar. Unuttuk biz çoktan. Hem bak aslında biz şey demek için gelmiştik…’’ Köpek oturduğu koltukta önce sağına dönüp kunduz ile göz göze gelmiş. Sonra soluna dönüp aslan ile. En son baykuşa bakıp onun kafa salladığını görünce derince bir iç çekmiş. Tilki ise köpeğin söyledikleri üzerine iyice mahcup hissetmiş. Gerçekten bu kadar hızlı mı affetmişler onu? Bir yandan düşünürken bir yandan da gözleri ne olduğunu anlamaya çalışırcasına sessizce köpek, horoz ve tavşan arasında mekik dokuyormuş. Köpek baykuştan da onayı alınca başlamış konuşmaya. ‘’Bilmiyorum sen ne dersin tilki kardeş ama, biz düşündük de … Bu kışı bizimle geçirmeye ne dersin? Her birimizle yani. Kış bitene kadar belirli aralıklarla birimizin yanında kalırsın. Böylece hem sen rahat etmiş olursun hem de biz. Çünkü bu sene kış çok çetin geçecek diyorlar. Baksana henüz birkaç hafta oldu ama kar dizlere kadar ulaşıyor. Sen kışa hazırlık yapamadın…’’ Duyduğu hıçkırık sesleriyle konuşmasının sonuna doğru sesi kısılan köpek şaşkınlıkla tilkiye bakakalmış. Tilki konuşmanın başından beni kendini sıksa da duydukları üzerine
gözyaşlarının akmasını engelleyememiş. Neden böyle yaptıklarını, henüz özür dilemişken ona neden bu kadar iyi davrandıklarını bir türlü anlayamıyormuş.
‘’Neden?’’
Ağzından çıkan ilk şey bu olmuş. Sonra devam etmiş. ‘’Neden bana böyle davranıyorsunuz?’’
Baykuş da dahil herkes bu beklemedikleri soru karşısında ne söyleyeceklerini bilememişler. Kafaları karışmış bir biçimde birbirlerine bakıyorlarmış. ‘’Tilki kardeş, gururunu incitecek bir söz mü ettim? Özür di-‘’
Köpeğin lafını bitirmesine izin vermemiş tilki.
‘’Neden bu kadar iyisiniz?’’ Tilkinin ne demek istediği daha iyi anlayan kasabalılar sessizce devam etmesini beklemişler. ‘’Ben bunları hak etmiyorum. Eğer baykuş kardeş gerçekleri yüzüme vurmasaydı, sizi incittiğimi bile anlamayacaktım. Belki de bunu yapmaya devam edecektim. Siz ise gelmişsiniz bana yardım etmekten bahsediyorsunuz. Neden?’’
Tilki sözlerini bitirir bitirmez burnunu çekmiş. Gözyaşları o kadar hızlı akıyormuş ki silmek için çabalamıyormuş bile. Konuşmasının sonuna kadar tilkiyi sessizce dinleyen köpek bir anda patlatıvermiş kahkahayı. Tilki bu beklemediği tepki karşısında donakalmış. Neden gülüyormuş köpek? Tilki burada gözyaşlarını durduramazken?
Köpeğin kahkahalarına sırasıyla, kunduz, horoz ve aslan da katılmış. Daha sonra ise evdeki herkes. Gerçekten içten bir şekilde gülüyorlarmış tilkinin söylediklerine ancak tilki gülünecek ne söylediğini bile bilmiyormuş. Hep birlikte gülerlerken ilk durulan aslan geriye doğru yaslanarak tilkiye dönmüş. ‘’ Neden olacak tilki kardeş?’’ Aslanın kalın sesini duyan kasabalı da kahkaha atmayı kesip yüzlerinde tebessümle tilkiye dönmüşler.
‘’Kasabanın bir ferdi olduğun için. Bu yetmez mi?’’
Geldiğinden beri sessizliğini koruyan serçe, tilkinin konuşmasına izin vermeden devam etmiş. ‘’Arkadaşımız olduğun için. Bu yetmez mi?’’
Konuşmuş kunduz. ‘’Yardımımıza ihtiyacın olduğu için.’’
‘’Seni sevdiğimiz için.’’
Son sözü köpek söylemiş. Tilki her bir arkadaşının ağzından çıkan sözlerle daha da mutlu oluyormuş. İyilik bu muymuş? Karşılığını beklemeden, verdiğinin peşine düşüp onu almak için uğraşmadan, en önemlisi çetelesini tutmadan içinden geldiği için yapmak mıymış? Kendi kendini onaylamış tilki. Evet. İyilik tam olarak buymuş. Neden ya da niçin yaptığın değil, nasıl ya da kime yaptığın değilmiş olay. Yaptığın kişi mutlu olsa, işini halletse ve sana kısacık bir teşekkür etse bile yetermiş. İyi bir insan olmak aslında bu kadar kolaymış.
Gözyaşları akmayı kesmiş, ağzı gülmekten kulaklarına varıyormuş tilkinin. Hiçbir şey söylemeden ayaklanmış ve en yakınındaki baykuşa gerçekten içten bir şekilde sarılmış. Baykuş bir anlığına afallasa da hemencecik karşılık vermiş. Tilki tam geri çekiliyormuş ki, kasaba halkı bir anda kocaman bir sarılma çemberi oluşturmuş. Hepsine teker teker sarılmayı
planlamış olan tilki hep bir arada olmaları üzerine daha rahat hissetmiş. O akşam tilki uzun zaman sonra gerçekten mutluymuş. Baykuşun evinde sözler ve kahkahalar havada uçuşmuş, hiçbir şey olmamış, o olayların hiçbiri yaşanmamış gibi günlük şeylerden konuşulmuş. Gecenin sonuna doğru tilki birdenbire ayaklanmış ve konuşmaya başlamış. ‘’Bugün beni çok mutlu ettiniz arkadaşlar. Gerçekten çok teşekkür ederim. Eskisi gibi olmamız şerefine yazın sizin için bir kutlama hazırlayacağım.’’ İlk geldiğinde oturduğu koltuğun kenarına sıkışmış olan not defterini, ‘iyilik defterini’, eline almış. Bu hareketi üzerine kasaba ahalisi endişeyle birbirine bakmış. Hatta serçe bir anlığına da olsa tilkinin kalemi eline alacağını ve deftere not alacağını düşünmüş.
Ancak tilki yüzünde içten bir gülümsemeyle arkadaşlarına bakıp defteri hemen koltuğun yanındaki şömineye fırlatıvermiş. Defter, rahatlamış bir şekilde nefes veren kasaba halkının gözleri önünde alevlerin arasında kül olup giderken, tilki kalktığı yere geri oturmuş ve günün son sözünü söylemiş.
‘’İçimden geldiği için.’’

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.