İNŞAALLAH

Bir gün Nasrettin hoca çarıklarını giyer,
Hanımı seslenerek; “nereye ey Hoca” der.

“Şu köye gitmek için eşeğime binerim”
“iki-üç saat sonra eve geri dönerim.”

Hanımı derki ona; “sakalın var koskoca,”
“İnşallah demiyorsun, sebebi nedir Hoca.”

Hoca inada gider, “benim evim burası”
İşaret edip der ki; “gittiğim köy şurası.”

“Bu kısa sefer için inşallah demek neymiş”
“Senin bu istediğin bence hayret bir şeymiş.”

Hoca yola koyulur eşeğiyle, neşeli,
Hanımı evde, ama kaygılı, endişeli.

Hoca sudan geçerken eşeği sel devirir,
O neşeli havayı tam tersine çevirir.

Eşeği ve hocayı, çayın suyu sürükler,
Her yanında oluşur, yaralar ve çürükler.

Saatlerce boğuşur, nihayet sudan çıkar,
Eşeği bulmak için şöyle etrafa bakar.

Ama eşek kayıptır, dereyle akıp gitmiş,
Hoca üzgün ve kızgın, hocanın işi bitmiş.

Eşeği bulmak için ararken gece olur,
Hoca çaresiz dönüp köyün yolunu bulur.

Köye varınca görür, biricik yapısını,
Boynunu büküp vurur evinin kapısını.

“Kim o” diye yukardan hanımı nida eder,
Hoca; “aç şu kapıyı, inşallah ben geldim” der.                                

Sezai Tuğla

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol