HİÇ

Her sabah bir başka umutla uyanmalı insan. Her güne çok güzel duygularla başlamalı. Yaşadığı olaylardan bir ders almalı kendi payına. Kimden ve nasıl olursa olsun, nerede yaşarsa yaşasın, tüm yaşanılmış olaylar bir şeyler katmalı insana. İnsan olmanın da gerekliliği budur zaten.

Bu sabah Adana Ölçme Değerlendirme Merkezindeki odama geldim ve mesai arkadaşlarıma hayırlı sabahlar dilemek için yanlarına uğramaya başladım. Bu haslet çalışma ortamındaki huzuru sağlayan etmenlerdendir. Beyefendi kişiliğiyle örnek aldığım Tarihçi Fatih Yücesoylu Hocamın yanına uğradım. Her zamanki gibi zarif ve güler yüzüyle karşıladı. Sohbeti de en az insanlığı kadar çok güzeldir. Eğitimciler olarak zaten mevzularımız hep eğitim üzerinedir. Hep en güzeli, en doğrusu ve en istenilenler üzerinedir. Yine öyle oldu. İnsanın haddini bilmesi üzerine konuştuk bu sefer. Emeviler zamanındaki yaşanılan bir hadiseden bahsetti. Bu olay, gerçekten anlayan insana çok hisse kazandıracak türden bir olay. Fatih Hocam anlattı:

Emeviler döneminde bir vezir varmış. Halk o vezirden çok çekinir ve çok korkarmış. Gittiği her yerde insanlar ona saygıda kusur edemez ve karşısında el pençe divan dururlarmış. Vezir bir gün askerleriyle birlikte çarşıda gezerken bir demirci ustasının dükkanına girmişler. Demirci ustası herkes gibi el pençe durmayıp vezirle ilgilenmeden işini yapmaya devam edip vezirle ilgilenmemiş. Vezir, demirci ustasının bu tavrı üzerine hiddetlenerek demirciye:

            -“Be adam! Sen nasıl olurda bana saygı duymaz ve el pençe divan durmazsın, sen kimsin de bana böyle davranırsın” demiş.

            Vezirin bu kibirli ve ne oldum delisi sözlerine karşı gönül insanı demirci:

            -“Hiç” demiş.

            İyice hiddetlenen vezire, takva sahibi demirci ustası şu soruyu sorar:

            -“Peki, siz vezirlikten sonra ne olacaksınız?” der.

            Biraz düşünen vezir demirciye:

            -“Hiç” der.

Vezir Emevi soyundan gelmeyen birinin gelebileceği en üst statüye gelmiştir. Bir üst statü olan halifeliğe ya da devlet başkanlığına sadece Emevi soyundan kimseler gelebilirdi. Kibir abidesi vesire demirci ustasının cevabı çok düşündürücüdür:

            -“Siz ancak vezirlikten sonra benim seviyeme geleceksiniz, benden daha ne bekliyorsunuz.” deyince demirci ustası, vezir kalakalmış.

Evet, sevgili dostlar! Ne olursak olalım haddimizi ve yerimizi bilmeliyiz. Kim olursak olalım gelebileceğimiz zirve noktası salih bir insan olmadır. Statümüzle, ekonomik kazanımlarımızla, prestijimizle insanları ezmek yerine “hiç olmanın” anlamını bilerek yaşamalıyız. Unutmayalım ki hor gördüğümüz, dışladığımız, ötekileştirdiğimiz, “hiçbir şey değilsin” dediğimiz ve kibrimizden dolayı kırmızı karıncalar gibi gördüğümüz insanların emeklerine muhtaç olabiliriz. Hayat bu, karşımıza neler çıkarır belli değil.

            Bizler, sosyal bir varlık olarak çocuklarımızı yetiştirirken;

            -“Dahi matematikçi”

            -“Usta gazeteci”

            -“Önemli bilim adamı”

            -“Rekortmen sporcu”

            -“Müthiş sosyolog”

            -“Entelektüel hukukçu”

            -“Mahir bir usta”

            -“Yüksek mühendis”

            -“İşin erbabı doktor”

            -“Uzman bilgisayarcı”

            -“…”

insanlar yetiştireceğimize öncelikle insan olmanın gerekliliğini öğretmeliyiz. Öğretmek için de öğreteceğimiz vasıfları kendimizde bulundurmalıyız. Çünkü ağızdan çıkan söz havaya, kalpten çıkan söz de kalbe gider. Kalbe gönderebilmenin yolu da uygulayıcılıktan geçer. Neyi ne kadar bilmekten ziyade neyi ne kadar yapabildiğimiz önemlidir. Çünkü bilmek, yapmakla değer kazanır. Bu değeri kazanamazsak bir dikiş iğnesi kadar değerimiz olamaz. Dikiş iğnesi de nereden çıktı değil mi? İlmi ile amel etmeyen kimse, başkalarını giydirdiği halde kendi çıplak kalan iğneye benzer derler ama olayın diğer bir penceresinden de bakacak olursak dikiş iğnesi bile ayıpları, kusurları, avret olan yerleri kapamaya yardımcı olurken biz neyimize güveniyoruz da haddimizi aşacak şeylere kalkışıyoruz. Öncelikle salih bir insan olmayı becerebilmeliyiz.

Yüreği güzel insanların yüreklerini güzelleştirdiği temel ölçütleri bilmeliyiz. Bilmekle kalmayıp uygulayıcısı olmalıyız. Uygulayıcı olmak da bazen yeterli olmaz; toplumumuzun huzurlu ve müreffeh bir yapıya kavuşabilmesi için de öğretmeliyiz. Tıpkı “hiçliğini” yani “haddini” bilen takva sahibi demirci ustası gibi olmalıyız.

Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.