Rahmetli Barış Manço bir şarkısında şöyle diyordu:

Bir uçtan bir uca gezdim şu fani dünyayı,

Tek bir soru, hemşerim memleket nire?

Yurt dışına çıktığınızda orada karşılaşacağınız Türklerden yardım görmeniz de zarar görmeniz de olası. Ama bu konuya girmeyeceğim. İşin başka bir boyutundan “hemşeri sanma” olayından bahsedeceğim önce.

Sen Bizdensin Ya!

Yıllarca Kazakistan ve Kırgızistan’da yaşadım. Oranın insanı ya çekik gözlü, ya da beyaz tenli, sarışın Rus olduğu için esmer tenli olan bendeniz hemen dikkat çekiyordum. Genellikle işimi kolaylaştıran bir şey değildi bu. Ama dünyanın geri kalan pek çok yerinde esmer olmam çok işime yaradı diyebilirim. 

Hindistan seyahatlerimde sevgili şehrim Delhi’deki Sadr Pazara uğramaya çalışırım. Cıvıl cıvıl havası ve envai çeşit ürünü ile bana Tahtakale’yi hatırlatır. İlk seyahatimde Sadr Pazara gitmek için izleyeceğim rotayı da rickshaw denen motosikletten bozma taksiye verilecek parayı da öğrenmiştim. Otellerin bulunduğu sokağın başındaki heykel dükkânının önünden bin, 50 rupi. Yanımdaki Türk arkadaşla defalarca bindik.

Daha sonra Delhi’ye gittiğimde bu defa tek başıma bindiğim. Taksiciye 50 rupi uzattım. Adam bana 30 rupi geri verdi! Vay arkadaş, demek o mesafe sadece 20 rupiymiş! Türk tipli beyaz tenli arkadaş yanımda olunca fiyat 50 rupiye çıkarmış da haberimiz olmazmış!

Adama 10 rupi bahşiş vereyim dedim bana tuhaf tuhaf baktı. Almadı.

Bu –istemeden- sahte hemşerilik olayı Arjantin’de de işime yaradı. Arjantin diğer Güney Amerika ülkelerine göre güvenli olsa da yine de tehlike yok değil. Birçok insan yanımdaki kamerayı kapkaççıya kaptırmamak için dikkatli olmam gerektiğini söyledi. Neyse ki başıma bir iş gelmedi. Bunda yine Meksikalı tipli olmamın etkisi olabilir. Hele o zamanlar 120 kilo olduğumu da düşünürsek. Evet sanırım tipim işe yaradı.

Yaşlanınca Zaman Neden Çabuk Geçer?

Hani insan yaşlandıkça zaman çabuk geçer derler ya, ben bunun tam olarak doğru olmadığını düşünüyorum. Bunu da yine seyahatlerimde fark ettim.

Hatırlar mısınız, çocukken sokakta oynarken gün bitmek bilmezdi. Şimdi sabah gözünüzü açıyorsunuz, hop bir anda akşam oluyor. Bir bakmışsınız hafta sonu gelmiş.

Bu durumun alışkanlıklarla ilgili olduğunu düşünüyorum. Hep aynı evde, aynı işyerinde; aynı iş, televizyon ya da internet siteleri / uygulamalar ile meşgulüz. İnternette birçok yeni şey görsek de aslında hiçbir şey keşfettiğimiz yok. Keşfetmek kelimesini özellikler kullandım. Öğrenmek değil keşfetmek. Çocukken arka bahçedeki yüksek duvarın ardındaki metruk binaya sızıp içini keşfederdik. Maç yaparken zamanın büyük futbolcusunun hareketlerini keşfeder o şekilde oynardık. Büyüdük, keşif de bitti.

Bilmediğiniz bir ülkeye gittiğimizde ise iş tamamen eskiye dönüyor. Siz yine o 10 yaşındaki çocuksunuz. Etrafınızda ne dediğini anlamadığınız insanlar var. Hangi cadde nereye çıkıyor, hangi otobüs – metro nereye gidiyor hiçbir şey belli değil! Önünüzde keşfetmeniz için kocaman bir ülke var. Ve evet iyi bildiniz. Yine gün bitmiyor. Bu deneyimi yaşamak için turla değil ferdi olarak her şeyi kendiniz planlayarak gitmenizi öneririm. Ne kadar çok keşfedecek şey, o kadar uzun gün!

20 Yaş Challange

İnstagram’da şu sıra popüler olan 20 yaş resmi paylaşma furyasına ben de katıldım. Eski albümlerden resimlerimi buldum, paylaştım. Resimlerde kendilerini de gören arkadaşlarımın kimi hey gidi günler dedi, düşündüm. O eski zamanlara dönmek ister miydim? Ya da şöyle sorayım: Bundan seneler öncesine dönme imkânınız olsa döner miydiniz? Bu akıllıca olur muydu?

Düşünmeden evet dediyseniz bir daha düşünün. 20 sene öncesine dönseniz, internet yok, bilgiye erişmek çok zor, kitap ararsanız bulmanız zahmetli, sipariş sistemi yok. Haberleşeyim deseniz mektup yazmanız lazım gideceği yere varması günler sürüyor. Yurt dışı / şehirlerarası telefon hem pahalı hem de telefon ettiğinizde aradığınız kişi evde olmayabilir. Cep telefonu yok. Ha eğer “Benim bunlara ihtiyacım yok” diyorsanız zaten siz zamanın getirdiği nimetleri keşfedememişsiniz. Günleriniz yakında saat gibi değil saniye gibi geçmeye başlayacak. Uyandırayım.

İbretlik

Daha eski çağlara gidelim. 2000 sene önce yaşayan çok zengin bir insan olmak ister miydiniz? Ben istemezdim. Açıkçası bugün orta halli bir insandaki en basit konfor, 2000 sene önceki en zengin adamda yok. Aylarca sürecek seyahatler artık birkaç saat. Hava sıcakken klima, soğukken kalorifer var. İstediğin kişi telefonun ucunda. Bu rahatlık Karun’da bile yoktu. Bunu da bir düşünelim derim.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol