DÜN AKŞAM ALLAH İLE PAZARLIK ETTİM.

Yaşanmış, gerçek bir hayat hikayesi.
Yardım etmek...
Yardım edenlere yardım etmek...
O hayırlı işin içinde ola ki bir nokta hükmü de bile olsanız onun hazzı mutluluğu, heyecanı, bazende hüznü hiç bir şeyle ölçülemez. 

Düşünün bir anne ve kızı. Evladının okul harcını ödeyemediği için hüzün  ve yaş dolu gözlerle birbirlerine "Ne yapacağız. Nasıl yapacağız kızım"  derken  bir telefon
- Ayşe abla Fatma'nın okul harcını ve bir yıllık okul cep harçlığı için hesabınıza para yatırıldı. Bu saatten sonra her ay hesabınıza paranız yatacaktır.  Bu ve aşağıda okuyacağınız bizzat yaşanmış bir hayat hikayesidir.

Buyrun.
Arkadaşlarımızın tespit etmiş oldukları ihtiyaç sahipleri için erzak çantalarımızı hazırladık. Tüm arkadaşlarımız ile kapı kapı erzakları veriyoruz.

Gıda kolisini dağıtırken, oradan camı açan bir teyzemiz dedi ki “şurada bodrumda bir teyze var yaşlı, 70, 80 yaşında. Onunda durumu çok kötü, çoluk çocuğu da yok, ona bir bakar mısınız?” 
Verdiğim cevap şu oldu, dedim ki 

-Bunu sayılı getirmişiz güzel ablam, bunları dağıtalım sahiplerine, bir daha ki geldiğimizde o teyzeye de bakalım.

-Yaaaa, lütfen ne olur. Allah rızası için bakın. Bunun durumu çok kötü. 

Kıramadım, bu sefer dedim:

-Tamam, gelmişken bakalım.

Bunu teyzemize söylüyorum ama  yine de ona bir yardım yapma niyetim yok Allah biliyor. Çünkü sayılı getirmişim, o insanlara da haber vermişim "ben size erzak kolisi getireceğim inşallah sıkıntılarınızı azaltacağım" diye. 

Gösterdiği yer bir evin bodrum katı. İndik bodruma. Bir kat aşağıya indik. Kapıyı dövdüm. Yaklaşık 70 belki daha fazla civarında yaşlı bir teyze. 
Kapıyı açtı.
-Buyur oğlum?
- Teyze. Nasılsın, ne var ne yok, iyi misin, sağlığın sıhhatin nasıl, bir ihtiyacın var mı?” dedim. 

Öyle kafasını kaldırıp baktı, 
-Oğlum ben seni tanıyamadım. Sen kimsin, kimlerdensin?
-Varsay ki senin oğlunum, sende benim annemsin. Hatırını sormaya geldim.
-Sen benim oğlum olamazsın” dedi. -Niye teyze dedim,
-Benim oğlumsan, neredesin bu güne kadar niye gelip beni sormadın? Niye sormadın beni? 
Bu nasıl evlatlık? 
Sen beni nasıl sormazsın? dedi.

Ben o an zaten yıkılmıştım, teyzeye verecek cevabım yoktu.
-Tamam, çok özür diliyorum hakkını helal et. Hata benim. Ben evlatlık edemedim. Senin gibi annenin gelip hatırını soramadım. Lütfen bir ihtiyacın var mı? Barışalım, ver elini öpeyim.

Elini öptüm, bir ihtiyacın var mı? dedim. Dedi ki:

-Evladım, gel bak mutfağıma. Bir avuç bulgurdan başka hiçbir şey yok, bir çöp yok. Komşular verirse bu gün tokum, vermez ise açım. Ve ben 3 gündür su ile oruç tutuyorum. Bu gün 3. günüm. Ve biliyor musun dedi. Ben dün akşam Allah(c.c) ile pazarlık ettim; 
-Ya yarın akşama kadar bir şey gönderirsin veya ben senin için bir daha oruç tutmayacağım.” dedi. 

Ben bittim o an, bittim. 
Biz nasıl insandık? 
Biz nasıl evlattık? 
Biz dinimizin bize yüklemiş olduğu, İnancımızın bize yüklemiş olduğu bu sorumluluğu nasıl yerine getiremedik? 
Bu insanları niçin arayıp bulmadık? Bittik. 
Ve ben, koştum arabadan çuvalı kaptığım gibi:

-İşte, Allah(c.c) senin istediğini gönderdi anneciğim" dedim. 
Erzakları büyük bir hüzün içinde verdim ve biz ondan sonra anne
oğul olduk. Bir süre yardım ettik. Tabi onun ihtiyaçlarını karşıladık ama ondan sonra Rabbim emanetini aldı. 

O Rabbine kavuştu...
Pazarlık ettiği Allah’ına kavuştu.
Ve ondaki o iman...
Ondaki o teslimiyet...
Ondaki samimiyet bizi hakikaten yüreğimizden vurmuştu.

Rabbim mübarek günlerin içinde olduğumuz şu günlerde ihtiyaç sahibi müminlerin ihtiyaçlarını gideren müminlerden eylesin. 

Selam ve dua ile.
Bülent ERTEKİN

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol