“Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir.”

                                                    Hz. Ali

Roseto kenti İtalya’da Roma’nın güneydoğusunda bir şehirdir. 1800’lü yıllarda Roseto’lu bir grup erkek çalışma amaçlı Amerika’ya doğru yolculuğa çıkarlar. Pensilvanya’ya geldiklerinde bir taş ocağında işçi olarak çalışmaya başlarlar. Yıllar geçtikçe ilişkiler ağı sistemi ile göç sürekli devam eder. Rosetolular burada şehirden uzak kayalık bir yamacı yerleşim yeri olarak seçerler çünkü geldikleri yerdeki yaşam tarzını korumak niyetindedirler. Evlerini tıpkı geldikleri yerdeki gibi yan yana inşa ederler. Bir de kilise eklerler. İsmin önemini biliyorlar olsa gerek yeni yerleşim merkezlerine de geldikleri yerin adı olan Roseto adını verirler.

Yeni Roseto artık 1800’lü yılların sonunda İtalya’dan göç etmiş ailelerin bulunduğu sakin ve küçük bir kasaba haline gelir. Rahiplerinin önderliğinde topluluklar kurmaya başlarlar. Onun tavsiyesi ile evlerin bahçelerinde sebze ve meyve yetiştirmeye, hayvan beslemeye önem verirler. Erkekler taş ocaklarında çalışır, kadınlar ise ev ve bahçe işleri ile meşgul olurlar. O dönem Amerika’da çekirdek aile yaygınlaşırken Rosetolular aksine birkaç kuşak aynı evde yaşarlar. Ailede herkesin bir rolü vardır. Aile içinde erkek kadın arasında ben neden çalışıyorum ya da sen neden çalışmıyorsun gibi bir çatışma yaşanmaz. Bir 30 yıl öncesi bizim kültürümüzde olduğu gibi.

Rosetoluların sade, mütevazi ve dayanışmacı bir yaşamları vardı. Mal mülk ile gösteriş yapmak veya övünmek ayıp sayılırdı. Bölgede suç kaydı pek yoktu ve hiçbir kurumdan sosyal yardım talep etmiyorlardı. Halkı sosyal yaşama önem verir, büyük sofralar kurulur, festival ve kutlamalar yaşamlarından eksik olmazdı.

1900’lere gelindiğinde Kalp ve Damar hastalıklarının risk faktörleri henüz bilinmiyordu. Amerika’da Kalp krizi, özellikle orta ve ileri yaş erkeklerde salgın hastalık gibi yayılıyordu. Bu hastalığa neden olan faktörler kurumlar tarafından araştırılmaya başlandı..

1961 yılında Dr. Steward Wolf bu bölgede kalp krizi geçiren insan sayısının çok düşük olduğunu öğrenince bu bölge hakkında araştırma yapmaya karar verir. Wolf önce bu durumun beslenme alışkanlığından olduğunu düşünür ama pek sağlıklı beslenme alışkanlıkları olmadığını kısa sürede öğrenir. Rosetoluların yaşam tarzı tam da tersi bir durumdaydı. Halk sigara ve alkol kullanıyor, kalitesiz yağlarla besleniyordu. Sonra genetik avantajlar olabileceğini, spor yapmaları olsılıklarını inceler. Rosetolular ağır işlerde çalışıyorlar üstelik maddi gelirleri çok düşüktü. Yaşadıkları yerin havası mı, suyu mu, toprağı mı diye incelerken Dr. Wolf’un düşündüğü tüm tezler elinde kalır.

Araştırmaya devam eden bilim adamları olayın peşini bırakmaz, toplumu gözlemlemeyi sürdürürler. Bu süreçte bilim adamlarının dikkatini çeken bir durum olur. Bu topluluk sosyal açıdan birbirlerine sıkı sıkıya bağlı ve bu bağların da çok güçlü olduğu bir yaşam tarzına sahiptirler. Aralarındaki dayanışma, birlik beraberlik, yardımlaşma onları birbirine kenetlemiştir. Üstelik yaşamlarında inanç yerini korumuş rahipleri yaşamlarını şekillendirmede öncü rol oynamıştır. Roseto’nun bir türlü çözülemeyen sırrı çözülmüştür artık. Bu sır güçlü aile bağları ve sosyal yaşamları idi. Bilim adamları aktif olarak yaşanan sosyal bağların Roseto halkının sağlığını koruduğunu anlamışlar ve bu durumu çalışmaları ile kanıtlamışlardır. Bu durum litaratüre Roseto Etkisi olarak geçmiştir. “Roseto Etkisi” kavramı aile, akraba ve çevremizle geliştirdiğimiz ilişkinin ve inancımızın sağlığımız üzerinde ne kadar etkisi olduğunu somut olarak kanıtlaması açısından önemli bir tez olarak hâlâ varlığını korumaktadır.

Roseto halkı daha sonra modern yaşam hayatından nasibine düşen payı almış modernleşme sonucu onlar da kalp hastalıklarına yenik düşmüşlerdir bu apayrı bir konu.

İnsan yaratılışı itibariyle sosyal bir varlıktır. Diğer canlılar doğduktan kısa bir süre sonra kendine yeter hale gelmektedir. Ama insan yavrusu öyle midir? Doğumundan ölümüne kadar bakıma muhtaçtır. Fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak sürekli ihtiyaç halindedir. Topluluk içinde doğar, ölümünde son uğurlama cenaze töreni dâhil insana ihtiyaç duyar.  Ölümünden sonra bile arkasından dua edecek insanı arar. Dualarda sürekli geçen bir cümle içimi sızlatır. “Arkasından bir Fatiha okuyacak kimsesi kalmamış, bana da bir Fatiha okuyacak kimse yok mu diyenlerin ruhuna”   denir ya. Bu duruma hiçbirimiz düşmek istemeyiz zannederim.

Kıymetli dostlar, sosyal yaşam içinde ailemizle, akrabamızla, arkadaş çevremizle ve yaşadığımız toplumla ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz. Çevremizle ilişki kalitemizi artırmak bir yerde sağlığımızı da korumak anlamına geldiğini öğrendiğimize göre kültürel kodlarımıza yeniden dönüş yapmanın vakti gelmemiş midir?

Son bir yılda içinde yaşadığımız sosyolojik, psikolojik travmanın sonuçlarını yakın zamanda alacağız gibi görülüyor. Bugünlerde psikologlardan randevu alma konusunda zorlanıldığını duyduğumda hiç de şaşırmıyorum. Dermatoloji polikliniklerinin yoğun mesai yaptığını görüyoruz. Bu iki örnek buzdağının görünen kısmıdır. Maneviyatın azaltıldığı sosyal yaşamın sıfırlanmaya çalışıldığı bu dönemde bize neler yapılıyor farkında mıyız?

Nerede o eski mahalle kültürünün yetiştirdiği insanlık, nerede o komşusu açken tok yatmayan ümmet?

Daha yakın bir zamanda ynı sofrada aynı kaptan elle yemek yiyen bir nesilden aynı ev içinde eşleri bile kendi odalarına hapsedilmeye çalışılan bir duruma nasıl getirildik?

Bize bir nazar oldu, Cumamız Pazar oldu.

Ne olduysa hep bize azar azar oldu. (Arif Nihat Asya)

“Bir saat tefekkür bin sene nafile ibadetten hayırlıdır” düsturuna muhatap olan değerli dostlar, hepimiz için tefekkür vakti.

Eğitimci Yazar

Sümeyye Özer Doğan

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol