(1. BÖLÜM)

Yıl 1977. 

Balıkesir Aylardan Ekim. Yazın sıcaklığından eser kalmamıştı. Sonbaharın serinliği kendisini hissettirmeye başlamıştı. Köyde ağaçların yaprakları kurumaya ve yavaş yavaş dökülmeye başlamıştı. Sonbahar, adeta hüzünlü bir mesaj veriyordu. Bahadır, henüz 2 yaşındaydı. Annesi, bir akşam yediği meyveden sonra aniden rahatsızlanmıştı. Doktorlar, annenin rahatsızlığının sebebi olarak; ilaçlı üzümü yıkamadan yemesine bağlıyordu. Üzümdeki yüksek dozda tarım ilacı kalıntısı, annenin zehirlenmesine yol açmıştı. Annesi, dalgınlıkla üzümü yıkamadan yemişti. Yediği ilaçlı üzüm spastik olmasına, zekâ kaybına, konuşma yeteneğini kaybetmesine ve birçok ağır hastalıklara yakalanmasına neden olmuştu. 3 ay hastanede yoğun tedavi görmesine rağmen ilerleme olmamıştı. Bir gece yarısı durumu iyice kötüleşmiş, kalbi durmuş birkaç dakika sonra hayata gözlerini yummuştu. Babası İsmet, Bahadır’ın olumsuz etkilenmemesi için cenazeye götürmemiş, o gün komşuya emanet etmişti. Baba İsmet, çok zor günler yaşıyordu. Eşinin ölümüne alışmaya çalışıyordu. Bahadır artık öksüzdü. Her gün sürekli ağlıyor, annesini görmek istediğini söylüyordu. Henüz çok küçük olan Bahadır ölümün ne olduğunu algılayamıyordu. Babası , ‘annesinin çok uzaklara çalışmaya gittiğini’ belirtip Bahadır’ ı avutuyordu. Babası, köydeki tarım kooperatifi işletmesinde çalışıyordu. İşe gelip gittiği için Bahadır’ a zaman ayıramıyordu. Bahadır’a küçük bekâr halası Filiz bakıyordu. Bahadır ile özel olarak ilgileniyor, sevgisini, şefkatini eksik etmiyor, annesinin eksikliğini hissettirmiyordu. 1 yıl kadar Bahadır’a bakıcılık yaptı. Filiz, nişanlıydı. Filiz’ in nişanlısı da artık uzayan nişanlılığın daha fazla uzamasını istemiyordu. Filiz, abisi İsmet’ in de evlenmesini istiyordu. Abisine temiz bir dul komşu kadın bulmuştu. Kadının ahlakını çok beğenmiş, abisine bu kadını överek anlatmıştı. İsmi Zeynep idi. Çocuğu yoktu, genç yaşta kocasını akciğer kanserinden kaybetmişti. Zeynep, 6 yıldır yalnız yaşıyordu. Çocukları çok seviyordu. Çok merhametli, vicdanlı, adil, yardımsever, dedikodu ve gıybetten uzak duran, sorumluluk sahibi dürüst bir kadındı. İsmet, kız kardeşi Filiz’ in bu teklifine sıcak bakmıştı. Filiz, dul komşusu Zeynep’ e durumu aktarmıştı. Zeynep de görüşme isteğine olumlu yaklaşmıştı. Tanışma ve birkaç uzun görüşmelerden sonra birbirlerine ısındılar ve nikâhlarını kıydılar. Bahadır’ın artık bir üvey annesi olmuştu. Bahadır küçük halası Filiz’e alıştığı için onun evden ayrılmasına ve yeni üvey annesine alışmakta zorlanmıştı. İlk 3 ay zorlu geçti. Halası Filiz, haftada bir küçük Bahadır’ ı ziyarete gelip ona oyuncaklar getiriyordu. Ona nasihatler ediyor, üvey annesini üzmemesi için tembihliyordu. Bahadır, üvey annesi Zeynep’ e de yavaş yavaş alışmaya başlamıştı. Zeynep, Bahadır’a sevgisini gösteriyor, sempatik hareketler yaparak, onunla oyunlar oynayarak ilgisini
gösteriyordu. Küçük Bahadır’ın en sevdiği börekleri, kekleri yaparak onu sevindiriyordu. Bahadır babası İsmet ile pek zaman geçiremiyordu. Babası işten eve geç geliyor, genelde yorgun oluyordu. Çocukla oyunlar oynayamıyordu. Oğlu Bahadır ile pek ilgilenmiyordu. Kooperatif işletmesinde yaşadığı yoğun stresten dolayı arada bir içki içiyordu. Vefat eden ilk eşini unutamamıştı. Onu çok özlüyordu. Yeni eşi ise hasta olmuştu, kanserdi. Bu durum İsmet’i iyice yıprattı. İsmet, sigara ve içkiyle kendisini avutmaya, dertlerini unutmaya çalışıyordu. Sigara içerek ve alkol alarak Bahadır’a kötü örnek oluyordu. * Günler günleri, aylar ayları, yılla yılları kovalıyordu. İlkokul, ortaokul ve Liseyi başarılı bir şekilde bitirmişti. Bahadır zeki ve çalışkandı. Derslerine disiplinli çalışmazsa, sınavlara çok iyi hazırlanmazsa, iyi bir meslek sahibi olamayacağını çok iyi anlamıştı. Üniversite sınavına girmiş, iyi bir puan almıştı. Biyoloji öğretmeni olmak istiyordu. Okuldaki Felsefe öğretmeninin tavsiyesi ile Felsefe Grubu Öğretmenliğini 1.sıraya yazmıştı. Felsefe Grubu Öğretmenliğini kazanmıştı. Genç Bahadır, üniversitede felsefe grubu öğretmenliğinde ki hocalarından ve arkadaşlarından çok etkilenmişti. Üniversitede okurken arkadaşlarına takılıp eğlencelere, partilere gidiyordu. Bohem hayatı yaşıyordu. Sigara içmeye ve alkol almaya buralarda başlamıştı. Her gün sigara içiyor, arada bir alkol alıyordu. Bazen bölümdeki arkadaşlarının ısrarıyla bağımlılık yapıcı kötü madde kullandığı da oluyordu. Gece hayatına da alışmaya başlamıştı. Arkadaşları, onu sapkın ve riskli cinsel davranışlara da alıştırmıştı. Hedonist bir yaşam tarzı vardı. Bu bohem hayatı yüzünden dersleri aksatıyordu. Üniversite son sınıfta iken, kötü madde kullanımı ve yaşadığı riskli cinsel davranışlarından dolayı bulaşıcı olan bir hastalığa yakalanmış yaklaşık 1 ay tedavi görmüştü. Sınavlarda aldığı notlar düşmeye başlamıştı. Bir sene okulu uzatmak zorunda kaldı. Bir ay hastanede tedavi görmesi ve okulunun uzaması genç Bahadır’ı çok düşündürdü. Yaşadığı bu sıkıntılı bohem hayatını sorgulamaya başladı. Üniversiteyi bitirmesi gerekiyordu. Bir sonraki sene çok yoğun çalıştı. Felsefe Grubu Öğretmenliğini zorda olsa bitirmeyi başarmıştı. Askerliği hizmetini bir an önce tamamlamak istiyordu. Askerlik şubesine başvurdu. 1 yıl asteğmen olarak Tekirdağ Çorlu’ da görev yapmıştı. Askerlik hizmetini bitirdiğinde öğretmenlik için başvurusunu yaptı. Felsefe Grubu Öğretmeni olarak ilk görev yeri Van’a atanmıştı. Van’da 3 yıl görev yaptıktan sonra İsparta’ ya tayini çıkmıştı. İsparta’ da 1 yıl sonra Canan isimli sevdiği bir kızla evlenmişti. Bu evlilikten Tijen isimli bir kızı olmuştu. İsparta da 8 yıl kaldılar. Sonra Balıkesir’e tayini çıkmıştı. Bahadır, Balıkesir’e alışmıştı. Aylar, yıllar su gibi akıp geçiyordu. *
Bahadır ise 45 yaşına doğru ilerlemişti. Kızı Tijen 15 yaşına gelmişti. 10.sınıftaydı. Bahadır öğretmen, aile içinde sorunlar yaşıyordu. Kızı ve eşi ile zaman zaman tartışmalar ve gerginlikler oluyordu. Özellikle eşini sevmesine rağmen sürekli zıtlaşıyordu. Eşini seviyordu ama eşi bu sevgiye olumlu karşılık vermiyordu, sürekli halinden şikâyet ediyordu, zengin komşu kadınlara özeniyordu, sürekli lüks harcamalarda bulunuyordu. Bu durum Bahadırı geriyordu. Eşi Canan, genç kızıyla hiç ilgilenmiyordu. Sürekli akıllı telefonda saatlerce vakit geçiriyordu. Kızıyla doğru dürüst sohbet etmiyordu bile. Kızı da annesi gibi davranıyordu. Her gün tabletin başında oyun oynuyordu, moda sitelerini takip ediyordu. Her şeyin en lüksünü alıyordu. Genç kadın sanatçılara çok özeniyordu. Giyim kuşam çok abartılı ve teşhir edici boyuttaydı. Çocuk pedagojisine çok aykırı bir durum vardı. Bahadır, bu konuda kızına rehberlik yaptıysa da kızı babasını ciddiye almıyordu. Bir gün babası, kızının aşırı tablet kullanmasını sınırlandırmıştı. Ayrıca kızının çok ince ve şeffaf bir tayt giymesine izin vermemişti. Bu giyimi riskli bulmuştu. Bu duruma öfkelenen kızı annesinden yardım istemiş, annesi de kızın istediği gibi özgür giyinebileceğini, baskı yapmanın doğru olmayacağını belirterek kızına destek çıkmıştı. Bahadır bu duruma çok sinirlenmişti. Kızının güvenliğinden endişe ediyordu ama uyarılar fayda etmiyordu. Bir gün eşinin şikâyeti ile polisler eve gelmişti. Bu duruma şaşıran Bahadır meseleyi anlamıştı. Eşine fiziksel ve psikolojik şiddet uygulamak ve kızına psikolojik baskı yapmak, yeterince harçlık vermemek suçlamasıyla eşi tarafından şikâyet edilmişti. Eşi abartılı ifadeler kullanmıştı. Fiziksel şiddet uyguladığını iddia etmişti. Gerçekte ortada bir fiziksel şiddet yoktu, sadece sözlü tartışma yaşanmıştı. Polisler, eşi Canan’ın beyanı doğrultusunda tutanak tutup, Bahadırı evden çıkarttı. Daha sonraki mahkeme sürecinde 6 ay evden uzaklaştırma cezası aldı. Bu süreçte, evi ziyaret etmek, evi telefon ile aramak, hatta barışmaya gitmek bile yasaktı. Bu durum Bahadırı çok yıprattı. Bir kaç gün öğretmen arkadaşlarının evinde kaldı. Bir kaç gün otelde kaldı. Parası bitince, okulun yakınındaki camide yatmaya başladı. Bazı günler parklarda yattı. Sürekli hastalandı. Öğretmen arkadaşlarının desteği ile toparlandı. Çok sevdiği eşinin, fiziksel şiddet uyguladığı yalanını söyleyerek kendisini şikâyet etmesi çok zoruna gitmişti. Zaman zaman ağlıyordu. Bazen de eşine karşı çok öfkeleniyordu. Bazen aklını kaçıracak gibi oluyordu, delirmekten korkuyordu. Nihayet 6 ay doldu ama Bahadır eski Bahadır değildi. Kendisine bu acıları yaşatan eşine karşı hiçbir sevgisi kalmadı. Hatta onu görmek bile istemiyordu. Öfkesine yenik düşüp cinayet işlemekten korkuyordu. Eve gitmeden önce düşündü taşındı, onuruna dokunan bu durumun çözümünün boşanmak olduğuna karar verdi. Bir avukata uğradı. Olan bitenleri avukata anlattı ve boşanmak istediğini belirtti. Yılmaz isimli avukat, - “Boşanma süreci çok uzayabilir. Siz eşinizle anlaşıp evinizi ona verip anlaşmalı boşanabilirsiniz. Eğer eşinizle anlaşmayı
seçmezseniz ömür boyu nafaka ödeme tehlikesi ile karşı karşıya kalabilirsiniz.” dedi. Bahadır öğretmen, - “Evime gitmeyeceğim. Öfkeme yenik düşebilirim. Elimden bir kaza çıkabilir, kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Sen evimin olduğu adrese git. Durumu eşime anlat. Anlaşmalı boşanmaya razı olursa evimi ve içindeki eşyaları ona bırakacağım. Ben sadece kitaplarımı, bilgisayarımı ve kıyafetlerimi alacağım. Razı olmazsa mahkemeden çıkacak kararı bekleyeceğiz. Sen gerekli boşanma işlemlerini başlat. Mahkeme tarihi ile ilgili tebligat nede olsa Canan’a ulaşır” dedi. Avukat Yılmaz, Bahadır öğretmenin eşi ile görüştü. Durumu kendisine iletti. Eşi Canan şok olmuştu, kocasının boşanacağını hiç beklemiyordu. Kızı Tijen de bu duruma çok şaşırdı, bunu beklemiyordu, ağlamaya başladı. Tijen - “Hep benim yüzümden oldu” diye ağlayarak kendisini suçluyordu. Canan, anlaşmalı boşanmayı kabul ettiğini avukata söyledi. Avukatın önceden hazırladığı anlaşma formunu okuyup imzaladı. Daha sonra Bahadır da anlaşmalı boşanma formunu imzaladı. Mahkeme tarihi 1 ay sonraydı. Gün gelip çattığında tarafların anlaşmalı boşanma formunu inceleyen aile hâkimi, tarafların boşanmalarına hükmetti. Eski eşine 500 TL, kızın bakımı ve eğitimi için de, babanın ayda 600 TL ödemesine karar verildi. Ayrıca velayetin anneye verilmesine, babanın çocuğu haftada bir gün iki saat görmesine karar verildi. Mahkeme salonunda kızının gözleri doldu, anne babasının ayrılmasını hiç beklemiyordu. Mahkeme çıkışında kızı babasına koştu, ağladı, - “Ne olur ayrılmayın, tekrar barışın, bir arada olalım ne oluuur” dedi. Bahadır, kızının ağlamasına çok üzülüyordu ama duygularını içine bastırdı, gözlerinden yaş süzüldü, bir şeyler söyleyecek oldu. Tam bu esnada annesi kızının kolundan tutup, - “hadi gidiyoruz artık” diyerek babasından uzaklaştırdı. Bahadır, haftada bir bazen kızını görüyordu bazen ise göremiyordu. Boşandığı eşi kızını göstermek istemiyordu. Zorluk çıkarıyordu. Bahadır, kızını haftada bir görebilmek için ayrıca icraya 500 TL yatırıyordu. Buna rağmen bazı haftalar icraya parasını yatırdığı halde, eşi kızı göstermiyordu. Bahadır bu durumu avukatı aracılığıyla aile mahkemesine bildirmesine rağmen, hiçbir işlem yapılmadı. Annede olan velayet kötüye kullanılmasına rağmen, velayet babaya verilmedi. Eski eşi, kızının babasını görmesini asla istemiyordu. Kızını, babasına karşı dolduruyordu. Yalanlarla, tek taraflı telkinlerle, yanlı beyanlarla kızı babasından soğutuyordu. Buna psikolojide “EYS” deniyordu, yani “Ebeveyne yabancılaştırma sendromu” EYS, psikoloji ve hukuk terminolojisinde şu şekilde tanımlanıyor; boşanma sürecinde eşlerin kendi aralarındaki husumeti bilinçli ya da bilinçsiz olarak çocuklarına da yansıtarak onları taraf olmaya zorlaması, diğer ebeveyni kötüleyerek, boşanmanın sorumluluğunu diğer ebeveyne yükleyerek çocuğun ona yabancılaşmasının sağlanmasıdır. Bazı uzman pedagoglar ise, çocukların böyle bir durumla karşılaşmasının duygusal taciz olduğunu, EYS’ nin tam bir çocuk hakları ihlali olduğunu ve pedagojik açıdan da çok tehlikeli olduğunu yazılarında, makalelerinde vurguluyorlardı. Annesi Canan, kızına babasını hep kötülüyordu. Annesinin dolduruşuna gelen kızı Tijen, yavaş yavaş babasından soğuyordu. Bu durum kızın tüm
erkekleri kötü varlıklar olarak görmesine ve nefret etmesine yol açmıştı. Erkeklerden uzaklaşan kızı, kendi hemcinslerine daha çok yakınlaşmaya başlamıştı. Bu durum kızın lezbiyenliğe yönelmesine etki yapıyordu. Annesinden durumu gizleyen kızı, eşcinsel örgütlere takılmaya başlamıştı. Bu örgütlerde, eşcinselliğin genetik ve doğuştan olduğu anlatılıyordu. Bu anlatımlarda özellikle tek taraflı bazı araştırma örnekleri seçilip bireyler ikna edilmeye çalışılıyordu. Kızının bu durumu ile ilgili bütün bu olup bitenlerden Bahadır’ın haberi bile yoktu. Çünkü annesi kızını ona göstermiyordu. Annesinin olumsuz dolduruşlarından etkilenen kızı da artık babasını görmek istemiyordu, hatta tüm erkeklerden nefret etmeye başlamıştı. Bahadır öğretmen, bir keresinde kızını okuldan çıkarken gördü. Yanına gidip konuşmak istiyordu. Kızını çok özlemişti. Ona harçlık vermek, bir ihtiyacı varsa karşılamak istiyordu. Kızının yanına varan Bahadır öğretmen, kızından hiç beklemediği sert tepkiyi aldı. Bahadır, ne olduğunu anlayamamıştı, çok şaşırmıştı. Kızı Tijen, - “Senden nefret ediyorum, seni görmek istemiyorum, sen benim babam değilsin artık, beni rahat bırak” diye bağırdı. Bu sert çıkış Bahadırı çok derinden sarstı. Kızının düşmanca davranması kendisini çok yıprattı. Üzüntüden bazen kalp sıkışması yaşıyordu. İştahı kesilmişti. Bu durum 1 sene böyle sürdü, pek yemek yemiyordu. Üzüntüden sürekli sigara içiyor, arada bir de alkol alıyordu.

(DEVAM EDECEK)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol