4. BÖLÜM

Bahadır Öğretmen, kasabayı iyice tanımak için dolaşmaya karar verdi. Epey bir yürüdükten sonra yorulmuştu. Öğlen olmuştu, acıkmıştı. Bir lokanta aradı, buldu, içeri girdi. Bir çorba ve bir taze fasulye söyledi. Karnını doyurdu. Lokantadan çıktıktan sonra Basri beyin kahvehanesine uğradı. Kahvehanede yaklaşık 12 kişi vardı. Çay söyledi. Gözü kitaplığa ilişti. Sağlık ile ilgili bir kitap seçti. Masasına geçip karıştırmaya başladı. Kitabı incelerken bir kez daha insan vücudundaki muhteşem işleyen sistemin varlığına şahit oldu. Şimdiye kadar bunu neden görememişti diye kendisine çok kızdı. Üniversite yıllarını heba ettiğine çok üzülmüştü. Kitabı tekrar kitaplığa koydu. Etrafı gözlemlemeye başladı. Kahvedekilerin konuşmalarına kulak kesildi. Kahvedekiler, Kur’an’ın Arapça okunmasının sevap olup olmamasını tartışıyordu. Bir grup Kur’an’ın ilahi bir kitap olduğunu, ona dokunmanın, anlamadan da olsa açıp Arapçasından okumanın sevap olduğunu ileri sürüyordu. Diğer grup ise; Kur’an’ı anlayarak okumanın sevap olduğunu, Kur’an’ın anlaşılmadan yaşanamayacağını, Kur’an’ı anlamadan okumanın vahyin gönderiliş amacına aykırı olduğunu, Allah’ın anlamadan, düşünmeden Kur’an’ı Arapçasından okumayı emretmediğini, anlamadan Kur’an’ı okumanın sevap olamayacağını ileri sürüyordu.
Basri bu cevaba çok şaşırmıştı.- “Anlamadan Kur’an okumak olur mu?” dedi. Gruptaki gençlerden biri söz aldı. – “Basri abi, anlamadan Kur’an okumak Allah’ın emri değil. Kur’anı anlamadan okumak, boşa zaman kaybı olur, aptallık olur, hiçbir şeye yaramaz okunan. Onun için insan okuduğunu anlamalı. Anlamadığı şeyi de okumamalıdır. Kuran’ı Kerim, okumanın önemini ilk inen ayeti ile belirttikten sonra okumanın nasıl olacağını da başka ayetleri ile belirtmiş, bu ilk inen ayeti açıklamıştır. Müzemmil Suresinin 4. Ayeti okumanın nasıl olacağını açıklar:
“Kuran’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku.”
Demek ki, Kuran’ı yavaşça, anlaya anlaya okumamız, insanın okuma tercihi değil, Allah’ın emridir.
Kuran’ı iyice okuyup düşünmüyorlar mı? Nisa 82
Müzemmil suresinin 4. Ayeti Nisa suresi 82. Ayeti ile pekiştirilmiştir ve soruya dönüştürülmüştür. Her şeyi bilen Allah, insanların Kuran’ı gelişi güzel ve düşünmeden okuyacaklarını bildiği için uyarıyor, soruyor: “Kuran’ okuyup düşünmüyorlar mı?”
Yine de ben anlamadan da yüzünden de okurum, zaten okusam da anlamam, Allah oku demiş okuyorum, düşünmeye gerek yok diyorsanız o zaman şu ayeti olsun bari düşüne düşüne okuyun ve Allah’ın sizin için ne dediğini biliniz:
“Neden, Kuran’ın anlamını iyice düşünmüyorlar? Yoksa kalplerinde kilit mi var?” (Muhammed Suresi 24.Ayet)
Yoksa sizin kalbiniz Kuran’ı okuyup anlamaya kapalı mı? Kilit mi vurdunuz kalbinize? Kalbiniz kilitli ise sizin için yapılacak bir şey kalmamıştır.
Okursunuz ve anlamazsınız. Hem kendinizi, hem çevrenizi hem de (haşa) Allah’ı kandırmaya çalışırsınız, ama bunu asla başaramazsınız.
“Kur’an ısrarla kendisinin Allah katından bütün insanlar ve inananlar için “rehber”, “yol gösterici”, “uyarıcı”, “açıklayıcı”, “kolaylaştırılmış” bir Kitap olarak bir rahmet olarak gönderildiğini hatırlatır dururken; O’nun “zorlaştırılmış”, “kapalı”, “şifrelerle dolu” veya “sadece bazı uzmanların çözüp anlayabileceği” bir Kitap olduğunu söylemek, gaflet değilse, ihanettir.
Oysa Kur’an istisnasız bütün müminlerin dini olduğundan herkes dinini öğrenmek ve yerine getirmekle yükümlüdür. Bunun için zaman ayırmak ve emek vermek herkesin elindedir. Herkes yirmi dört saatin bir bölümünü bunun için ayırabilir. Bunu yapmadığı zaman sorumlu olur ve başkaları yerine getirdiğinde kendisi de yerine getirmiş olmaz. Kur’an ayrı ayrı her Müslümanın dini olup herkes dinini öğrenmek ve yerine getirmekle yükümlü olduğundan, akil ve baliğ kadın ve erkek her Müslümanın Kur’an’ı anlamak için okuması farzdır. Onun için okumayı öğrenmekten amaç, anlamını öğrenmektir. Çünkü kelimelerini okumayı bildiğimiz bir yazının anlamını bilmediğimiz sürece o kelimeleri okumanın bize bir yararı olmaz. Kelimeleri bu şekilde söylemeye de okumak değil, ancak harfleri veya kelimeleri “telaffuz etmek” denir. Bazı alimler, hocalar, kendi anlayışlarına göre Kur’an’a daha büyük ve yüksek bir kutsallık vermek için, onu okumak ve elle ona dokunmak için en ağır şartlar ileri sürdüler. Böylece Kur’an’ı rafa kaldırdılar. Millet de Kur’an’a dokunmamak için güzel süslü kılıflar, keseler yaptılar, bir muska gibi onu duvarlara astılar, el erişmez dolaplarda
sakladılar. Bu suretle Kur’an okunmaz, tutulmaz, dokunulmaz hale getirildi. Kur’an’ın okunması için abdest alıp kıbleye dönüp diz çökerek rahleye konarak okunmasını en büyük saygı ve ibadet saydılar. Manasını anlamanın en büyük ibadet olduğunu söylemediler, anlaşılmayacağını ilan ettiler. Bu suretle Kur’an Müslümanların kafasına muammalı, anlaşılmaz, erişilmez kutsal bir kitap adı olarak nakşedildi. Onu anlamamak, anlamadan sözlerini söylemek en iyi Müslümanlık inancı sayıldı. Bunun için onu sadece ölenlere okumak üzere mezar kitabı yaptılar. Allah bizden böyle yapmamızı mı istedi, anlamasanız da olur mu dedi? Böyle bir şey mümkün mü? Bu Allah’a iftira olmaz mı?” dedi.
Bu tartışma Bahadır öğretmene çok ilginç geldi. Ömründe böyle bir konuşmaya hiç rastlamamıştı. Kahveden çıkıp eve gitti. Kur’an’ın nasıl bir kitap olduğunu ve içeriğini merak etti. Ama evde bulundurduğu kitapları içinde bir tane bile Kur’an’ın Türkçe tercümesi yoktu. Bu durumunu sorgulamaya başlamıştı. Üniversitede din felsefesi dersinde Kur’an’dan bahsedilmişti ama hiç merak edip bir Kur’an meali bile alıp okumadı. Bir felsefe öğretmeni Kur’an hakkında cahil olması hiç hoş değildi. Bu durumundan utanmıştı. Kendisine söz verdi, en kısa zamanda bir kaç Kur’an tercümesi alıp incelemeye başlayacaktı. Zaten önünde 2 ay bir dinlenme zamanı da vardı. Karanlık bastırmıştı, yorgundu. Kanepeye uzandı. Kafasında onlarca sorular gelip geçiyordu. Neden, niçin, nasıl? Hepsine bir anda cevap veremeyeceğini düşündü. Araştırma yaparak, farklı bakış açıları olan eserleri okuyarak, karşılaştırarak bir kanaate varacağını düşündü. Yorgunluktan uykusu geldi, kanepeye uzandı, hemen uyumuştu. *
Sabah olduğunda uyandı. Kahvaltısını yaptı. Evden çıktı. İl merkezine, büyük kitapçıların olduğu yerleri gezdi. Saatlerce kitap karıştırdı. Bir kaç tane Kur’an meali aldı. Kur’an kavramları ve terimleri ile ilgili bir sözlük aldı. Kur’an tarihi ile ilgili bir kitap aldı. Kur’an ilimleri ile ilgili bir usül kitabı aldı. Kitapçıyla pazarlık yaparak ücretini ödedi. 1 saat sonra eve döndü. Yorgundu, biraz kestirdikten sonra kitapları tek tek incelemeye başladı. İlk okuyacağı kitabı seçti. Nüzul sırasına göre Kur’an mealinden başlamaya karar verdi. İlk sure Alak suresiydi. “Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku, insana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” (Alak Suresi, 1-5) Bahadır öğretmen bu ayetleri okuyunca çok şaşırdı. Ayetin altındaki uzun bir dipnotta şu cümleler yer alıyordu: “Bu ayetler Kur´an-ı Kerim´in ilk nazil olan ayetlerindendir. İlk vahyin “oku” emriyle başlaması ve bu emrin beş kısa ayet içinde iki defa tekrar edilmesi,
okumanın ve ilmin dinde ve insan hayatında ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Kur´an-ı Kerim, ilmin tersi olan cehaleti istememiştir: “….. Sakın cahillerden olma!” (El-Enam, 35.Ayet) “….. Cahillerden yüz çevir.” (Araf, 199.Ayet) buyrulmuştur. Okumak Allah'ın emridir. Okumamak ise Allah'a isyandır. Çünkü Cenabı Allah, :"Yaratan Rabbinin adıyla oku; O, insanı bir Alakadan yarattı. Oku! İnsana bilmediklerini öğreten, kalemle (yazmayı) belleten Rabbin, en büyük Kerem sahibidir."( Alak,1-5 Ayetler) buyurmak suretiyle, insanın daima arayış içinde olması gerektiğini, eğitim ve öğretimle her an iç içe bulunması lüzumunu belirtmiştir. “De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar” ( Zümer 9. Ayet) ayeti de bilmenin önemine vurgu yapıyor. Bilmek için, okumak araştırmak gerekiyor. "Sana bu mübarek Kitabı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik." (Sad 29. Ayet) "Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi? (Muhammed 24. Ayet) ayetleri okumanın akletmenin önemine vurgu yapıyor. Bizi atıl hale getiren, beyinlerimizi ve ruhumuzu çürüten, seçme, üretme ve salih eylemler ortaya koyma gücümüzü elimizden alan "akletme karşıtlığı" nı bertaraf ederek yeniden Allah'ın üzerinde yarattığı fıtrata ve Kur'an'ın bizi ısrarla çağırdığı “akletme eylemine” dönmemiz kaçınılmaz bir görevdir. Kur'an bir taraftan kendisi üzerinde, kendi ayetleri üzerinde düşünmemizi isterken, öte yandan içinde yaşadığımız şu somut ve maddi dünyaya da gözlerimizi çevirmemizi ve onun üzerinde de düşünmemizi istemektedir: "Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerinde yatarken Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler) Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru." (Ali İmran 191. Ayet) “ … Akletmez misiniz?” (Kasas 60. Ayet) “Andolsun ki biz, akleden bir topluluk için oradan (ibret alınacak) apaçık bir ayet bıraktık.” (Ankebut 35. Ayet) “Allah katında canlıların en şerli olanı (hakka karşı) sağır ve dilsiz olan, akletmeyen kimselerdir.” (Enfal 22. Ayet) “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı hizmetinize sundu. Yıldızlar da O'nun emri altındadır. Aklını kullanan bir toplum için elbette bunda işaretler vardır. (Nahl 12. Ayet) “Dirilten ve öldüren O’ dur. Geceyle gündüzün peşi sıra gelmeleri O’nun (işidir). Akletmez misiniz?” (Müminun 80. Ayet) “ Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun.’ denildiği zaman: ‘(Hayır,) bilakis biz, babalarımızı üzerine bulduğumuz (ve alıştığımız âdetlerimize) uyarız.’ derler. Babaları hiçbir şey akletmemiş ve doğru yolu bulamamış olsalar bile mi (onların yoluna uyacaklar)?” (Bakara 170. Ayet) “Sen, onların çoğunun dinleyip aklettiğini mi sanıyorsun? Onlar, yalnızca hayvanlar gibidirler. Hayır, hayır yolca daha sapkındırlar.” (Furkan 44. Ayet) “Akledesiniz diye Allah ayetlerini sizin için açıklamaktadır.” (Bakara 242. Ayet)
“Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz ki ayetleri, düşünüp öğüt alan bir topluluk için detaylıca açıkladık.” ( Enam 126. Ayet) Bu tür ayetleri çoğaltmak mümkündür. Konuyla ilgili ayetler incelendiğinde dikkati çeken husus Kur'an'ın bizi düşünmeye davet ederken "tabii" gerçekliğe yani duyularımızla kavrayabildiğimiz maddi âleme gözlerimizi çevirmemizi istemesidir. Böylece Kur'an'ın bildirdiği metafizik hakikatlere iman etmede içinde yaşadığımız gerçekliğin önemli bir pekiştirici etkisi olacaktır. Açıktır ki pek çok ayet-i kerime ister fiziksel, ister kozmolojik, isterse biyolojik ve sosyal olsun pek çok olguyu ve veriyi Allah'a işaret eden ayetler olarak ifade etmektedir.( Ömer Mahir Alper, ‘Kur’an ve Akletme Sorumluluğumuz’ ) Dipnotu dikkatlice bir daha okuyan Bahadır öğretmen, hayretler içinde kalmıştı. Böyle bir kitabı bu yaşına kadar neden okumamıştı? Anne babası hiç okumamıştı. Üniversite yıllarında da pek merak etmemişti. En azından bilgi sahibi olmak için bile bir göz atabilirdi. Ailesinden, hocalarından ve arkadaşlarından Kur’anı okuyup inceleyene rastlamamıştı. Bu konuda kendisine söz verdi, eksiklerini telafi edecek, kendisini geliştirecekti. Kendisini eve kapattı. 15 gün boyunca aldığı tüm kitapları okuyup bitirdi, çeşitli notlar aldı. Kafasına takılan soruları internetten araştırdı. Farklı görüşleri inceledi. Bu araştırmalarından sonra hakikati keşfetti. Kur’an’ın, Allah’ın mesajı olduğuna ikna oldu. Agnostik düşünceyi bıraktı. Geçmişte yaptığı hataları, günahları için tövbe etti. Allah’a iman etti. Gusül abdestini ve salatı öğrendi. Tüm cahiliyye düşünceleri ve beşeri ideolojilerini terk etti. Kur’an’da belirtilen mü’min özelliklerini kazanmak için çabalayacağına dair Allah’a söz verdi. Allah’tan yardım istedi. Kur’an araştırmalarına devam etti. Tevhid, şirk, küfür, nifak, fısk, teşbih, cihad, takva, salat, salihat, ihlas, resul, nebi, zikir, infak, vb. anahtar kavramları, iman esasları, haramlar helaller, ahlaki emirleri öğrendi. Allah’ı daha iyi tanımak için Kur’an’da geçen Allah’ın isim ve sıfatları üzerinde araştırmalar yaptı. Kur’an’ın doğru anlaşılmasına yönelik akademik araştırmaları ve usul yazılarını gözden geçirdi. Kur’an’da geçen en önemli anahtar kavram ve terimleri öğrendi. Bu terimlerin, Kur’an’ın bağlam ve bütünlüğü içinde anlaşılması gerektiğini fark etti. Kur’an dışında ki beşeri yorumların, fetvaların, mezheplerin, ekollerin DİN olmadığını öğrendi. Kur’an dışındaki tüm bilgilerin Kur’an’a arz edilmesi gerektiğini, Kur’an’ın en temel belirleyici ölçü olduğunu öğrendi. Bahadır öğretmenin bu araştırmaları ona bir gerçeği daha fark ettirdi: “Salihat yapmak” Bilmek güzel. Ama iş sadece okumada, ilimde bırakılıp amele geçilmezse bilmenin hiç bir değeri kalmıyor. Bilmek, uygulamaya geçirilince anlam kazanıyor. Bilginin eyleme dönüştürülmesi farzdır. Eyleme dönüştürülmeyen bilgi yüktür. Bilgi bize sorumluluk yükler. Bu takvayı, bu sorumluluğu kuşanarak sorunları çözme, proje üretme, dünyayı imar etme, kötülükleri önleyici ıslah faaliyetlerinde bulunma gibi salihatları yerine getirerek kurtuluşa erebiliriz. Kuru bir iman iddiası, takva, salat ve salihatı içermezse bizi hüsrana uğratır. Erdemli bir duruşla, salihat projeleri üretilmeli.

DEVAM EDECEK

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol