(3. BÖLÜM)                                                                                                                                                                    

Aradan bir hafta geçti. Kasabadakiler yeni gelen öğretmeni merak ediyordu. Kasabanın tarım ve hayvancılıkla geçinen halkı, kasabaya yeni gelen bir vatandaşın kim olduğunu öğrenmek için Basri beyin kahvehanesinde toplanmışlardı. Kahveci Basri’ye seslendiler, - ” Basri bey, hele gel şu masaya otur şöyle. Şu yeni gelen kişi kimdir, necidir, ne işle meşguldür? Basri, - “Benim de bu konuda bir bilgim yok ama sorar öğreniriz” dedi. Kasaba halkının bu aşırı merakı kahveci Basri’nin dikkatini çekmişti. Basri, dürüst ve güvenilir bir esnaftı. Kasabanın sorunlarına duyarlıydı. Elinden gelen bir şey olduğunda tek başına çözmeye çalışırdı. Gücünü aşan sorunlarda kasabalıları örgütleyerek işbirliği ile çözmelerine vesile olurdu. Özellikle eğitim konusunda çok hizmetleri oldu. Onun çabaları ile kasabaya küçük bir Anadolu Lisesi yapılmıştı. Kasabanın elektrik ihtiyacını karşılamak
için 100 dönüm güneş enerjisi panelleri inşa ettirmişti. Basri, Gaziantepli dahi mucit Mennan Aksoy ustaya ve ünlü bilim adamı Nikolai Tesla’ya hayrandı. Basri bey, çözüm odaklı düşünen ve proje üreten erdemli insanlara hayrandı. Onları örnek alırdı. Aradan 2 gün geçmişti, Basri yeni gelen kişinin durumunu öğrenmişti. Kasabaya yeni gelen kişi bir Felsefe öğretmeniydi. Kasabaya sürgün gelmişti. Kahveci Basri, dedikodu olmasın diye kahvesinde toplanan meraklı kişilere gelen kişinin bir öğretmen olduğunu söyledi ama sürgün geldiğinden hiç bahsetmedi. Aradan günler, haftalar geçti. Felsefe öğretmeni Bahadır, bir çay içmek için Basri’nin kahvesine uğradı. Bir çay söyledi. Kahvede kimse yoktu. Bahadır öğretmen hiç konuşmuyordu, kederliydi. Yaşadığı derin acılar onu çok yıpratmıştı. Ailesi dağılmıştı, kızına ulaşamıyordu, bir iftiraya uğramış sürgün edilmişti. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi birde beyninde tümör olduğunu öğrenmişti. Üst üste yaşadığı bu acılarla nasıl baş edeceğini de bilmiyordu. Kahveci Basri Bey, Bahadır öğretmenin kederli olduğunu fark etti. Yanına gitti, hal hatır sorduktan sonra konuya girdi. - “Bir sakıncası yoksa sürgün edilmenizin sebebi nedir? Merak ettim de. Ama isterseniz cevap vermek zorunda değilsiniz” dedi. Felsefe öğretmeni Bahadır, Basri’ye uzun uzun baktı. – “Çok pis bir iftiraya uğradım. Bu konuyu daha fazla konuşmak istemiyorum. Bu olay bana çok derin bir acı veriyor” deyip sustu. Basri’nin kahvehanesine bir göz gezdirdi. Kahvehanede 1000 e yakın kitapları görünce şaşırdı. İçinde kitaplarla dolu olan bir kahvehaneye ömründe hiç rastlamamıştı. Bahadır öğretmen, Basri Bey’e dönerek, - “Bu kitaplığın olmasına çok şaşırdım, birçok kahvehaneye çay içmeye gittim. Hiç birinde kitaplık yoktu.” diyerek şaşkınlığını ifade etti. Kahveci Basri, kazandığı parasının bir kısmını kitap satın almaya harcadığını söyledi. Kitaplığında, romanlar, hikâyeler, denemeler, şiir kitapları, klasikler, ansiklopediler, liselere ve üniversitelere hazırlık kitapları, sağlık kitapları, sözlükler, dini kitaplar, tarih kitapları, siyaset bilimi, felsefi, sosyolojik, psikolojik, kişisel gelişim, yemek tarifleri vb. çeşitli konularda kitapları kitaplıkta bulunduruyordu. Kahvesine, çocuklar, ergenler, gençlerde kitap okumak için, araştırma ödevi için geliyorlardı. Felsefe öğretmeni Bahadır, ders saatinin yaklaştığını belirterek, Basri Bey’e teşekkür edip çıkmak için müsaade istedi. Basri Bey - “Bende tanıştığımıza memnun oldum, vaktiniz olursa yine buyrun gelin, bekleriz” diyerek öğretmeni uğurladı. Bahadır öğretmen, Basri’nin sıcak, cana yakın ve ilgili olmasından mutlu olmuştu. Uzun zamandır kimseyle pek konuşmuyordu, dertliydi. Güvendiği biriyle dertleşip rahatlamak istiyordu ama bu konuları konuşmaya cesareti yoktu. Yaşadığı acılardan dolayı kimsenin canını sıkmak istemiyordu. Bahadır öğretmen, okulda derslerini bitirdikten sonra kasabaya alışverişe çıkmıştı. Evi yeni tutmuştu. Evin içi bomboştu. Sadece elbiseleri, kitapları vardı. Yeniden borca girip eve mutfak eşyaları, beyaz eşya, kanepe, halı,
perde, temizlik ürünleri vb. aldı. 12 bin lira borca girdi. Ayda bin lira ödeyerek bir yılda bitirmeyi plânlıyordu. Bahadır öğretmen çok yakışıklı ve karizmatik bir görünüme sahipti. Yeni gittiği okuldaki bekâr kadın öğretmenlerin ilgisini çekiyordu. Ama Bahadır öğretmen, başına gelen iftira olayından dolayı kadın öğretmenlerden ve kız öğrencilerden uzak duruyordu. Yaşadıkları acılar, onu böyle davranmaya mecbur ediyordu. Okulların tatile girmesine 4 gün kalmıştı. Derken zaman su gibi akıp gitmiş, öğrencilerin karneleri dağıtılmış, bir eğitim öğretim dönemi de bitmişti. Önünde 2 ay gibi uzun bir dinlenme dönemi vardı. Bu dönemde üvey annesi ve anne babasının yanına, köye gitmeyi çok istiyordu ama üvey anne ve babası Canan’ı ve Tijen’ i soracaktı. Boşandık demek ağır geliyordu. Boşandığını ve yaşadığı bu acıları babasına ve üvey annesine anlatmak istemiyordu, onların üzülmesini asla istemiyordu. Üvey annesi hastaydı, yatakta yatıyordu. Üvey annesine bakıcı tutmuştu. Bakıcı ücreti için babasına her ay para gönderiyordu. Bahadır, tek başına köye gitmekten vazgeçti. Bulunduğu kasabada vakit geçirmeye karar verdi. Kızı Tijen’i düşünüyordu. Acaba kızı ne yapıyordu, ne haldeydi? Ona ulaşıp baba kız birlikte vakit geçirmek istiyordu.                                        *                                                                                                                                                                                   Kızı Tijen, annesinin yanında kalıyordu, velayet annedeydi. Tijen, annesi ile de anlaşamıyordu. Bazen evden kaçmakla, intihar etmekle annesini tehdit ediyordu. Annesi, zamanında kızıyla ilgilenmemenin, ihmal etmenin derin pişmanlığını yaşıyordu. Annesi, kızın sürekli odasına çekilmesinden şüphelenmişti. Kızı bir gün banyodayken gizlice telefonunu kontrol etmiş, mesajları okumuştu. Dehşete kapılmıştı. Mesajlarda üç kız arkadaşıyla cinsel içerikli sohbetler yapmış, birbirlerine müstehcen fotoğraflar göndermişti. Annesi, kızının telefonunda müstehcen resimleri ve uygunsuz yazıları görünce şok oldu. Kızı eşcinsel mi olmuştu acaba? Kızının lezbiyen olduğunu öğrenmişti. İyi ama bu nasıl olurdu? Kızının bütün maddi ihtiyaçları karşılanıyordu, her istediği alınmaya çalışılıyordu. Şimdi bu da nereden çıktı? Canan, ‘Acaba nerede hata yaptık ki kızım bu noktaya sürüklendi?’ diye sordu kendisine. İşin içinden çıkamadı, çünkü cevabını henüz bulamamıştı. Kızı banyodan çıkmak üzereydi, hemen telefonu aldığı yere bıraktı, kızının odasından hızlıca çıktı, durumu fark ettirmemeye çalıştı. Kızının bu durumuna çok üzülmüştü. Bu durumun neden kaynaklanabileceğini öğrenmek için bir psikiyatriste danıştı. Psikiyatrist, kızının bu durumunun normal olduğunu, eşcinselliğin doğuştan geldiğini, bir tercih meselesi olmadığını, kızının durumunu olduğu gibi kabul etmesini tavsiye etti. Anne, psikiyatristin bu sözleri karşısında iyice hayal kırıklığına uğramıştı. Anne, psikiyatristin verdiği bu bilginin doğru olup olmadığını, kesin mutlak bir bilgi olup olmadığını, internetten araştırmaya başladı. Yüzlerce farklı sitelerden bilgi topladı, bunları tek tek okuyup değerlendirmeler yaptı. Bu konuda farklı düşünen, eşcinselliğin düzelebileceğine inanan ve bu konuda olumlu sonuçlar
elde eden yerli ve yabancı uzmanların olduğunu görünce heyecanlandı. İnternetten araştırmalarını derinleştirdi. Bu durumu tedavi edebilecek bir kaç isim buldu. Klinik psikolog Hüseyin beyden yarın sabaha randevu aldı. Randevu günü, psikolog Hüseyin beyin odasına girdi. Psikolog Hüseyin Bey, annenin anlattıklarını baştan sona dinledi, not aldı, sorular sordu. Geçmişte olanları analiz etti. Aile içi iletişim ile ilgili de sorular sordu, anne de olan bitenleri olduğu gibi anlattı. Durum iyice netleşmişti. Psikolog Hüseyin Bey, eşcinsellik ile ilgili anneye bilimsel bilgiler sundu. Bu konuda farklı bakış açılarının olduğunu ama kendisinin eşcinselliği doğuştan gelen bir olgu olduğunu düşünmediğini vurguladı. Eşcinselliğin, aile içi iletişimdeki büyük yanlışlardan kaynaklı bir sapma olduğunu belirtti. Ülkemizde ve tüm dünyada eşcinsellikten kurtulan yüzlerce örnek olduğunu söyledi. Eşcinsellikten kurtulanların hayatlarının anlatıldığı birkaç web sitesi bulunduğunu söyledi. Psikolog Hüseyin, - “ Açık söylemek gerekirse, sizin aile içi iletişimde yaptığınız bazı ciddi hatalar ve vahim yanlışlar kızınızı lezbiyenliğe itti” dedi. Canan, - “İyi ama bu nasıl olur, ben ne gibi hata yapmış olabilirim ki? Belki ilgilenmemiş olabilirim, hepsi o kadar” diyerek hemen savunmaya geçti. Psikolog Hüseyin, - “Bana anlattıklarınızı dikkatlice not aldım. Geçmişte yapılan bazı hatalarla yüzleşmeniz lazım. Bu hatalarla yüzleşmezsek çözüme ulaşamayız. Bir özeleştiri yapmamız gerekiyor. Özeleştiri yapmak, çözüm sürecini kolaylaştırır. Gelelim yüzleşmemiz gereken noktalara. Eşinizle sürekli tartışmanız, kavga etmeniz, ona değer vermemeniz, ona saygı duymamanız, kızın yanında onu aşağılamanız, onunla güç yarışına girmeniz, kızınız üzerinde olumsuz etki bırakmış. Kızınıza, neyin doğru neyin yanlış olduğunu net belirtmemişsiniz, kocanızla ortak kurallar belirlememişsiniz. Babası bir kural koymuş, siz bu kuralı iptal etmişsiniz. Haliyle kızınız size yakınlaşıp babasından uzaklaşmış. Kızınız, beyninde babasını katı kuralcı ve uyumsuz biri kodlamış. Ayrıca eşinizi, ortada fiziksel bir şiddet olmadığı halde karakola şikâyet etmişsiniz. Eşiniz, 6 ay evden uzakta kalmış, eve yaklaşması bile yasaklanmış, kızını bile görememiş. Bu 6 aylık sürecin eşinizde ve kızınızda bir takım olumsuzluklara yol açabileceğini düşünmeliydiniz. Zaten öyle de oldu. Eşinizin size karşı sevgisi kalmadı, boşanma kararı aldı. Genelde erkekler sevilmediği, değer verilmediği, saygı görmediği yerde durmaz. Boşandıktan sonra kızınızın velayeti size verilmiş. Kızınız babasını özlemiş, babası ile görüşmek konuşmak istemiş. Ama siz kızınızı babasına bazen göstermişsiniz, bazen göstermemişsiniz. Babası kızını görmek için icraya para yatırmış ama buna rağmen gene göstermediğiniz durumlar olmuş. Kızı, babasına karşı hep doldurmuşsunuz, sürekli babasını kötülemişsiniz. Kızınız, bu durumdan olumsuz etkilenerek babasından nefret etmeye başlamış, hatta bütün erkekleri kötücül varlıklar olarak görmeye başlamış. Erkeklerden nefret etme, zamanla erkeklerden uzaklaşmaya yol açmış. Kendi cinsinden olan kızlarla daha yakın duygusal birlikteliklere girince arkasından eşcinsel birliktelikler de yavaş yavaş oluşmaya başlamış. Babasını ve erkekleri sürekli kötülemenin kızınızda yol açtığı tahribat ortadadır. Kızınız yaşadığı duygusal tahribat nedeniyle babasıyla sağlıklı bir iletişim geliştirememiş. Bu durum, sağlıklı bir cinsel kimliğin oluşmasını engellemiş. Kızınız, sağlıklı bir benlik ve sağlıklı bir kimlik geliştirememiş. Anne babanın sağlıklı bir iletişime sahip olması, birbirlerine değer vermesi, sevgi ve saygıyı muhafaza etmesi, çocuklarına örnek olması, çocuklarıyla ilgilenmesi, onların cinsellikle ilgili sorularına ayıplamadan doğru bilgiler vermesi gerekir. Böylece çocuğun cinsel kimlik bozukluğu yaşaması da önlenmiş olacaktır. Çocukların anne ve babalarıyla birlikte büyümesi, rol karmaşasını da önleyecektir.” dedi. Canan, psikoloğun bu açıklamalarından etkilenmişti. Bir soru daha sordu. Canan, - “Peki şimdi ne yapacağız, bu sorunu nasıl çözeceğiz?” dedi. Psikolog, annenin kızıyla daha sıcak yaklaşmasını, ilgilenmesini, babasıyla buluşturmasını önerdi. Babasını sürekli kötülemesinin sorunu daha da büyüteceğini, bu yanlıştan vazgeçmesini söyledi. Psikolog Hüseyin, - “Kızın yaşadığı bu sorunların üstesinden gelebilmesi için onun da terapi alması gerekir. Kızınıza da terapi desteği şart” dedi. Canan, teşekkür ederek psikoloğun odasından çıktı. Evine gitti. Kanepeye uzandı. Psikoloğun anlattıklarını derin derin düşündü. Sağlıklı ve mutlu bir ailenin, çocuklar üzerindeki muhteşem etkisini fark etti. Kendi yaptığı hataları gözden geçirdi. Kızına her şeyi dürüstçe anlatmalıydı. Babasının kötü biri olmadığını kızına itiraf etmeliydi. Ama korkuyordu bir yandan. Ya kızı , “bunu niye yaptın bana?” derse ne cevap verecekti? Zor bir durumdu ama kızının psikolojisinin düzelmesi, sağlıklı bir kimliğe kavuşabilmesi için bunu yapmalıydı. Anne, kızının erkeklerden nefret eden tavrının değişmesini, erkeklerle barışık olmasını istiyordu. Bu gerçekleşirse olumlu gelişme sağlanabilir diye düşündü annesi.         

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol