Öğleden sonra rüzgâr karlı kış mevsiminin kutuplardan kayıp gelmekte olduğunu haber verirken, buz tutmakta olan suların belli belirsiz iniltisi kulağa geliyordu. İç karartıcı bir gündü, kapalı, huzursuzluk ve sıkıntı verici bir gün. Hava, sanki sevinçli bir şeyi yitirmişçesine yumuşak, sevecen bir ağıt yakıyor gibiydi. Çayırda atlar huysuzlaşıp ayaklarını yere vuruyor, her tarafta dörtlü beşli kümeler halinde kuşlar daldan dala cıvıldayarak uçuyor ve güneye doğru çıkacakları yolculuk için adeta kendilerine yeni arkadaşlar arıyor, kendi dillerince birbirlerine sesleniyorlardı.

Saz damlı, küçük köy evinin mutfağında ana, tahta iskemlesini üzerinde aş pişmekte olan toprak ocağın başına çekmiş, ocağın ağzından içeri korkusuzca kuru çalılar atmaktaydı. Ateşin üzerinde büyük bir tencere vardı. Sırtına kadar uzanan siyah, uzun saçlarını büyük bir başörtüsü ile toplamış olan ana, bir yandan da ortalığı kendi elleriyle yapmış olduğu çalı süpürgesi ile süpürmekteydi. Mutfağın köşesinde ateşe sokulabildiği kadar sokulmuş, on dört yaşlarında, sarı, uzun örgülü saçları ve küçük kız kardeşine bakan kızı Töre oturmaktaydı. Üzerine geçirmiş olduğu mavi, içindeki parlak kırmızı hırkanın yamalı uçları, okumakta olduğu kitabın sayfalarını kapatmaktaydı. Töre küçük kardeşine bakarak okula gideceği günü hayal ediyordu.

          Büyük, tahta kapının ve “Töre gel buraya!” diye bağıran babasının gürleyen nağmesiyle irkilen Töre, babasının yanına koştu. Babası Töre’nin elindeki kitabı görünce hemen elinden alıp yanmakta olan ateşe attı. Töre, aniden hıçkıra hıçkıra ağlayarak evden çıkıp öğretmeninin yanına gitti. Arkasından annesi ‘’Töre!’’diye bağırdı fakat Töre öğretmeninin yanına çoktan varmıştı. Gözleri kızaran Töre’yi gören öğretmeni:

- “Ne oldu Töre?” Töre içine kaçmış sesiyle:

- “Babam benim okumamı, okula gitmemi istemiyor. Elimde kitap görünce çıldırıyor. Ama ben öğretmen olmak istiyorum öğretmenim...” Öğretmen, bu sözler üzerine Töre’nin elinden tutup onların evine gitti. Elinde mendiliyle ağlamaktan gözleri şişmiş olan annesi onları kapıda karşıladı. Hemen Töre’ye sarıldı ve annesiyle Töre ağlaştılar.

Bunları gören öğretmen, duygulandı ve Töre’nin babasını görmeyi istedi ve Töre öğretmenini babasının yanına götürdü. Babası Töre’yi görür görmez kaçtığı için kızdı, yanındaki öğretmenin bu evde ne işi olduğunu sordu. Töre hemen öğretmenine sarıldı. Öğretmeni:

- “Beyefendi, Töre çok akıllı bir kız, okumayı gerçekten çok istiyor ve başarabileceğine de içtenlikle inanıyorum. Sizin de Töre ‘ye inanmanız gerekir.” Babası bu sözlerin üzerine çok sinirlenip, öğretmene kızdı ve Töre’nin asla okumayacağını, böyle gereksiz işlerle uğraşmayacağını söyleyerek öğretmeni evinden kovdu.

Töre evin penceresine koşup, ağlayarak gitmekte olan öğretmenine bakıp uzun süre ağladı. Annesinin uzun süren yalvarışlarından sonra Töre akşam yemeğini yiyip yattı.

Ertesi gün, hava düne nazaran daha ılık ve sakindi. Töre, avluda gezen kuzuların sesleriyle bir umut ile uyandı. Yastığının altında sakladığı kitabı aldığı gibi küçük kardeşine mutfakta yemek yedirmeye çalışan annesinin yanına gidip onu yanağından öptü. Annesi Töre’nin bu mutluluğuna yüzünde tebessümle karşılık vererek ne olduğunu sordu ve şunları işitti:

- “Anne, rüyamda babamın okula gitmeme izin verdiğini ve öğretmen olduğumu gördüm. Ve çocuklara sınıfta bir şeyler öğretiyordum.” Annesi Töre’ye üzülerek:

- “Töre, bu köyde bir kızın okuduğu görülmedi. Baban da bu yüzden kızıyor sana. Belki de senin tek kız başına bir şey yapabileceğine inanmıyor. Ben de senin gibiyken okumak çok istiyordum fakat töre izin vermedi, düşlerimi çaldı ve bu yüzden babam beni okula göndermedi. Ben de senin okuyup bir öğretmen olduğunu görmek isterdim ama …”

Bunun üzerine Töre, boncuk gözlerinin dolduğunu hissederek annesinin yanından ayrılıp, evin damına çıktı. Ana bu sefer kızının peşinden gitmeyerek onu yalnız bıraktı. Töre’nin pembeleşen yanaklarından dökülen damlaları kazağının ucuyla silerken, bir iki dam ötede hızlı hızlı okula giden öğrenci kafilesini ve başlarında duran öğretmenini gördü. Töre’nin kızaran gözleriyle gördüğü o anlar, onu çok üzmüş, bir o kadar da heveslendirmişti. Töre öğrenci kafilesine bakıp düşünürken babasının karşıdan eve doğru geldiğini gördü. Damdan inip annesine haber verip, saatler sonra başına geleceklerden habersizce hızla babasına kapıyı açıp odasına çekildi. Töre’nin annesi, beyine yemeği hazırlarken Töre odada sessizce kitap okuyordu. Babası biraz uyuyup dinlendikten sonra tok sesiyle Töre’nin annesine Töre’nin buraya gelmesini söyledi.

Töre birisinin geldiğini duyunca hemen kitabı saklamaya çalıştı fakat kapıdan giren kişinin annesi olduğunu görünce içi rahatladı. Ana Töre’ye babasının onu çağırdığını söyledi ve kızının babasına karşı çıkmaması konusunda ikaz etti. İkisi birlikte Töre’nin odasından çıkıp babasının uzanmakta olduğu odaya gittiler. Babası uzandığı yerden hemen kalkarak birazdan söyleyeceği şeyleri hazırlamaya çalışıyordu. Töre annesiyle birlikte karşıdaki koltuğa geçtiler ve merakla duyacakları şeyi beklediler. Babası:

“Artık dükkana yetişemiyorum, siparişler gitgide artıyor. Bu yüzden de Töre, artık evde boş boş duracağına, dükkanda diğerleri gibi halı dokusun. Hiç değilse , eve bir faydası  dokunsun..”

Anne, kızına bakarken Töre’nin iç burkucu bakışlarını görüp ona sarıldı ve onu ikna edici sözler söylemeye başladı. Töre annesine sarılırken, babası evde bulunan kitapları da annesine yakmasını söyledi. Ama annesinin kitapları yakmaya gönlü elvermedi ve beyine yakmadığı kitapları yaktığını söyleyerek bilmeden de olsa kızı Töre’nin hayallerinin yıkılmamasına yardımcı oldu ve ona en büyük iyiliğini yapmış oldu. Töre bugünden itibaren okumayıp, halı dokuyup babasının yanında çalışacağını biliyor içte içe kabullenmese de gitmek zorunda olduğunu düşünüyordu. Töre zorla gittiği baba işine alışıyordu; fakat halen de gizli gizli annesinin yakamadığı ve öğretmeninin ona gizlice pencereden verdiği kitaplarla derslerine çalışıyordu. Töre her sabah babası ile erken kalkıp, evlerine uzak olan dükkanlarına gidiyordu. Bu süreç içerisinde Töre okuma hevesinden de asla ödün vermedi...

Günler geçtikten sonra, öğretmeni Töre’nin annesine Töre‘yi sordu ve Töre’nin artık halı dokuyacağını söylemesi öğretmenini harekete geçirdi ve Töre’nin çalıştığı dükkana gidip Töre’nin burada çalışmasına izin vermeyeceğini ve kendisinin onu okutacağını söylemesine neden oldu.

Babası öğretmenin bu kararlı ve ısrarcı sözlerinden etkilenerek kızı Töre’nin okula gitmesine, hayallerinin peşinden koşmasına izin verdi. Öğretmen ve Töre babasının bu kararı üzerine çok sevindi. Töre, hayatını değiştiren öğretmenine babasını ikna ettiği için teşekkür etti.

Töre, bugünden sonra her gün gayret, azim ile çalışıp bir gün öğretmen olacağı günü düşleyip ve öğrencilerine yaşadıklarını anlatacağından dolayı da gururlanıyordu.

Töre, artık babası ile işe gitmediğinden öğretmeninin babasına söz verdiği gibi öğretmeninin denetiminde okula gidiyor ve eksik kaldığı yerleri okuldan sonra öğretmenine sorarak tamamlıyordu. Ayrıca öğretmeni her türlü okul araç gereçlerini de Töre’ye alıyordu. Töre’nin gün geçtikçe derslerindeki artan başarısı tüm köy halkı ve arkadaşlarını şaşırtıyordu. Töre’nin ailesi ve öğretmeni ise bu durumdan gayet memnundu…

7 YIL SONRA

       Aradan yedi yıl geçmişti… Töre, 21 yaşına ayak basmış; kendi ayakları üstünde duran bir kız olmuştu. İstanbul’a öğretmeni ile taşınmak zorunda kalmış, orada üniversite okumuş ve üniversiteyi birincilik ile bitirmişti. Bu haber, üzerinde çok emeği olan öğretmenini oldukça onure etmişti. Töre ise kazandığı bu kutsal meslek ile zor geçen çocukluğunun ödülünü almış ve düşünü gerçekleştirdiği için -ama en önemlisi de yılmadan yolunda devam ederek öğretmeninin iyiliğini karşılıksız bırakmadığı için-çok mutluydu. Bu geçen sürede Töre’nin ailesi köyde kalmış, onun onlara vereceği en güzel haberi beklemişlerdi. Töre sonunda ailesinin ve köyünün beklediği o güzel ve şaşırtıcı haberi onlara mektuba yazdıkları ile hediye etmişti. Mektup köye ulaştığında, köyün muhtarı Töre’nin ailesi ve tüm köyün önünde mektubu büyük bir gururla okudu.

O mutlu haberi duyan Töre’nin anne ve babası sevinçten gözyaşlarını tutamayıp ağladılar. Buna karşılık köyün ve muhtarın gözünden de yaşlar akıyordu. Köyü o anlar gurur ve kendilerini sorgulama duygusu sarmıştı. Töre’nin anne ve babası büyük bir gururla kendilerine gelen tebriklere karşılık veriyorlardı.

Muhtar köylerine yeni bir okul daha yaptırılacağını ve adının da “TÖRE İLKÖĞRETİM OKULU” olacağını söyleyip, çocuklarını henüz okula göndermeme fikrinde olanların fikrini değiştirmesi konusunda da ikaz etti. Bir zamanlar Töre’nin okumasına gerek duymayan babası o an, o kadar mutlu oldu ki gidip muhtarın boynuna sarıldı. İstanbul’da cevap bekleyen Töre’yi meraklandırmak istemeyen annesi muhtara İstanbul‘a hemen göndermesi için bir mektup yazdırdı.  Ananın dilinden mektuba şunlar dökülmüştü:

21.07.2003, Salı

“Vefalı Töre’m,                                                                                                                                             

          Töre’m bugün senin yaş günün, iyi ki doğmuşsun. İyisindir inşallah oralarda? Ailene, doğup büyüdüğün köyüne bu gurur verici haberi yolladığın için sana hepimiz minnettarız. Bize muhtarın mektubu okuduğu andan itibaren ki yaşadığımız mutluluğu sana anlatmamıza imkan yok. Bil ki, sana her zaman inandık, güvendik ve şükürler olsun ki bugün gurur kaynağımız oldun. Fakat senin okumamanı istediğimiz, seni okula göndermediğimiz, seni hiç anlayamadığımız ve maalesef seni üzdüğümüz anlar da oldu canım kuzum. Bizi bu kötü yoldan çıkaran, adeta ışık saçan güneş gibi bize doğru yolu gösteren, benim, babanın, köyümüzün ayıbını kapatan öğretmenine de selamlar yolluyoruz. Senin de öğretmeninin kıymetini bildiğini biliyoruz... Şimdi yıllarca peşinde koştuğun mesleğe sahipsin, sana buradaki çocuklar gibi muhtaç, oradaki öğrencilerinle berabersin. Onlara doğruyu, yapılması gerekeni hayatın boyunca öğreteceksin. Ben senin gibi cesaret edemedim düşlerimin peşinden gitmeye. Buradakilerin babama, babamın da bize öğrettiği töreye karşı çıkmam imkansızdı. Ben ve benim gibi birçok insan düşlerini töreye kaptırdı. Ve bunun hep böyle gideceğine inanıyordum... Lakin sen bunu içindeki azim ve öğretmeninin iyiliğinin gölgesinde yenerek, bize yanlış olduğunu gösterdin. Benim kızım, töreye kurban gitmedi, töreyi kurban etti. Bunu da bilmeni isterim ki, artık köyünde senin adına bir okulun var. Muhtar senin adına bir okul yaptıracağını söyledi. Bu okul da sana yaş günü hediyemiz olsun. Biliyorum ki, sana verebileceğimiz en güzel hediye buydu. Buradaki çocuklar da ilk öğretmenliğini kendi okulunda yapmanı istiyor. Ama en mühimi, buradaki insanların artık çocuklarını sana güvenerek okula göndermelerine vesile oldun.  O çocukların geleceklerini karanlığın çalmasına izin vermedin, bir neslin iyikisi oldun… Seni çok öpüyor ve öğretmenlik hayatında başarılar diliyorum. En yakın zamanda görüşmek ümidiyle. Son bulan Töre’m, azmin için teşekkürler…                                                               

  ANA

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol