Bir gün Nasrettin Hoca seferdeyken yorulur,
Dinlenmek amacıyla, bir tarlaya kurulur.

Bir ulu ağaç bulup sırtını ona yaslar,
Aklınca yaratılan nimetleri kıyaslar.

Çıkarır kavuğunu, siliverir terini,
Bilgiçlik taslayarak gösterir hünerini.

Bakar ulu ağaca, ufak ufak cevizler,
Yaprakların içine sanki kendini gizler.

Sonra bakar tarlaya, bol bol kabak ekmişler,
Yanına karpuz, kavun fideleri dikmişler.

Koca koca kabaklar bağlı ince saplara,
Mantık yürüttüğünde gelmiyor hesaplara.

Düşünür, mırıldanır, der ki kendi kendine;
“Bilmem ki bu tersliğin acaba hikmeti ne? ”

“Ben olsam şu otlara küçük ceviz bağlardım”,
“Kabağı da ağaca koyar, denge sağlardım”.

“Kabaklar uyum sağlar ağacın dallarına”,
“Cevizlerde yakışır otların kollarına”.

O sırada ağaçtan ceviz düşer başına,
Aklı başına gelir, boğulur gözyaşına.

Secdeye kapanarak tövbe eder Allah’a,
Der ki “Rabbim işine yorum yapmam bir daha”.

“Ya kabak şu ağaçtan düşseydi kel başıma”,
“Kimseler aldırmazdı, akan şu gözyaşıma”.

“Sen ki ne iş yapmışsan mutlak hikmeti vardır”,
“Biz, aciz kullarının, muhakemesi dardır.”.

Bize garip gelse de ibret alacak şeyler,
“Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler”.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol