BEN'DEN BİZ'E

            “Değerler” toplumların ve insanların varlıklarını sürdürmesinde en önemli unsurlar olarak karşımıza çıkar. İnsanı insan yapan temel bileşim noktalarıdır. Yeryüzünü gerektiği gibi kullanmadan iç benliğimizi, iç dinamiklerimizi oluşturup devam ettirmedeki gerçeklerdir. İnsanlar ve toplumlar sahip oldukları, yaşadıkları, geleceğe aktardıkları değerleri noktasında ayakta kalırlar.

            Değer, kişilerin düşünce, tutum ve davranışlarında birer ölçüt olarak ortaya çıkan ve sosyal yaşamın vazgeçilmez bir öğesini oluşturur. Değerler, bir gruba ya da topluma üye olanların uymak durumunda oldukları genelleşmiş ahlâki inançlardır. Neyin iyi, güzel ve doğru; neyin kötü, çirkin ve yanlış olduğunu gösteren kriterlerdir. Bu alanda ve bu doğrultuda formel ve informel eğitimi gerçekleştiren milletler faydayı (bencillik değil) zirve noktasında kadar elde ederler. Geçen günlerde vefat eden Prof. Doğan CÜCELOĞLU hocamızın son yazdığı kitabında bahsettiği bir hatırası vardı. Okuyunca gerçekten çok etkilendim. Hocamız anlatıyor: “İki yıl önceydi. Daracık kaldırımda köyden ya da kasabadan geldiğini tahmin ettiğim bir kadınla karşı karşıya geldik, ona yol verdim. Yanımdan geçerken yüzüme ilgiyle baktı. Bir iki adım ilerlemiştim ki arkamdan seslendi.

            ‘Bi’ dakka, bi’ dakka!’

            Dönüp baktım.

            ‘Sen o adam değil misin?’ diye sordu.

            O kadar doğaldı ki…Bir yandan da kalakalmıştım. Hangi adamdan bahsediyor olabilirdi?

            ‘Hani’ dedi, ‘televizyonda çıkıyorsun, sürekli ‘ana-baba’ diye konuşuyorsun, o adam değil misin sen?’

            ‘Evet, televizyonda çıkıyorum.’

            ‘Hiii, Allâh senden razı olsun! Allâh benim ömrümden alıp sana versin! Televizyona çık! Konuş, ne olur konuş.’ (Burada bir hatırlatmada bulunalım dostlarım. Ezelde takdir edilen ömür süresi değişmez. Ne bir an ileri ne bir an geri alınmaz. Çünkü değişme denilen olgu Allâh’ın takdirinde mümkün değildir. Değişim bir halden bir hale geçmektir ve ezeli takdirde değişme olmaz. Toplumumuzda var olan bu söylem anaların çocukları için ya da sevenin sevdikleri için gösterdikleri sevginin ölçüsü olarak karşımıza çıkar. Yani sen benden daha kıymetli ve daha azizsin manası taşımaktadır. Kader anlayışımızda kimse kimsenin ömründen alıp veremez. Öyle olmuş olsaydı Allâh’ın takdiri değişmiş olacaktı ve değişim bir halden bir hale geçmek, noksanlıktan kemale, kemalden noksanlığı giden bir süreçtir ve Allâh bunlardan münezzehtir.)

            Bu kadın bir insanı, hiç tanımadığı ve sadece o an ömründe rastladığı bir insana nasıl öyle sözler söyleyebilirdi ki? Ona bunları söyleten şey neydi? Tanımadığınız birine bunu söyleyebilmeniz için muhakkak surette ‘ben’ merkezci değil de ‘biz’ merkezli bir iş yapmış olmanız gerekmektedir. Bu minval üzre yapacağımız nitelik barındıran şeyler er ya da geç karşılık bulacaktır. Yani ömrümüzün bir yerinde karşımıza çıkacaktır. Yeri gelmişken yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum Bir dostum şunları anlattı: “Üniversitede okurken yürüme engelli bir arkadaşıma yemekhanede yemek tabağını alıp yedikten sonra kaldırılmasın yardım ederdim. Dört yıl boyunca bunu devam ettirdim. Niyetim Allâh rızasıydı. Çünkü yarınlarımız belli değil. Kimin ne yaşayacağı belirsiz. Dinimiz ihtiyaç sahibine yardım etmemizi emrediyor. Bu yardım illa ki sadaka vermek, yemek ısmarlamak, erzak almakla sınırlı değil. Dördüncü yılın sonunda herkes kürsüye çıkıp dört yıllık muhasebesini ve duygularını dökmeye başladı. Sıra arkadaşıma geldi. ‘Ben okulda yemekhaneye geldiğim ilk gün okuldan ayrılmayı düşündüm. Çünkü halden anlamayan bir kimsenin ötekileştirilme ve tümüyle bencillik kaplı davranışıyla karşılaştım. Aileme ertesi gün ben okulu bırakıyorum, eve geleceğim diyecektim. Ertesi gün yine yemekhaneye gittiğimde şu anda karşımda oturan ve hepinizin de çok sevdiği Adanalı, ben söylemeden iki tane tabildot aldı ve yemekten sonra da boşları kaldırdı. Bu olay ta ki bugüne kadar devam etti. Teşekkürler Adanalı, iyi ki biz varız’ dedi.”

            Çok duygulandım. Sıra bana gelmişti. Kürsüye çıkarken anne babama olan minnetim beni çok duygulandırdı. Çünkü onlar bana komşuluğu, arkadaşlığı, dostluğu, yardım etmenin, biz olmanın, saygılı olmanın, fedakârlığın, iyi olmanın, vicdanlı olmanın erdemliliğini öğretmişti. Arkadaşımın gözüne bakarak ancak birkaç cümle kurabildim. Zaten pek konuşamazdım. Ama bir cesaret gelmişti. Şu cümleleri kurduğumu hatırlıyorum: “Bizler bugün varız yarın yokuz. Nerede ve nasıl halde karşılaşırız Allâh bilir. Eğer ben, bizi bulmak istiyorsam ben’den sıyrılmalıyım. Ailem bana bunu öğretti. Ben otobüste yer verilmesi gerekene tüm içtenliğimle yer vermeliyim. Yürürken elimle, ayağımla ve gözlerimle, dilimle ve kulağımla çevreme zarar vermemeliyim. Çünkü hayatta sadece ‘ben’ yokum, ‘biz’ varız ve ‘ben’, biz olmaktan çok mutluluk duyuyorum. Bu duyguyu, bu huzuru, bu mutluluğu bana hiçbir ‘ben’ veremez. İyi ki ailem beni değerlerle değer kazanmanın yollarını öğretmiş. Ruhuma işlemişler.”

Evet, sevgili dostlarım! Yarın ne olur belli olmaz. Değerlerin etrafında buluştuğumuz, yaşadığımız oranda toplumsal varlığımız devam eder. Bir hayvan bile çocuklarına ya da eşine ya da ayrı cinsten bir hayvana merhamet, sahiplenme ve sadakat değerleriyle yaklaşabiliyorsa biz insan olarak bunu göz ardı etmemeliyiz.

Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN

Eğitimci Sosyolog

             

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.