Rus yazar Turgenyev, soğuk bir akşamüstü evine doğru yola çıkar. Yolda bir dilenci kendisinden para ister. Bütün ceplerini kurcalayan Turgenyev, ne yazık ki cebinde hiç para bulamaz. Bunun üzerine kendisine uzatılan, soğuktan üşüyen elleri avucuna alarak kendi elleriyle ısıtır;

-"Kusura bakma kardeşim sana verecek bir şeyim yok" der.

Dilenci; "Verdiniz ya efendim, bana kardeşim dediniz."

Rus edebiyatı büyük yazarlarından İvan Turgenyev, edebiyatı sosyal gelişim aracı olarak görmüştür. Eserlerinde işlenen temalar sosyal içeriklidir. Çarlık Rusya’sının çöküş yıllarında yaşayan Turgenyev ve çağdaşları tanık oldukları kültürel, ekonomik, eğitim ve sosyal meseleleri eserlerine yansıtmışlardır. Zîra yazar, biraz da çağını anlayan, anladığını anlatmaya çalışan kişi değil midir?

Turgenyev’in dilencinin ellerini tutarak ısıtma davranışı artık bize çok uzak bir tutum gibi geliyor ama uzak değil aslında. Herkes birisi ellerimi ısıtsın istiyor ama ısıtan ben olabilir miyim diye düşünmüyor. Herkes o adımı karşısındaki kişiden bekliyor. Hepimiz değerlerimizin, kültürümüzün ve dahi dinimizin yaralandığından, yozlaştığından bahsediyoruz lakin değerlerimizi korumaya, yaşamaya, yaşatmaya pek de hevesli değiliz gibi. Bir konunun söylemini yapmak davranışını yapmaktan çok daha kolay geliyor. Peki bize ne oluyor da yapmadığımız şeyleri söylemek de bir beis görmüyoruz?

Ünlü düşünür Thomas Hobbes “Homo homini lupus, insan insanın kurdudur” der. Bir Batılının sözlerinin muadili olan “Azizim insanlık öldü.” demek daha mı kolay geliyor? Anadolu irfanı Hobbes’un dayanaksız felsefesine antitez olarak aşı niteliğinde ne söylemiştir?

“İnsan insanın yurdudur.”

Birbirimizin yurdu da kurdu da olmak elimizde değil mi?

Yaşını başını alan sevgili dünyamız, Zirkon kristalleri üzerinde yapılan radyometrik yaş tayini ölçümlerine dayanarak 4,40 milyar yaşında olabileceği kanıtlanmaktadır. Dünyamızda bugüne kadar yaklaşık 110 milyar insan yaşadığı varsayılıyor. Biz 110 milyar ve bizden sonra da dünyaya teşrifleri ezelde belli olan ruhlar olmak üzere toplam o kadar kişiden oluşan geniş bir aileyiz.

Yaratıcı hepimizin ruhlarını ezelde yarattı ve bizleri kardeş ilan etti. “İnananlar ancak kardeştirler…” (Hucurat 10)

Kardeşlik kelimesi;

- Karındaşlık, Uhuvvet
- Kardeş kadar yakın sayılan kimse, yakın dost
- Birlik, beraberlik
- Adı bilinmeyen kimselere söylenen bir seslenme sözü anlamlarına tekabül etmektedir.

Kardeş tanımlarını okurken en çok ilgimi çeken, sonda bahsi geçen “adı bilinmeyen kimselere söylenen söz” tanımı oldu. Neden mi? Biz tanımadığımız, ismini bile bilmediğimiz ama ezelden beri kardeşimiz olan birine sanki bilinçaltından gelen bir emirle kardeşim diye sesleniyoruz. Gayriihtiyarî söylenen bu söz aslına atıf yapıyor olamaz mı?

Doğada hiçbir varlık yoktur ki birbirinden bağımsız olsun. Toprak suya, su buluta, bulut tekrar toprağa karışır. Hiçbir canlı dünyada tamamen yok olmaz devridaim halinde birbirini sürekli yeniden oluşturur. Toprak bitkiyi besler. Bitki, hayvan ve insanları besler. Bitki, hayvan ve insanlar tekrar toprağa dönerek toprağı besler. İnsanlar arası sosyal ilişkiler de böyledir.

Şimdi küçük bir hikâye ile konuyu açmak isterim.

Küçük kız bir gün yolda yürürken üzüntülü bir yabancıya rastlar ona sımsıcak ve tatlı bakışlar eşliğinde bir tebessüm armağan eder. Bu gülümseme, adamın kendisini daha iyi hissetmesine neden olur.
Zamanında kendisine yardım eden bir arkadaşına teşekkür etmediğini hatırlar. Hemen arayarak bu kusurunu telafi eder. Tam o sırada yemekte olan arkadaşı bu davranıştan memnun olur, garsona yüklü bir bahşiş bırakır.

Garson ilk defa böyle büyük miktarda bahşiş almıştır. İş çıkışı eve giderken, her zaman köşe başında oturan fakir adamın mendiline, aldığı bahşişten bir miktar koymuştur bile.

Fakir adam o gün ilk kez para alabildiği için minnettar kalmıştır. Çünkü iki gündür boğazından bir lokma geçmemiştir. Karnını bir güzel doyurur, ıslık çalarak bir apartman bodrumundaki tek göz odasının yolunu tutar. Öyle huzurludur ki yolda rastladığı soğuktan titreyen köpek yavrusunu görünce dayanamaz, kucağına alır. Köpek yavrusu da bu tebessümden payını almıştır artık. Yavru köpek sıcak olmasa da bir çatı altında olmak, bir nefes duymak onu tarifsiz mutlu etmiştir.
Gecenin bir yarısında apartmanı ansızın dumanlar sarar. Dumanı koklayan köpek öyle bir havlar ki, önce fakir adam uyanır, sonra bina sakinleri.


Tüm bu yaşananların sebebi hiçbir maliyeti olmayan bir tebessümün sonucu idi…


ABD'de yaşanan bir olayda 85 yaşında ki Milton, evinden çıkıp iki kilometre boyunca yürür ve köprüye geldiğinde düşünmeden kendini aşağı atar. Arkasında bıraktığı notta şu yazmaktadır. "Eğer yolda biri bana gülümserse, intihar etmeyeceğim."

Bir gün sahabe efendilerimiz, peygamberimize gelerek "Sadaka verecek bir şeyimiz yok, Ya Rasulullah!" derler. "İnsanlara tebessüm etmeniz de bir sadakadır" buyururlar. Milton bu sözü uygulayan birine rastlasaydı canına kıymaktan vazgeçer miydi? Bilinemez elbette. Bu olay içimizi kemiren kurt misali sizi de rahatsız etmedi mi?

Mevlânâ Hazretleri “Şems, benim (zihnime değil, kalbime) bir şey öğretti;  “Dünyada üşüyen biri varsa sen Celâleddin ısınma hakkına sahip değilsin!” Ben de biliyorum ki yeryüzünde üşüyenler var, ben artık ısınamıyorum.”

Sevgili dostum! Uzat ellerini ben buradayım, Sen neredesin?

Eğitimci Yazar

Sümeyye Özer Doğan

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol