Gözlerini kapattı kadın. Kollarını iki yana doğru açtı ve rüzgarın bedenini okşamasına izin verdi. Ayçiçeği tarlasının ortasında durmuş kendini özgür bırakıyordu. İçi kıpır kıpırdı. Kendi etrafında yavaşça dönmeye başladı. Gözlerini açtığında tanıdığı bir sima ile karşılaştı. Heyecandan midesi kasıldı. Yüzünde ilk önce şaşkınlık ardından da mutluluk belirdi. Dudakları iki yana doğru yavaşça kıvrıldı. Lale, annesinin kendisine seslenmesi üzerine kitabın arasına ayraç koyup kitabı kapattı. Yatağının yanındaki komodinin çekmecesine kitabı kaldırdı. Odası çok ufaktı ve bir kitaplığı yoktu. Küçük bir dolap, yatak ve haftalarca süren yalvarmalar sonucu alınan bir komodini vardı. Eşyaları başka bir kızın burun kıvıracağı kadar eski ve çirkindi. Kendisi de eşyalarından memnun değildi ama artık umursamamayı öğrenmişti. Ya da alışmıştı. Ne kadar iyisini istese de elde edemeyeceğini bildiği için kendisini bu isteklerle üzmemeyi tercih ediyordu. Binada yaşayan ve birkaç yıl öncesinden üniversite sınavlarına girmiş kızların ve erkeklerin eski kitaplarını alıp ihtiyaçlarını gideriyordu. Sadece sınava hazırlık kitabı değil her türden kitabı vardı. Binada yaşayan gençlerin farklı zevkleri vardı ve bu işine geliyordu. Ne kadar çeşit o kadar bilgi. Gizli gizli çalıştığı üniversite sınavı içinde bir sürü kitabı olmuştu. Bazıları neredeyse boştu bazılarında ise neredeyse beyaz bir kısım bile kalmamıştı. Yine de iki şekilde de faydalanıyordu. Kitaplarını yatağının altında kutularda saklıyordu. Babası zaten eğilip yatağın altına bakacak kadar akıllı bir insan değildi. Annesi görmüş olabilirdi. Hatta Lale gördüğüne emindi ama annesi bu konu hakkında bir şey dememişti. Bu durum onun işine geliyordu. Lale odadan çıkıp mutfakta yemek pişiren annesinin yanına gitti.

“Bir saate akşam yemeği hazır olur. İki tane ekmek almaya gitsene kızım.”

“Tamam. Cüzdanından para alıyorum o zaman.”

“5 lira olacaktı ön gözde. Onu al.”  Lale, eşofman takımını giyip annesinin cüzdanından 5 lirayı alarak evden çıktı. Eskimiş ayakkabıları parçalanmak üzereydi. Parçalansa da bir şey değişmezdi. Babasının kazandığı üç beş kuruşla yenisini alamazdı. Evin ihtiyaçlarını anca karşılayabiliyorlardı. Lale evden pek çıkmadığı için ayakkabısının durumuna fazla kafa yormadı. Halk ekmeğine gidip iki ekmek aldı. Geriye kalan 3 lirayı eve döndüğünde kumbarasına attı. Kendisine nadir verilen harçlıklardan ve annesinin onu markete pazara gönderdiğinde geriye kalan paralardan oluşan bir kumbaraydı. Bazen binanın giriş katında tek başına yaşayan Sevil Hanım, romatizması yüzünden evden çıkamadığında Lale’yi markete gönderir, geriye kalan bozuklukları teşekkür niyetine verirdi. Lale bu durumdan çok memnundu. Hatta bazen Sevil Hanım’ın onu markete göndermesi için bekleyemez, kendisi gitmeyi teklif ederdi. Üniversite sınavına giriş için paraya ihtiyacı vardı. Babası, Lale’nin üniversiteye gitmesine karşıydı. Aslında Lale ilkokulu bitirdikten sonra kaydını aldıracaktı. Annesi liseye kadar okumasında ısrar etmişti. Çünkü annesi kendi babası yüzünden okumaktan mahrum kalmıştı ve Lale’nin kendisinden daha iyi olmasını istiyordu. Lale liseye geçtiğinde bu sefer eniştesi sayesinde olmuştu. Teyzesinin kocası, okumuş bilge bir adamdı ve çağın insanıydı. Lale’nin liseye gitmesinde ısrarcı olmuş ve babasına baskı uygulamıştı. Bu yüzden Lale eniştesine her zaman minnet duymuştu. Eniştesi, Lale’nin gelecek hayalleri kurmasında ilham kaynağı olmuştu. Artık daha fazla hayal kuruyor, hedefler belirliyor ve bunlar için çaba sarf ediyordu. Babası ne kadar para tuzağı olarak görse de üniversiteye gidecekti. Bir önceki yıl yine sınav için gizli gizli çalışırken babasına yakalanmıştı ve sınava gidememişti. Sınav soruları internete düştüğünde ise sanki gerçekten sınava giriyormuş gibi tüm soruları titizlikle çözmüştü. 23 yanlışı çıkmıştı ve buna üzülmüştü. Bu yüzden daha fazla çalışıp eksikliklerini kapattı. Hayallerine ulaşmak ve bir genetik mühendisi olmak istiyordu. Bu sefer sınava girecekti. Bundan oldukça emindi. Her şeyi titizce planlamıştı ve bir aksilik çıkamazdı. Lale üzerinde ‘Geleceğim’ yazan kumbarasını yatağının altına sakladı. Üstünü değiştirme gereği duymadı ve oturma odasına geçti. Annesi mutfaktaki işini bitirmişti. Şimdi ikisi de evin erkeğinin gelmesini bekliyordu.

“Yarın Sevil Hanım’ın evini temizlemeye gideceğim ama ondan öncesinde binanın merdivenlerini silmek gerekiyor. Her yer çamur olmuş. Merdivenleri silmemde bana yardım edersin çabuk bitiririz.” Annesi yanındaki koltuğa oturmuş soluklanıyordu. Lale hiçbir şey demeden başıyla onayladı ve televizyon izlemeye devam etti. Annesi evde yokken ders çalışmak daha rahat olacaktı. Bir süre sonra babası geldi. Lale sofrayı kurdu ve hep birlikte akşam yemeğini yemeye başladılar.

“Bu ay aidatlar gecikti. Şu Murat Bey yine ben söylemeden elini cebine atmayı akıl edemeyecek. Verdiği iki kuruş zaten.” Lale, öfkeli babasına baktı. Her zaman nasıl bu kadar öfkeli olabiliyor diye düşündü. Babasının bir kere bile gerçekten mutlu olduğuna şahit olmamıştı. Arada bir gülümserdi ama mutlu olduğuna inanmazdı. Hayata, kendisine ve başkalarına hep öfkeliydi. Lale bazen bu duruma, babasına üzülürdü ama kendisi de babasından farksız değildi. Ne kadar sakin görünse de içten içe öfkeliydi. Fakir bir aile oldukları için istediği hiçbir şeyi alamıyor, ne alınırsa onunla idare ediyordu. Binadaki kızların güzel giyinişlerini, arkadaş çevrelerini, mutlu olmalarını kıskanıyor ve öfkeleniyordu. Üniversite kitaplarını bile alamazken onların çözülmemiş kitapları karalayıp çizdiklerini görünce yaşadığı bu hayattan ve kıymeti bilinmeyen hayatlardan nefret ediyordu. Düşüncelerinden doğan öfkeyle yemeğini yemeye devam etti.

         Ertesi gün olduğunda Lale komodininin üzerinde duran takvime baktı. Sınav başvuruları birkaç güne başlayacaktı. Bu yüzden kumbarasında birikmiş olan parayı saydı. 62 lira biriktirebilmişti. Eksik olan 8 lirayı 1 hafta içerisinde toplaması gerekiyordu. En kötü, daire 7’de oturan Merve’den borç alırdı ama buna gerek kalmamasını umdu. Merve’den haz etmezdi. Sevil Hanım için markete gitme vakti gelmişti. Lale, annesiyle birlikte merdivenleri sildikten sonra Sevil Hanım’ın evine kadar da annesine eşlik etti.

“Sen niye geliyorsun kız?” Annesi şüphelenmiş bir şekilde Lale’ye bakıyordu.

“Hiç. Sevil Hanım’ın market ihtiyacı var mı diye soracağım. Kadın yaşlı malum her zaman evden çıkamıyor.” Annesinin şüpheli bakışları bir anda uçup gitmişti. Lale rahatladı.

“İyi bakalım.”

Sevil Hanım’ın kapısını çaldılar. Bir müddet sonra kapı açıldı ve Sevil Hanım’ın gülen yüzü gözüktü.

“Hoş geldiniz. Lale kızım, seni beklemiyordum. Hadi girin içeri.”

“Hoş bulduk, Sevil Hanım. Lale girmeyecek bir şey soracak size.” Annesi, Lale’ye baktı. Sevil Hanım da Lale’ye döndü ve soracağı soruyu bekledi.

“Evet, market ihtiyacınız var mı diye soracaktım. Sizin için hemen gidip geleyim.” Sevil Hanım gülümsedi.

“Ah düşünceli kızım. Bugün bir ihtiyacım yok. Birkaç gün sonra sana haber veririm gidersin.”

Lale, aldığı cevap üzerine bozuldu. Bu durum yüzüne de yansıdı. Bir süre bir şey demedi. Annesi ve Sevil Hanım kendisine bakıyordu.

“Tamam o zaman, ben gideyim şimdilik. Birkaç gün sonra tekrar uğrarım Sevil Teyze.”

“Ee girseydin içeri kızım. Kurabiye yapmıştım kahveyle birlikte yerdik.”

“Yok Sevil Teyze. Evde yapılacak işler vardı ben de onları halledeyim.” Sevil Hanım, Lale’nin annesine gülümseyerek döndü.

“Ne kadar iyi kalpli iyi huylu kızın var Melike. Çok güzel yetiştirmişsiniz.” Lale’nin annesi mahcup bir şekilde güler.

“Sağ olun Sevil Hanım.” Lale daha fazla durmak istemedi. İkisine de veda edip eve indi. Market alışverişini birkaç gün sonra yapsa da başvuru için vakit vardı. Paniklemeye gerek yoktu. Ya Sevil Hanım bu sefer Lale’ye harçlık vermezse? İşte o zaman paniklerdi. 8 lira çok değildi 1 hafta içinde çabalarsa bulabilirdi. Lale kendisini rahatlata rahatlata evin işlerini yaptı. Ardından ders çalışmak için odasına geçti. Yukarda duran pencereden babasının çimenleri biçtiğini gördü. Hızlıca pencereyi ve perdeyi kapattı. Babasının kendisini ders çalışırken görmesini istemiyordu. Zihnini boşaltıp saatlerce ders çalıştı.

         Günler birbirini kovaladı. Lale, Sevil Hanım’ın kapısındaydı. Az önce market alışverişini tamamlamış poşetleri yere koymadan Sevil Hanım’ın kapıyı açmasını bekliyordu. Aklı, cebindeki bozuk 4 liradaydı. Hatta tamı tamına 4 lira 80 kuruştu. O paranın kendisinde kalması için dua ede ede bekledi. Kapı yavaşça açıldı. Sevil Hanım minnettar bir şekilde Lale’ye baktı.

“Ah, gel kızım. Bu sefer çok şey aldırdım umarım kolların ağrımıyordur.” Lale ayakkabılarını çıkarıp mutfağa doğru yöneldi.

“Hayır Sevil Teyze, lafı mı olur? Severek yapıyorum bunu zaten.” Lale gülümsedi. Poşetleri masanın üzerine koydu. Cebinden geriye kalan parayı çıkarıp beklenti içinde Sevil Hanım’a uzattı. Sevil Hanım parayı aldı. Lale’nin gülümseyen yüzü düştü. İşte bu beklenmedikti.

“Sen olmasan ben ne yapardım? Her konuda bana yardımcı oluyorsun.” Sevil Hanım, poşetleri boşaltmaya başladı. Parayı da masanın üzerine koymuştu. Lale boğazını temizledi. Artık o sevecenliği gitmişti.

“Her zaman Sevil Teyze.” Sevil Hanım, Lale’ye baktı ve endişeli halini görünce kendisi de endişelendi.

“Ne oldu kızım? Rengin attı bir anda. Bir şeyin yok ya?”

“Hayır yok Sevil Teyze.” Lale göz ucuyla masanın üzerindeki paraya baktı. Sevil Hanım, Lale’nin baktığı yere baktı. Durumu anlayınca masanın üzerindeki parayı orada görünce şaşırmış gibi yaptı.

“Ah! Bunu niye aldıysam.” Parayı alıp Lale’ye uzattı. “Kaç poşet taşıdın sana bu kadarını da borçluyum. Yaşlılık kızım, kusura bakma.” Lale rahatlamıştı. Parayı alıp cebine koydu.

“Estağfurullah Sevil Teyze. Teşekkür ederim. Bana karşı çok naziksiniz.” İkisi de birbirine gülümsüyordu.

“Ne demek kızım. Bu az bile.”

         Lale, annesiyle pazara gittiğinde yaptığı pazarlıklar sayesinde geriye kalan birkaç lirayı da bulmuştu. Parayı bakkalda bütünleştirip gizlice bankanın yolunu tuttu. Banka evine yakın değildi bu yüzden yaklaşık yirmi dakika yürüyecekti. Yolda giderken bir çocuk Lale’ye çarptı. Lale neye uğradığını şaşırdı. Çocuğa kızamadan çocuk özür dileyip yoluna devam etmişti. Lale de omzunu ovaladı ve yürümeye devam etti. Bankaya ulaştığında bankamatik sırasına girdi. Sıra kendisine geldiğinde elini cebine attı ve paranın orada olmadığını fark edince panikledi. Sadece iki cebi vardı ve ikisine de defalarca baktı. Yerde parayı aramaya başladı. Neredeyse ağlayacaktı. Arkasındaki sırayı unutmuş bir şekilde etrafına bakarak parayı aradı. Sonra aklına kendisine çarpan çocuk geldi. Beyninde bir şimşek çaktı. Sıradaki insanlar Lale’ye kızmaya başlayınca Lale sıradan çıktı ve en yakındaki banka gidip oturdu. Başını ellerinin arasına alıp ağlamaya başladı. Aylarca, yıllarca uğraştığı emekleri bir sefer daha boşa gitmişti. Her şeyden nefret etti. Bir şeyleri yakıp yıkmak istedi. Ama bunun yerine o bankta oturup çaresizce ağladı. Babası gibi öfkeli bir hayat süreceğini düşündü ve bu düşünce onu mahvetti. Lale ağlamaya devam ederken bir adamın kendisine seslendiğini duydu.

“Neden ağladığını sorabilir miyim genç hanım?” Lale, başını kaldırıp karşısındaki meraklı ve üzgün bakışlı adamı inceledi. Saçları ve sakalları beyazlamış, 60’lı yaşlarının başında bir adamdı. Yüzü çok güzeldi. Kırışıklıklarına rağmen Lale bu yüze bakınca bir rahatlama hissetti. Dedesini anımsadı. Bir an adama sarılmak ve omzunda ağlamak istedi. Bunun yerine göz yaşlarını silip başını olumsuz anlamda salladı.

“Önemli bir şey değil. Artık değil.” Adam kafası karışık bir şekilde Lale’ye baktı. Lale’nin yanındaki boş yeri gösterdi.

“Oturabilir miyim?”

“Tabii ki. Eğer burada oturmak için geldiyseniz ben kalkayım sizi yalnız bırakayım. Zaten gitmem gerekiyor.” Adam banka oturdu.

“Aslında seninle konuşmak için geldim. Bankamatik sırasında hemen arkandaydım. Tahminimce paranı kaybettin ve bu yüzden ağlıyorsun.” Lale, yaşlı adama merakla baktı. Bu adam niye kendisini merak etmişti ki? Diğer herkes gibi görmezden gelebilirdi. Lale şaşkınlığını bastırdı.

“Kaybetmedim. Çaldırmışım.” Adam anladığını belli edercesine başını salladı.

“Bu para büyük bir miktar mıydı?” Lale başını olumsuz anlamda salladı.

“O zaman önemli bir paraydı.” Lale bu sefer başını olumlu anlamda salladı.

“Üniversite sınavına başvuru yapacaktım. Artık yapamam. Yine şansımı kaybettim.”

“Yine mi? Sanırım bu ikinci denemen olacaktı.”

“Geçen sene sınava girmedim. Ama hazırlanmıştım. Ailevi sebeplerden ötürü bu seneye erteledim.”

“Anladım. Eğer sen de kabul edersen sınav başvuru ücretini karşılayabilirim.” Lale şaşırdı. Aklına bu adamın kötü şeylerin peşinde olabileceği geldi. Bu onu korkuttu ama bu kadar insan içinde kendisine bir şey yapamayacağı için içi biraz rahattı. Oturduğu yerde adamdan biraz uzaklaştı.

“Bunu niye yapasınız ki?” Adam, kendisinden uzaklaşan Lale’ye anlayışla baktı.

“Merak etme amacım kötü değil. Senin gibi genç nesil tuttuğunu koparmalı. Sizden fazlasıyla ümitliyim. Senin gibi bir kızın da harcanmasını istemem. Başvurunu yapmana yardımcı olurum ama senden bir ricada bulunmak istiyorum.” Lale, merakla kaşlarını kaldırdı.

“Hayatının belli dönemlerinde bugün olduğunu gibi tökezleyebilirsin. Her tökezlediğinde pes etme. Her zaman benim gibi bir insan çıkıp sana yardım eli uzatmayabilir. Bu yüzden kendin için çabalamayı hiç bırakma.” Lale’nin gözleri doldu. Bir şey diyemeden sadece başını olumlu anlamda salladı. Adam cüzdanından parayı çıkartıp uzattı. Lale bir müddet paraya baktı. Alıp almama konusunda kararsızdı. Eğer alırsa hayallerine doğru bir adım daha atmış olacaktı ama bir yanı parayı almaya utanıyordu. Adam parayı alması için Lale’ye daha çok uzatıp kaşlarını kaldırarak bekledi. Lale sonunda parayı aldı. Adama defalarca teşekkür etti. O gün olayın şokundan adamın adını bile sormayı akıl edememişti. Borcunu nasıl ödeyeceğini bilemedi. Bir süre sonra bunu düşünmeyi bıraktı. Lale sınavlardan başarıyla geçmiş, istediği bölümü burslu bir şekilde kazanmıştı. Durumu babası öğrendiğinde çok kızmıştı. Lale’yi günlerce eve hapsetmişti. Okula gitmesine izin vermeyecekti ama Lale akıllılık edip eniştesini araya soktu. Eniştesi haftalarca babasını ikna etmeye çalıştı. Annesi de eniştesine destek çıkmıştı. En sonunda babası pes edip artık karışmayacağını söylemişti.

        

         Yaz bitip dersler başlayınca Lale en güzel kıyafetlerini giyerek okula gitti. Bu ilk gelişi değildi ama okulunu ilk kez bu kadar canlı görüyordu. Adeta kendisi de burada hayat buluyordu. Bahçenin ortasında durup gözlerini kapattı. Hafif esintili olan bu günde, rüzgar Lale’nin bedenini okşuyordu. Kendisini özgür hissetti. İçi kıpır kıpırdı. Gözlerini açıp çevresine iyice bakabilmek için kendi etrafında döndü. İlk derse yetişebilmek için aceleyle laboratuvarı bulmaya çalıştı. Laboratuvara girince hayranlıktan küçük dilini yutacaktı. Her şey o kadar güzeldi ki son teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanılmıştı. Hayranlıkla tavandaki gezegen modellerine baktı. Lale gezegenlerin altında onları inceleyerek dönerken dersin profesörü içeri girdi.

“Merhaba gençler.” Lale tanıdık olan bu sesle bakışlarını sesin sahibine çevirdi. Tanıdık sima karşısında heyecandan midesi kasıldı. Yüzünde ilk önce şaşkınlık ardından da mutluluk belirdi. Dudakları iki yana doğru yavaşça kıvrıldı. Bu okul Lale’nin ayçiçeği tarlasıydı.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol