ANLAYARAK VE ANLAMLI YAŞAMAK

Altın Söz: “Yakın arkadaşından dünyevî kazanç sağlamak, fütüvvete sığmaz.”(*)

Kitabın ortasından girelim söze.

Adam gibi adam olmak için, insan gibi İNSAN olmak için hayatı ve zamanı iyi değerlendirmeliyiz. Hayata hayırlı, güzel, iyi anlamlar yüklemeliyiz ki mutlu olalım.

Bunun için de hayatı anlamak gerekiyor.

Alabildiğine dünyacı ve nefsÎ yaşayan bir kimse hayatı ne anlamış ne de anlamlandırabilmiştir.

İşi gücü “desinler” olan; riyakâr, hırs ve haset küpüne dönüşmüş olanlar da dünya hayatının lezzetlerinden, ahretin nimetinden mahrum kalanlardır. Ne acı!

CİMRİLER, kendisinden başkasını düşünmeyen, düşünemeyenler de bu cümleden olup, ot gelip saman gidenlerdir…

Cömert olabilmek, beyni ve kalbi iyilik üzere kurulu; sevgi üzere kurulu, hasılı karakteri düzgün, gen’leri düzgün olabilmek.. İşte bu ANLAYARAK ve ANLAMLI  yaşamak demektir.

Rahmetli hocaların hocası Mahir İZ Hoca dermiş ki talebelerine: “Evlatlarım, okulunuzu bitirip muhtelif yerlerde görevler alacaksınız. Kiminiz memur, kiminiz amir, öğretmen, akademisyen, üst düzey yetkili vb. olacaksınız. Sakın ha CİMRİ olmayın. Daima CÖMERT olun. SADAKA ve ZEKÂTINIZI tam verin. Zekat miktarı mala sahip değilseniz de elinizi açık tutmayı bilin. SADAKA verin. Mesela maaşınızı aldığınızda,  Allah’a teşekkür edin, hamdedin.  Nasıl? Zekat nisabı üzerinden, mesela %2.5 üzerinden, yakınlarınızdan başlayarak arayın, ihtiyaç sahiplerine SADAKA verin. Ben öyle yapıyorum.” Dermiş.

Allah ondan razı olsun. Mekanı cennet olsun. Bu ne güzel bir öğüt…

İşte hayatı anlamlandırmak böyle bir şey.. Hayata  güzellik katmak, ahirete sermaye yapmak böyle bir şey.

Bir büyüğüm,“Zenginlik elbisesi herkese yakışmaz evlatlar…!” derdi. Para-Dünya-Servet mıknatıs gibi, bir girdap gibi insanı çeker ve oyalar insanı. Paçayı kaptıranların sonu cimriliktir, haraptır. Haraptır çünkü CİMRİLİK küfre bulanmaktır bir nevi. Rahmanî değil, şeytanî bir özelliktir.

İşçi, Çiftçi, memur, amir, işadamı, ihracatçı, ithalatçı, bakan, müsteşar, milletvekili vb. her kim eline az veya çok mal, para, varlık geçtiğinde bunu temizliyor; zekat veya sadakasını veriyorsa o kişi akıllı ve uyanık kişidir. Kendisine verileni, kendisinden bilmeyip, veren Yüce Yaradan’a şükreden, hamd eden kişi, akıllı ve uyanı kişidir. Ne mutlu onlara..

Mesela, Bir resmi veya gayr-i resmi çalışan düşünelim. Maaşını aldı 3000- 5000 TL. Neyse. Hemen %2.5 luk bir miktarını sadaka olarak ayıracak ve verecek. Bakınız 3000 lirada 75 lira, 5000 lirada 125 lira… Bunu veremeyen cimriler sınıfına girer. Hayatını kendi elleriyle mahveder. Hele çok kazananlar… Daha çok… diye hırslanmak yerine, zekatını vermiyorlarsa veyl onlara..!

İşte İslâm’ın sosyo-ekonomik boyutu buradan başlıyor.

VERECEKSİN… Elin açık olacak… Cömert olacaksın… Verirken de yüze kakmayacaksın… İsimsiz kahraman olabilirsen CENNETLER seni bekliyor ey insan…! Gelin gölgemizin peşinde koşar gibi, hırs tuzağına yakalanıp da hayatı anlamsızlaştırmayalım…

Attığımız adımdan, aldığımız nefesten, kalbimizden geçenden, düşüncemizi dönüştüren hayallerden vb. haberimiz olsun.

Ahlak olsun, Cömertlik olsun, hamiyyet olsun, paylaşmak olsun..

Nefislerin zebunu olmaktan daima Allah’a sığınalım.  Hülasa anlayarak ve anlamlı yaşayalım… Vesselam. Allah’a emanet olunuz değerli okurlar…

(*) Fütüvvet: Alçakgönüllülük, yiğitlik, eliaçıklık, başkalarını sevmek, dünya malına önem vermemek, hoşgörü vb.

M. Ali Aktar

Eğitimci

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol